Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Önceki sayfalarda gördüğünüz anketin sorularını hazırlarken, bir kaygı kaynağı olarak seçeneklerden birine “hukuksuzluk” yazdım ama tam olarak ne demek istediğimi de açıklama gereği hissettim. Hukuksuzluk ne demektir? Haksızlık nasıl tecelli eder? Parantez içinde, bence çok açıklayıcı olan şu tanımı yazdım: Hukuksuzluk haksız yere suçlanmak ve suçluların cezasız kalmasıydı. Bu yazıda, suçluların cezasız kaldığını (ya da korunmadığı için göz göre göre öldürülen kadınları, çocukları) gördüğümüzde neler hissettiğimizi ve güvensizlik duygusuyla baş etmek için başvurduğumuz yolları anlatmaya çalışacağım.

Pınar Yeşil Şenses, pinar.yesil@yahoo.com

Pinar print2
Çizim: Pınar Dönmez

Her kelimeyi tamlayan, kim bilir belki de tamamlayan; sosyetiğine ‘fobi’ gelen, çekenine avuç içi, ayak tabanı dâhil bilumum yer terlettiren, kalbini yerlerde küt küt sektiren, tansiyonunu eller üstünde gezdiren, adrenaline âşık, kortizole deli, ben diyeyim mayhoş, siz deyin kekremsi bir duygu korku… Kazanmakla kaybetmekte, beğenilmekle beğenilmemekte, yeni okulda, yeni hayatta, yeni işte, ilişkide ön sıradan yer ayırmış kendine. İhsan Raif Hanım’ın bundan neredeyse 120 sene önce döktüğü gibi dizelere, kimisinin mücrim gibi titremesi için mesela, yetermiş bakması istikbaline. Hep böyle büyük büyük, afili hedefleri yok elbet bu korkunun. Gece yolda yürürken duyduğunuz çıtırtıya, pireleriniz uçuşurken uyandıran gıcırtıya, düdüklünün fıslamasına, yılanın tıslamasına, hepsine talip, hepsine fit.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Facebook’ta Araştıran Anneler grubu üyesi annelere, günlük hayattaki korku ve kaygılarının annelikle birlikte nasıl değiştiğini ve yeni kaygılarıyla baş etmek için ne yaptıklarını sorduk. İşte aldığımız yanıtlar:

Arzu Boynukısa Soyalp
Ben eskiden kendime bir şey olmasından korkmazdım, yani hasta olsam, kaza yapsam hatta ölsem bile çok sorun değildi benim için. Ama şimdi canım çok kıymetli, bana bir şey olursa kızım ne olur diye bir kaygım oluştu anne olduktan sonra.

Elçin Cömert, elcincomert@gmail.com

Geçirdiğim en güzel tatillerden birinden dönerken bitti diye üzüldüğümü hatırlıyorum. Sonra düşünmüştüm, o anları yaşadığım için mutlu olmak yerine neden bitti diye üzülmeyi tercih ediyordum? Bu hayatta her şeyin bir sonu olduğunu bile bile bunu kabullenmek yerine neden isyan etmeyi seçiyordum? Aslında cevap basitti. “Korkularımız…” Gelecek korkusu, kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu… Kişiden kişiye değişen türlerine rağmen yarattığı etki aynıydı. Anı kaçırmak ve korktuğumuzun başımıza gelmesi.. Çünkü korku yüzünden hayatımıza yaydığımız negatif düşünceler ve gitgide düşen enerjimiz bizi başarmak istediğimiz her şeyden alıkoyar. Hayallerimizi gerçekleştirmek için gerekli olan gücü kendimizde bulamayız. Ve nihayet korkulan gerçek olur.

Ayşenur Kılıç, aysenurkilic.pols@gmail.com

moroccan woman
Fotoğraf: Ayşenur Kılıç

Kızılay’da genç bir kadınla çarpışmama ramak kala, refleks olarak özür dilediğimde –ve karşılığında aslında önüne bakmadan yürümekte olan kadının oralı olmadığını fark ettiğimde- Kundera’nın Alain’i hatırladım. Kendimin de Alain gibi bir ‘apologizer’ (özürcü) olduğunu o an fark ettim. Milan Kundera’nın Kayıtsızlık Şenliği adıyla dilimize çevrilen romanında Alain de bir kadınla çarpışmış, özür dilemiş ve karşılığında ‘gerzek!’ cevabını duyunca uzun bir sorgulamaya girişmişti. Sorgulamalarımız zaman zaman benzese de, Alain ile ayrı noktalara gitmiştik: O, istenmeyen çocuk olması durumunu düşünedururken, ben Türkiye’de yaşadığım kadınlığımı membrandan geçirmeye başlamıştım –ki bu ikisinde belki o kadar da ayrı noktalar değildir istenmezlik hissi?

Miray Özkan, mirayozkan@gmail.com

img-323121634-0001
Çizim: Pınar Dönmez

Bilmiyorum siz nasıl deneyimliyorsunuz fakat son yıllarda eşimizin dostumuzun davranışlarındaki değişimler ve sokaktaki çılgınlık düzeyi bana epey dikkat çekici geliyor. Bu konuyla ilgili birkaç yazı yazıldı. Akıl ve duygu sağlığı ile ilgilenen uzmanlar, Türkiyemizdeki çıldırma düzeyini niteliksel ve niceliksel araştırmalarla gözler önüne koydu. Ben ise buradan yola çıkarak dünyadaki ruh bozucu ortamın erkeklik rollerini benimsemiş bireyler üzerine etkileri ile ilgili atıp tutmayı planlıyorum. Toplumun çeşitli kesimlerinden erkeklerin “kadınlık”, “analık”, “bacılık” hususlarında atıp tutmaları ya da akıl vermeleri bu kadar rahatsız ediciyken, “erkeklik” meselesi ile ilgili konuşmaya nasıl cüret ediyorum? Şöyle ki, ediyorum. Çünkü bence durum ciddi.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

image1
Çizim: Nevin Öztürk – Instagram: @paperboatart

Birkaç yıl önce gazetelerde ünlü bir iş adamının, beş yaşındaki kızına bakan Özbek bakıcıyı darp ettiğiyle ilgili haberler çıkmıştı. Bakıcının kendi ifadesine göre işverenleri gelmeleri gereken saatten daha geç geleceklerini haber vermiş, o da bir arkadaşıyla buluşup ona borcunu ödemek zorunda olduğu için çocuğu alıp Fikirtepe’ye götürmüş. Bu sırada aileye haber vermemiş, aile de çocuklarının kaçırıldığını düşünüp paniğe kapılmış. Bakıcı çocukla beraber eve döndüğünde de baba bakıcıyı (demir çubukla) darp etmiş. Haberde kadıncağızın sargılar içinde bir de fotoğrafı vardı.