Bir asansör meselesi

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Processed with VSCO with b5 preset
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Yukarı çıkmak için bekledikleri asansörün hem aşağı hem de yukarı kat çağrı tuşuna basan insanların arasındayım. Asansör kuyruğundayım. Kalabalık bir plazada çalışmanın en boktan kısımlarından birisi… Bir diğeri de şirket etkinlikleridir. Ne diyordum? Ha! Asansör kuyruğu! İyi üniversitelerin iyi bölümlerinden mezun olmuş yüzlerce insan şark kurnazı gibi odalarına çıkmak için binecekleri asansör aşağı katlara doğru inerken dahi asansöre biniyorlar. Lobide asansör beklerken eksi birinci ya da eksi ikinci kata inen bir asansöre binmenin sebebi daha fazla beklemeden masalarının başına dönmek istemeleri. Bu arada eksi birinci, eksi ikinci diye kat olur mu emin değilim? Sayı doğrusu değil ki bu! En alt kat ilk kattır. Lobiyi orijin olarak almak bana asla mantıklı gelmemiştir.

Doğası gereği etiğin çok mühim olduğu bir meslek icra edilen bir iş yerinde çalışan insanların mesai arkadaşlarına karşı etik kaygısı gütmeden davranabilmelerindeki ironi benden başka kimsenin sikinde değil. Daha geçen hafta şirket “Değerlerimiz” temalı bir gün belirlendiğini açıkladı ve aynı lobide arkamda şirketimizin “Değerlerini” simit kanepe, türlü tatlı unlu mamuller yiyerek ve plastik bardakta sınırsız çay-kahve içerek kutladık halbuki. Değerlerimizin ilk sırasında da “etik davran” vardı iyi ki… “Fark yarat, önemse, birlikte çalış ve mümkün olanı yeniden hayal et” şeklinde diğer değerler “etik davran” değerini takip etmekteydi.

Bu asansör meselesinin en güzel tarafı ise lobiden aşağıya inen asansöre binen insanların asansörün kapısı eksi birinci ve eksi ikinci katta açıldığında dakikalardır orada asansör bekleyen ve bir umut kapısı açılan asansöre bineceklerini düşünen mesai arkadaşları ile göz göze geldikleri andır. Kimisi çok soğukkanlı bir biçimde ve anormal bir durum yokmuş gibi mesai arkadaşlarının arkasındaki duvara bakışlarını kitler, kimisi yüzüne sevecen bir gülümseme takınıp “evet yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum ama bakın ne kadar sevimliyim ve kıdem olarak sizin üstünüzüm, dalağınızı sikerim, sakın yargılar bakışlar yöneltmeyin” kozunu oynar.

Asansörün dışında bekleyenler de çeşit çeşittir tabii. Asansörün içine hızlıca göz atıp “ters bir tepki verirsem göt altına gider miyim lan?” hesabı yapan samimiyetsizler, asansördekilerle göz teması kurmadan serzenişte bulunarak kendi cesaretine hayran olarak özgüven tazeleyenler… Ha bir de asansör ne kadar dolu olursa olsun kendileri için yer olduğunda ısrar eden, genelde kırk yaşının üzerindeki balık etli yönetici asistanları ya da kıdemli yöneticiler vardır. (Önemli not; her iki cinsiyetten de insan olabilir bu örnekte, cinsiyetçilik suçlaması ile uğraşmak istemediğim için ayrıca belirtiyorum.)

Asansör bekleyenlerin yanından bazen de çok üst düzey yöneticiler, şirket ortakları filan geçer. Asansör bekleyenlere bakarak babacan olduğunu sandıkları soğuk ve bayat bir pilav üstü tavuk kadar tatsız tavırları ile “Yahu hepiniz genceciksiniz, asansör bekleyeceğinize merdivenleri kullansanıza hem spor olur, sağlığınız için de faydalı” gibi dalyarak dalyarak laflar ederler. Malum gençlerin içerisinden kimse “Be iletişimine sıçtığım, hayatın gerçeklerinden kopuk lavuk, biz senin gibi şoförümüzün kullandığı araba ile Kuzey Ormanları tarafındaki evimizden gazete okuya okuya gelmiyoruz işe, toplu taşımada aktarma yapa yapa seyahat ederek ofise varıyoruz, iflahımız sikiliyor, on küsur kat merdiven çıkacak halimiz mi kalıyor?!” demez, diyemez, götü yemez zira. Bunun için de kimseyi suçlayamam.

Neticede eninde sonunda bir asansöre binilir, hafta sonu etkinliklerini ballandıran, çocuğunun jimnastik/piyano/yüzme (artık hangi kursa gidiyorsa o çocuk) kursunda ne kadar eğlendiğini ve kurs konusu faaliyete ne kadar yatkın olduğunu nefessiz bir biçimde ağzından tükürükler saçarak dile getiren ya da eskiden vizesiz gidilen ama artık vize isteyen ve herkes gittiği için çok bozan (o ne demekse) Dubrovnik’in haline üzülen mesai arkadaşlarıma üç beş dakika daha maruz kalıp katıma ulaşır ve masama varırım. Artık mesai bitimine kadar rahatım, bu öğlen de başardım.