Devrim Alp, devrimalpozay76@gmail.com

Sabah yerinden sıçrayarak uyandı. Karısı Zeliha yanında uyuyordu. Saat 06:30’du. Bugün mesaisi yoktu ve her Pazar yaptığı gibi kahveye gidip arkadaşlarıyla okey oynayıp oyalanacak, akşam karısının pişirdiği bulgur aşını yiyecek, “su ısıt Zeliha” deyip halvet olup abdestini alıp uyuyacaktı. Nedense içinde bunları yapmak için hiçbir istek yoktu.

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

yevmiye
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

“Hep Gazanfer abinin işleri bunlar!” diye söylendi kendi kendine. Dün akşam Zeyrek’ten Fatih’e bekar odasına doğru seğirtirken yolda karşılaşmışlar, “Cemil, Salı sabahı yanıma uğra bir boya işi var, seni de yollayayım,” demişti. Eminönü’nde yediği balık ekmek – helva sonrası çay isteği giderek arttığı için şaklattığı damağını bir kez de keyifle şaklatmış ve “İyi lan, yarının da yevmiyesi çıktı!” diye sevinmişti.

Ahmet Uçar, a.ucar@ed.ac.uk

Kare_Ahmet_Ucar
Fotoğraf: Elif Mercan

Evin anahtarlarını üstüme bir beden büyük montumun kocaman cebine koydum ki şıngırdasın. Montumun içinde kaybolayım ve anahtarın sesi de bir evimin olduğunu hatırlatsın adım başı, böyle iyi.

Yine trafiğe yakalanmışçasına geciken metroyu beklerken müzik dinlemiyorum. Bir kurala göre dizilmiş notalar ve üzerine yazılmış laflar beni derinleştirebilir fakat ben olabildiğince yüzeyde kalmaya çalışıyorum. Kimsenin yüzüne de bakmıyorum çünkü bazı yüzler şarkılardan daha hüzünlü olabiliyor.

Nihan Yığın, nhnygn@gmail.com

“Öyle bir havası var ki, Türkiye’nin en nemli şehri bile serin kalır Bangkok’ta hissedilen nemin yanında,” diyor arkadaşım Tayland’a gideceğimi söylediğimde ve ekliyor, “İstanbul’dan farkı yok aslında. Binalar, trafik, kaos… Tabii o kadar yol gitmişken görmeden olmaz. Üç gün kalsan yeter, daha fazlası zaman kaybı.”

Başak Bozkurt, basakbozkurt88@gmail.com

İsmi Sebla. Selma değil, Selda değil, Sebla. İsminin hakkını veren uzun kirpikli güzel gözleri var. Saçlarının uçları kırmızı. Kayıt gününden beri takip ediyorum kendisini. İlk yıl uzun saçlıydı, derslerde saçıyla oynar bazen kalemle topuz yapardı. Arkasına oturmayı başardığım ender zamanlarda kalemi çekip saçlarını özgür bırakmak isterdim ama hiçbir zaman denemedim. Daha doğrusu deneyemedim. İkinci sınıfta saçına perma yaptırdı. Üçüncü sınıfa geçerken saçlarını kestirdi. Sol perçemini kulak memesinin iki-üç parmak altında bırakıp uçlarını kırmızıya boyattı. Şimdi de böyle devam ediyor. Bu kadar detaya hâkim olmasına hâkimim ama arkadaşlıktan öte bir şey yok aramızda. Olur mu bilemiyorum. Olmaz herhalde. Yıllar içerisinde çeşitli girişimlerim oldu ama ne yazık ki bir sonuca bağlanamadı. Gerek böyle güzel bir kızın çoğu zaman yalnız kalmaması, gerek benim derslere devam edemeyişim, gerek sürü halinde takıldığımız arkadaş grubu derken baş başa kaldığımız anlar yeterli olmadı.

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Plaza insanları öğle saatlerinde tüm kibirli şıklıklarıyla butik restoranları hınca hınç dolduruyordu. Bir masada birbirini tanımayan ve aslında tanışmak istese bile bunun için bir hamle yapmayı çok aşağılayıcı bulan insanlar, çadırda iftara gitmiş havasında dipdibe gösterişli yemeklerini yemekteydiler. Çadırın ambiyansındaki samimiyetten ve dayanışmadan ise eser yoktu.