Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

aylin yazi gorseli
Üst kapağında “korku bilgidir, onu yoksaymayın” yazan bir kuru üzüm kutusu fotoğrafı.

 

Birini beklerken vakit öldürmek için kitapçılarda boş boş gezinirken ilk olarak “inceleme” başlıklı raflara yöneliyorum. Bu raflarda onlarca, hatta yüzlerce yıldır ulusal/küresel kamuoyundan özenle saklanmış çeşitli hakikatlere açılan aydınlık bir geçit, KDV dahil aşağı yukarı 14,99 TL karşılığında aralanabilen bir sır perdesi oluyor. Güncel siyasete yön veren Tapınak Şövalyeleri’nin sıralı tam listesini, aramızda kamufle halde yaşayan uzaylıların kaç tanesinin Müslüman olduğunu veya Atatürk’ün hiç bilinmeyen sürpriz kimliğini bu rafların açtığı ayrıcalıklı portal sayesinde öğrenebiliyor, hakikate uzanan meşakkatli yolda gafil dostlarınıza tur bindirmenin haklı gururunu yaşayabiliyorsunuz. Bu rafların olmazsa olmazlarından, -biraz da abartarak parodisini yaptığım- komplo teorisi içerikli bu kitapları ben de hayli komik buluyor ve vakit geçsin, eğleneyim falan diye inceliyorum, evet; ama bu yazıyı da aslında bu kitapları yermek, onlarla dalga geçmek için yazmıyorum. Aksine, kulağa ne kadar akıldışı gelirlerse gelsinler, çoğu zaman korku ve güvensizlik hislerinin ürünü olarak hayatımıza katılan komplo teorilerine neden gülüp geçilmemesi gerektiğini özetlemeye çalışmak istiyorum.

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

deda dna
Görsel tasarım: Can Gündüz

“Genetik” kelimesi, bilim adamlarının laboratuvar ortamından dışarı çıkamazmışcasına bir çekinceyle, sanki gündelik sohbetlerde hak ettiği yeri bulamıyor. Halbuki, farkında olmadan, çok daha içgüdüsel ve geleneksel şekillerde, kendi mikrokozmosumuzun genetik mühendisliğini yapıyoruz ve de doğanın kendi genetik dönüşümüne tanık oluyoruz. Daha lezzetli meyveler yemek üzere aşıladığımız bahçelerimizdeki meyve ağaçları, sevimli yavrular elde etmek üzere komşunun cins köpeğiyle çiftleştirdiğimiz köpeğimiz ya da güzel ve iyi huylu çocuklar dünyaya getirmek için seçtiğimiz eşler, “oğlan dayıya, kız halaya” teorisi ve Mahmut Tuncer, en basit şekilleriyle hibridleşmenin gündelik hayatımıza yansımalarını gösteren örnekler. Bizler de hayatımız boyunca genetik ya da hibrid kelimelerini telaffuz etmesek, en fazla bazen “şeker bizde ırsi” gibi cümlelerle ima etsek de, aktif ve pasif roller ile genetik değişimlerden bilim adamları kadar sorumluyuz. Büyük bir sorun ise, genlerin sadece daha iyi fırsatlar için hizmet etmek üzere oldukları gibi durmayıp, mutasyonlar sonucu ya da kalıtım kaskadının türlü latifeleri sonucu, tedavisi çoğu zaman olmayan hastalıklara da neden olmalarından kaynaklanıyor. John Lennon’ın ünlü sözünden yola çıkarak cümleyi tekrar kuracak olursak; “Genetik, sen planlar yaparken başına gelenlerdir” belki de…

Burç Köstem, burckostem@gmail.com

Delik kazmak içindir…
Delik içinden bakmak içindir,
Dünya üstünde durmak içindir. (1)

Dünya, Dubai tarafından İran Körfezi sularında kum ve taştan inşa edilmiş 300 adadan oluşuyor. Dubai yönetiminin Hollandalı “deniz tarama” (dredging) şirketleriyle anlaşarak inşa ettiği bu adaların esas amacı, şehrin sınırlı sahil şeridini uzatarak, plaja yakın otel ve evler inşa etmek. Kuşbakışı dünya haritasını anımsatan Dünya adaları, aslında kapitalizm ve modern dünyayla ilgili bazı alışılageldik tespitlerin en yalın halleriyle görülebileceği yerler. En başta dünyayı ulus devletlere ayrılmış, eşitsizliklerden arındırılmış düz bir yüzey olarak tahayyül etmek ve bu yüzeyi topyekun tüketime adanmış bir sahil kıyısına dönüştürmek oldukça düşündürücü. Dahası şehirden fiziksel olarak ayrılmış olan adalar aslında birer kapalı site (gated community) görevini de görüyor. Toplam yüz ölçümü 800 futbol sahasını aşan Dünya adaları, Dubai’nin pek çok suni ada inşasından sadece biri. Bu suni adalardan Palm Cumeyra’da hali hazırda insanlar yaşıyor. Ancak Dünya adalarında ev ve otel inşaatları, gerek 2008 finansal krizi, gerek adaların batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasından dolayı bir hayli gecikmiş. Yatırım ağırlıklı olan bu “çılgın projeler,” inşa aşamasında yolsuzluk ve adaletsizliğe bürünmüş birer rant kapısı olarak da işlev görüyor. Ancak bu ekonomik ilişkilerin ötesinde suni adalar aynı zamanda insanın ve teknolojinin doğaya karşı edindiği en son zafer, refah ve medeniyetin simgesi ve hatta birer ulusal gurur kaynağı olarak yansıtılıyor.

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

isciler_1_web
Çizim: Elif Mercan

Son bir yıldır okuduğum en ilginç ve benim gözümde en önemli haberlerden biri Kaliforniya’dan gelen bir haber. Haber kısaca şu: sensörlerle donatılmış bir robotik kol geliştirilmiş ve bu robot bir hamburger zincirinde ızgara üzerinde pişen hamburger köftelerini çevirmekle mükellef. Son derece basit bir iş yapıyor yani; normalde 16 yaşında, bir günde bu işi öğrenip asgari ücret bile diyemeyeceğimiz bir ücret alarak bu işte çalışanların yaptığı bir iş. Bu haber neden bu kadar önemli peki?

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

bitcoin_2
Çizim: Elif Mercan

Birkaç yıldır küresel finansal sistemin üzerinde bir hayalet dolaşıyor, bitcoinin (veya kripto para birimlerinin) hayaleti. Bu hayaletin hedefi, para birimlerinin tabi olduğu merkeziyeti ortadan kaldırmak ve parayı bağımsızlaştırmak. Yazıya aşırı kullanılmaktan aşınmış bu Karl Marx alıntısıyla başlamamın sebebi entelektüel pozculuk değil, yazının konusu olan bitcoinin yaratıcısının gerçekten bir tür hayalet olması. En popüler kripto para birimi olan bitcoin, kendisini Satoshi Nakamoto adıyla tanıtan gizemli bir (veya birden fazla) yazılımcının icadı. İsim kulağa Japonca gibi gelse de bu kişi veya grubun uyruğu veya diğer özellikleri hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bitcoin kağıt para gibi fiziksel varlığı olmayan, düşük işlem ücretleriyle elektronik ortamda hızlı şekilde değiş tokuş edilebilen bir para birimi. Geleneksel parayla arasındaki en önemli fark, arkasında merkezi bir otorite bulunmaması. Ulusal para birimleri bağlı oldukları merkez bankalarının para politikaları etkisinde değer değişimi yaşama olasılığına açıkken, tamamen bağımsız olan bitcoinin değerini belirleyen tek şey kullanıcılarının harcama davranışları.

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

minimalist_bir_hayata_dogru
Çizim: Elif Mercan

Aslında hiç de böyle bir planım yoktu; zamanlaması dahi o kadar tesadüfi ki, bazen bilim insanı kimliğimle çelişircesine kadere inanasım geliyor. Bu yaz Viyana’ya gittiğim konferans sonrasında liseden bir sınıf arkadaşımın evinde misafirdim. Evi çok küçük ve çok uzun zamandır bu evde yaşıyor, evini değiştirmek istiyor, ama o kadar merkezi bir konumda yeni kiraya çıkmak finansal olarak külfetli. O da bu mekanın içerisinde kendine çözümler ararken, Marie Kondo ile tanışmış. İlgilisi muhtemelen bilecektir, Konmarie usulü ismini verdiği yöntem ile, Kondo yaşam mekanlarımızı toplayıp sadeleştirerek rahatlayabileceğimizi iddia ediyor. Bana da tavsiye etmişti, aklımdaki okuma listemde yerini aldı kitap. Bu sırada Ahmet “şu kitaplarını ne zaman okuyacaksın?” diye dürtüklüyordu, ama buna cevabım “tamam, kafamdaki listedekileri de kuleme ekleyip sonra jengaya başlayabilirim,” oldu. Kule yıkılana kadar, oku Melis!