Kategori: Seyahat

Başka bir hayat mümkün…

Seçil Bozdağ, secilbozdag@gmail.com

IMG_9546

Neye ihtiyacın olursa bir şekilde önüne çıkan, her isteğe uygun keyif ve eğlence anlayışını mümkün kılan, insanların daima güler yüzle dolaştığı, kendilerini güvende hissettiği, herkesin kimliklerinden ve yargılarından sıyrıldığı ve sadece kendileri gibi davrandığı bir yerde olmak ister misiniz?

Lübnan’dan notlar

Aslı Altınışık, aca04@mail.aub.edu

syrie-et-liban-1935-PO-9-8

Suriye’deki iç savaştan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen Lübnan, Kasım ayında başbakanının istifa etmesi ve yaklaşık üç hafta sonra görevine geri dönmesiyle çalkantılı bir dönem geçirdi. 2017’nin son birkaç ayındaki siyasi durumu, ülkenin Suriye ile olan geçmişi çerçevesinde ve gölgede kalan birkaç noktaya dikkat çekerek değerlendirmeye çalışacağım.

Nükleer tehditle yaşamak

Özge Taylan, taylan.ozge@gmail.com

kore1 cmyk

DMZ- 3 Kasım 2017
Kalabalık bir grup arkadaşımla, DMZ gezisine katıldık. O kadar fırtına ve yağmur vardı ki, güç bela gözlem yerine çıkabilen birkaç kişiden biriydim. İçeri girdikten sonra kurulanırken, Koreli yaşlı bir teyze benimle sohbet etmeye başladı. Klasik “nereden geldin”, “gezgin misin”, “hangi okulda okuyorsun”, “mesleğin ne” gibi soruları ile ilerleyen muhabbetimiz sonrasında bu anahtarlığı bir kesenin içinde, barışı ne kadar çok istediklerini belirterek verdi: Gun of Heart/Kalbin Silahı.

Sınıra takılmış bir gezi yazısı

Beril Açıkgöz, berilacikgoz@gmail.com

Beril Acikgoz cmyk
Görsel: Beril Açıkgöz

Burası Romanya-Macaristan sınır karakolu. Arad’ın bir şehrindeyiz ama tam olarak neresi bilmiyorum. Saat gece üçü biraz geçiyor. Vizemizin Romanya’ya girmek için uygun olmadığı gerekçesiyle apar topar trenden indirildik. Arkadaşım çok gergin, yüzü beyazlamış, eli ayağına dolaşmış durumda. Bense kaç gündür uykumu alamamanın verdiği bezginlikle yataklı vagonun cânım ranzasından güç bela kalkabildim.

“İsveç’te yaşıyormuş gibi”

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

Arada sırada okuduğum köşe yazılarında karşıma çıkan bu deyimi de/da’nın 8. sayısında Irmak Akman’ın yazısında da gördüm. Yazının tartıştığı şey Türkiye’nin hali dumanlığına tezat, başka havalarda yaşama haliydi. Yazıda beni özellikle meraka sevk eden şey ise başlıktaki deyimin kullanılmış olması ve bununla bağlantılı olarak Irmak’ın 2013’te yazdığı bir yazıdan yaptığı şu alıntıydı:

Mesela ezkaza İsveç’te doğmuş olsak şu anda yaptığımız suya sabuna dokunmayan işleri daha bir gönül rahatlığıyla yapabilir, suya sabuna dokunmayan hayatımızı daha bir gönül rahatlığıyla yaşayabilirdik.

Bangkok’a doğru…

Nihan Yığın, nhnygn@gmail.com

“Öyle bir havası var ki, Türkiye’nin en nemli şehri bile serin kalır Bangkok’ta hissedilen nemin yanında,” diyor arkadaşım Tayland’a gideceğimi söylediğimde ve ekliyor, “İstanbul’dan farkı yok aslında. Binalar, trafik, kaos… Tabii o kadar yol gitmişken görmeden olmaz. Üç gün kalsan yeter, daha fazlası zaman kaybı.”

Gezi notları: Odesa

Selçuk Türkmen, hselcukturkmen@gmail.com

Ukrayna yakın geçmişte uluslararası politikalar gündeminin üst sıralarında yer bulan bir ülke. Gerek 2004 yılında yaşanan Turuncu Devrim, gerekse 2013 yılının sonlarında başlayan Euromaidan protestoları ve onu izleyen olaylar uluslararası politikalar için yaşamsal etkileri olan gelişmelerdi. Şimdilerde, Ortadoğu’daki gelişmelerin ağırlığı karşısında Ukrayna krizi, Kırım ve Donbas sorunları unutulmuş görünüyor. Bu sorunlarda Ukrayna’nın Avrupa ve Rusya arasında hem politik hem de toplumsal bölünmüşlüğünün rolü büyük. Bu durumu günlük yaşamda gözlemlemekse güç değil. Kent adları güzel bir örnek. Odesa Ukraince, Odessa Rusça. Artık unutulmuş olan Türkçe adıysa, on beşinci yüzyıl sonlarında kenti ele geçiren Kırım Hanı Hacı Giray’dan dolayı Hacıbey.

Gezi notları: Kişinev

Selçuk Türkmen, hselcukturkmen@gmail.com

Yaklaşık bir yıl önce kısa bir Kişinev gezisinden döndüğümde, izlenimlerimi soran arkadaşlarıma kestirme bir yanıt vermiştim: Gitmezseniz çok şey kaçırmazsınız. Sovyet ve postsovyet gerçekliğin hemen her türünden merak, ilgi ve büyülenme karışımı bir duyguyla etkilendiğim halde, o zaman gerçekten Kişinev’den etkilenmeden döndüğümü düşünüyordum. Bir yıl sonra, pek de öyle olmadığını ayrımsıyorum.

Değişik memleket dedikleri yer: Hindistan

Fergül Çırpan, fergulc@gmail.com

İçten içe çekiniyorsunuz… biliyorum. Pis diyorsunuz ve kötü kokuyormuş sokakları. Kalabalıkmış çok ve insanlar çok fazla ve çok pislermiş. Sokaklarda yemekler. Dolu dolu baharatlarla dolu garip garip yemekler. Fareler diyorsunuz… onlar bile saygı görüyormuş. Evcil hayvan olarak besliyorlarmış onları. Odalar dolusu fareler var diyorsunuz. Süt içiyorlarmış kaselerden.

Anadolu’da bir ada: Eskişehir

Ercan Denk, ercandenk@hotmail.com

Unutulmaz bir hayal kırıklığıydı. Öyle ki, “Nevşehir’in gözünü seveyim” kendiliğinden dilimden dökülmüştü. “Yaşamaya değil, okumaya geldin” diye kendimi sakinleştiriyor, yoldayken heyecanıma yenik düşen uykumun ağırlığını hissediyordum. Otogardan otobüs durağına kadarki on dakikalık yolda gördüklerim bana, kasaba irisi bir yerde dört yılımı geçireceğimi söylüyordu. Otobüse bindikten sonra toparlanıp, adı hiç hatırlanmayan bir hafiyeyi birinin hafiyeden sayması, ona iş vermesi ve o hafiyenin de, işe koyulup titizlikle ipuçları toplamaya girişmesi edasında, şehirde şehir izi aramaya koyuldum. Birkaç küçük emareye rastladıktan hemen sonra, otobüs, tren yolundan geçti. Yunus Emre Kampüsü’ne kadarki bölümde gördüğüm manzara ile resmen koltuğa yığıldım. “Köhneşehir” ağır kaçmasın diye “Eskişehir” demişler, dedim; can çekişen birinin son sözleriymiş gibi. Yirmi dört yıl olmuş.