Kategori: Teknoloji

Bitcoin, kripto para ve dışlayıcılığın varoluşsal krizi

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

bitcoin_2
Çizim: Elif Mercan

Birkaç yıldır küresel finansal sistemin üzerinde bir hayalet dolaşıyor, bitcoinin (veya kripto para birimlerinin) hayaleti. Bu hayaletin hedefi, para birimlerinin tabi olduğu merkeziyeti ortadan kaldırmak ve parayı bağımsızlaştırmak. Yazıya aşırı kullanılmaktan aşınmış bu Karl Marx alıntısıyla başlamamın sebebi entelektüel pozculuk değil, yazının konusu olan bitcoinin yaratıcısının gerçekten bir tür hayalet olması. En popüler kripto para birimi olan bitcoin, kendisini Satoshi Nakamoto adıyla tanıtan gizemli bir (veya birden fazla) yazılımcının icadı. İsim kulağa Japonca gibi gelse de bu kişi veya grubun uyruğu veya diğer özellikleri hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bitcoin kağıt para gibi fiziksel varlığı olmayan, düşük işlem ücretleriyle elektronik ortamda hızlı şekilde değiş tokuş edilebilen bir para birimi. Geleneksel parayla arasındaki en önemli fark, arkasında merkezi bir otorite bulunmaması. Ulusal para birimleri bağlı oldukları merkez bankalarının para politikaları etkisinde değer değişimi yaşama olasılığına açıkken, tamamen bağımsız olan bitcoinin değerini belirleyen tek şey kullanıcılarının harcama davranışları.

Reklamlar

Minimalist bir hayata doğru: sosyal medya orucu

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

minimalist_bir_hayata_dogru
Çizim: Elif Mercan

Aslında hiç de böyle bir planım yoktu; zamanlaması dahi o kadar tesadüfi ki, bazen bilim insanı kimliğimle çelişircesine kadere inanasım geliyor. Bu yaz Viyana’ya gittiğim konferans sonrasında liseden bir sınıf arkadaşımın evinde misafirdim. Evi çok küçük ve çok uzun zamandır bu evde yaşıyor, evini değiştirmek istiyor, ama o kadar merkezi bir konumda yeni kiraya çıkmak finansal olarak külfetli. O da bu mekanın içerisinde kendine çözümler ararken, Marie Kondo ile tanışmış. İlgilisi muhtemelen bilecektir, Konmarie usulü ismini verdiği yöntem ile, Kondo yaşam mekanlarımızı toplayıp sadeleştirerek rahatlayabileceğimizi iddia ediyor. Bana da tavsiye etmişti, aklımdaki okuma listemde yerini aldı kitap. Bu sırada Ahmet “şu kitaplarını ne zaman okuyacaksın?” diye dürtüklüyordu, ama buna cevabım “tamam, kafamdaki listedekileri de kuleme ekleyip sonra jengaya başlayabilirim,” oldu. Kule yıkılana kadar, oku Melis!

Organik yaşantılar ve fotokopi günler

Fergül Çırpan, Fergul.Cirpan@fco.gov.uk

Herkesin kendi içine döndüğü ve organik beslendiği bir zamandayız. Bu içe dönüş ve meditatif yollarla yakalanan özü algılama durumu her nedense bir dikta haline gelip adeta zorunlu bir trend durumunu alıyor. Gerçekten iyi miyiz yoksa iyi gibi mi görünüyoruz… Burada düğümleniyor gerçeklik ve ekranlardan öteye gidemiyor.

Kendinize aynada bakıp ‘İyi misin?’ diye sormayı bir deneyin bakalım…

Neden inovasyon yapamıyoruz?

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Sözcü’nün 25 Ağustos tarihli sayısında, Ege Cansen’in “Çok Mühendis, Yok Mühendis” başlıklı yazısı yayımlandı. Yazıda Cansen, sanayi kuruluşlarında ücretlerin unvana göre verilmesinin, mühendisleri AR-GE’den uzaklaştırarak yöneticilik yapmaya ittiğini, bunun da AR-GE çalışmalarına darbe vurduğunu anlatıyor. Oysa yaratıcı mühendislerin genel müdürden daha yüksek maaş alabilmesi gerektiğini söylüyor. Cansen, şöyle diyor:

Sanayi firmalarımızın, hem “kg fiyatı” hem de “ulusal katma değeri” yüksek ürün ihraç edebilir hale gelmesi, ülkemizin “orta gelir tuzağından” kurtulma hedefine varması için izlemesi gereken anayolun (stratejinin) adıdır. Bu stratejinin üzerine oturacağı iki büyük proje vardır. Bunlardan birincisi, üniversitelerimizin “temel araştırmaya” daha fazla yönelmesidir. İkincisi de sanayi firmalarının “Araştırma ve Geliştirme” faaliyetine daha fazla kaynak ayırmasıdır. Sanayide araştırma daha doğrusu geliştirme denince, firmanın karşısına bu işi yapacak mühendis bulma sorunu çıkar.

Cansen’in yazısı şirketlerin ücret politikalarına odaklanıyor, ancak Türkiye’de AR-GE faaliyetlerinin önündeki engeller bununla sınırlı değil. Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi İlker Birbil ve İzmir merkezli LED aydınlatma armatürleri üreticisi Omega Elektronik’in genel müdürü Mümtaz Bademli, Türkiye’de inovasyonun karşısındaki engelleri ve bu engellerin nasıl aşılabileceğini anlattılar.

Bir diyeceğim var benim!

Aycan Koç, aycankoc@hotmail.com

Belki çok şaşırtacak kimisini söyleyeceklerim; büyük bir aydınlanma, derin bir örselenme, apansız bir dönüşüm yaşayacaklar kim bilir. Zira aydınlanıp dönüşmenin, örselenip düşmenin, düştüğün yerden gürültüyle kalkıp tekrar yürümenin, yürüdüğün yolu daha önce kimse yürümemişçesine dillendirmenin zamanındayız şimdi biz. Sosyal medya hesaplarında mutluluklarımızı kusmanın vaktindeyiz. Düşüncelerimiz çok değerli, anılarımızı herkes görmeli, kanaatlerimiz ne kadar havalı olduğumuzun en büyük göstergesi!

Teknoloji ve ekonomi

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

Toplumun yapısını ekonomik ilişkiler, ekonominin yapısını ise teknoloji belirler. 21. Yüzyıl’ın başında, önümüzdeki yirmi yılda ciddi ekonomik değişimler getirecek teknolojiler karşımızda: yapay zeka, ileri robot teknolojisi, şeylerin interneti ve üç boyutlu print yapabilme yeteneği.

Yapay zeka teknolojisi, elektronik sistemlere daha önceden birebir senaryosuna maruz kalmadıkları yeni problemlere kendi başlarına çözüm geliştirebilme şansı getiriyor. İleri robot teknolojisi sadece üretimde değil artık hizmet sektöründe de işçilerin yerini almaya başladı. Yakın zamanda Japonya’da çoğunluğu robot hizmetlilerden oluşan bir otel işletmeye açıldı bile. Şeylerin interneti ise çoğu kullandığımız aygıtın biz insanlar araya girmeden birbirleriyle haberleşebilmesini, sorunları tespit edip çözümünü hazırlayarak hayatımızı kolaylaştırmasını sağlıyor. Üç boyutlu print ise fiziksel materyelleri istediğimiz şekle insan eli değmeden sokmaya yarıyor.

Sanal alemler çocuk oyuncağı değil

Yalın Solmaz, ysolmaz@gmail.com

Bir uzay gemisinin içindeyim. Önümdeki sedyenin üzerinde gri renkli bir uzaylı yatıyor; anlaşılan ölü ele geçirilmiş. Kafası gövdesine göre çok büyük ve kocaman gözleri halen açık. Solumda ve sağımda istemeyeceğim kadar operasyon aleti var, adlarını bilmediğim, dişçilerin kullandığı aletlere benzeyen ama onların beş katı büyüklüğünde. Bulunduğum oda bir kokpit gibi. Her yer cam ve camın ötesinde ucu bucağı belli olmayan uzay var. Bir sürü yıldız, galaksi, renkler, vesaire.