Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

eğitim yazısı basılı
Çizim: Pınar Dönmez

Sonbaharı çok severim. Özellikle Türkiye’de rehavet içinde geçen sıcak yaz aylarından sonra herkes işine döner, aradığınız kişiyi yerinde bulabilmeye başlarsınız, işler yürümeye başlar. Okulu bitirdiğimden bu yana 10 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Eylül ayının ilk serin rüzgarları bana hep okula dönüşü çağrıştırır.

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Suriye iç savaşına dair herkesin aklında yer eden en az bir vahşet öyküsü vardır. Örneğin ilk yayınlandığında şok etkisi yaratan canlı infaz videoları 2013 yazı gibi hayatımıza girmeye başlamıştı. Haber sitelerinin ana sayfalarına ilk kez düştüğü gün bu videolardan birini üniversitedeki ofisimizde, arkadaşlarla beraber biz de merakla izlemiştik. Irak kırsalından Suriye’ye seyir halindeki bir kamyon (o zamanlar adı dahi bilinmeyen) Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları tarafından durduruluyordu. Kamyonun içindekiler aşağı indiriliyor ve hangi namazın kaç rekat olduğu gibi İslami bilgilerinin sınandığı sorular soruluyordu. Araçtakiler soruları bilemeyince militanlar bu kişilerin Sünni Müslüman olmadığına kanaat getiriyordu ve birkaç saniye içinde aynı kişilerin yolun hemen kenarında kurşuna dizildiğine şahit oluyorduk. İnfaz sırasında ve sonrasında yükselen tekbir sesleriyle video final yapıyordu. 82 yaşındaki Suriyeli eski eserler genel müdürü ve arkeolog Halid Esad’ın, başından ayrılan gövdesinin Palmira’daki antik Roma sütunlarına asıldığı haberini okuduğum ana kadar, bu yol kenarı infaz videosu Suriye’deki savaşa dair benim aklımda en çok yer eden vahşet öyküsü olarak kalmıştı.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

IMG_3566

Adalet Yürüyüşü’ne, kortejin Gebze’den Tuzla’ya yürüdüğü 23. Gününde (7 Temmuz) katıldım. Sabah çok erken otobüsler kalkıyordu, ama ben o saatte oğlumu bırakacak kimse bulamayacağım için normal saatimde uyandım. Hiçbir arkadaşım Adalet Yürüyüşü’ne gitmiyordu. Benim de gidebileceğim son gün o Cuma’ydı, çünkü haftasonu gitsem yine çocuğu bırakma ve ailemin çeşitli üyelerine hesap verme gibi bir zorunluluğum olacaktı. (Ki mitinge giderken bu zorunluluk başıma dert oldu.) Oysa işe gittiğim varsayılan Cuma günü bana aitti.

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

img-529125804-cmyk
Çizim: Pınar Dönmez

Bu sıralar babam kendine yeni bir meşgale edindi: Yan Yol’da neler konuşabileceğimize dair bize önerilerde bulunmak. Kah bir kitap tutuşturuyor elime, kah gecenin bir yarısı “ödevimi yaptım” diyerek bir mesaj atıyor bir haber ya da bir makale eşliğinde. En son önerilerinden birisi, Rolf Dobelli’nin NTV Yayınlarından çıkan Hatasız Düşünme Sanatı II oldu. Rolf Dobelli’nin “yapmamamız gereken 52 düşünce hatası”nı kaleme aldığı ilk kitaptan sonra, ikinci bir ciltle bu 52 düşünce hatasına yapmamamız gereken 52 düşünce hatası daha eklemiş. Okuması çok keyifli; şiddetle tavsiye ederim. Hayal gücünüz de zenginse, kendinizi analiz etmeyi de seviyorsanız, kitap ve kitaptaki her bir düşünce hatası daha da keyif veriyor okurken.

Okan Doğan, okando@yandex.com

Türkiye’nin Ermeni sorunu, malum, tarihsel, sosyal, siyasi, diplomatik yüzleri olan karmaşık bir düğümler yumağı. Cumhuriyet tarihinin büyük bir kısmına damgasını vuran mutlak ilgisizlik ve bilhassa da 12 Eylül’den sonra yoğunlaşan hararetli bir inkâr döneminin ardından son on beş-yirmi yıldır bu meseleyle giderek daha çok meşgul olduğumuz, sürekli yeni şeyler görüp işittiğimiz yeni bir uğraktayız. Bu son dönem, belki bağlantılı, belki bağlantısız olarak Türkiye’nin kuruluşundan beri pikapta dönen şarkıların tükenmeseler de tükenmeye yüz tuttuğu ve herkesin Türkiye’ye yeni şarkılar yazmaya heves ettiği bir döneme isabet ediyor ayrıca. Dolayısıyla önümüzde tanıdık seslerin yeni yüzlere, yeni nağmelerin bilindik simalara çarpıp yankılandığı hareketli ve bereketli bir sahne var.

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

Arada sırada okuduğum köşe yazılarında karşıma çıkan bu deyimi de/da’nın 8. sayısında Irmak Akman’ın yazısında da gördüm. Yazının tartıştığı şey Türkiye’nin hali dumanlığına tezat, başka havalarda yaşama haliydi. Yazıda beni özellikle meraka sevk eden şey ise başlıktaki deyimin kullanılmış olması ve bununla bağlantılı olarak Irmak’ın 2013’te yazdığı bir yazıdan yaptığı şu alıntıydı:

Mesela ezkaza İsveç’te doğmuş olsak şu anda yaptığımız suya sabuna dokunmayan işleri daha bir gönül rahatlığıyla yapabilir, suya sabuna dokunmayan hayatımızı daha bir gönül rahatlığıyla yaşayabilirdik.

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Cumhurbaşkanlığı sistemini içeren anayasa değişikliği paketinin 16 Nisan’da oylanacağı referandum, meclisten geçtiği andan itibaren gündemde hakimiyetini kurdu. İki ayı aşkın süredir hemen hemen herkes “Evet” ve “Hayır” tercihlerini, değişiklik paketinin içeriğini ve kimin ne tür bir tercih yapacağını tartışıyor; neredeyse haftalık olarak yayınlanan anketleri takip ediyor. Son birkaç yıldır iyiden iyiye otoriterleşen iktidarın da etkisiyle kırılmalar yaşayan toplumun farklı alanlarda ve farklı biçimlerde referanduma dair görüşlerini yansıttığı görülüyor: futbol maçlarının tezahüratlarından sosyal medya fenomenlerinin videolarına, halk konserlerinde söylenen şarkılardan işçilerin tercihleri temalı fotoğraflarına kadar çoğu zaman yaklaşan referanduma gönderme yapıldığını görüyoruz.