Kategori: Hilal Kara

Söz uçar, kent kalır

Hilal Kara, hilal.kara@yahoo.com

img-911140555-0001
Görsel: Pınar Dönmez

Roland Barthes, kenti taşla yazılmış yazı olarak tanımladığında takvimler 1963 ile 1973 yılları arasında bir yerleri gösteriyordu ve Barthes tanımlamasına şöyle devam ediyordu: Kent bir söylemdi ve bir dildi de, sakinleriyle konuşan, sakinlerinin içinde dolandığı, dolanarak konuştuğu bir dildi. Barthes, 2018 kentlerinden, Ankara’nın kuzey girişindeki parıltılı, ışıltılı, led ışıklı yüksek binalara ev sahipliği yapan Pursaklar’ı görseydi ya da İstanbul’un büyümesi durmayan ve artık pantolonunun paçaları kısacık gelen, daima kızgın, asabi ergen çocuk hâllerini görseydi, gösterge bilimsel serüveni nasıl bir kâbusla sonlanırdı kim bilir. Acaba, şu an parıltılı led ışıklı rezidansların süslediği, güvenlikli güvensizlikli sitelerin kol kola gezdiği herhangi bir dünya kentinin dili ne olurdu? Dünyayı sanki TOKİ mi sarmıştı ne? Kentlerin dili TOKİ dili miydi? Belli bir rant üretiminin, belli bir yeniden dağıtım mekanizmasının belli güçlerde toplaşması… Evet, bu galiba TOKİ dili olmalı ama kentin taşlarına her gün çarpan ve düşen, kalktıkça düşen, düştükçe kalkan, kendi aksanını anbean üreten kentin gündelikçi sakinlerinin dili neydi, ne olabilirdi?

Reklamlar