Kategori: Ekonomi

Ekolojik tarafta kriz var, ekonomik tarafta kriz var

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Begum

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Begüm Özkaynak ile bu sayının dosya konusunu konuştuk. Ekonomik büyümeye dayanan sistem, büyüyen ekonomik eşitsizliğe ve çevre tahribatına çare bulamıyor gibi görünüyor. Bu sorunlara nasıl çözüm bulunabilir? Eğer mevcut sistem içinde bu sorunları çözmek mümkün değilse, nasıl bir sistem kurmak gerekir?

Vicdan rahat değilse ne ekolojik olarak sürdürülebilir, ne ekonomik olarak

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

narkoy1

Arkadaşlarımızın tavsiyesiyle haftasonunu geçirmek üzere gittiğimiz, Kocaeli’nin Kandıra ilçesinin Kıncıllı Köyü’ndeki Narköy, İstanbul’un çevresinde sık sık görmeye başladığımız butik otellerden farklı bir yer. 14 odalı otel ve restoran, 120 dönümlük organik tarım çiftliğinin sadece küçük bir bölümünü işgal ediyor. Çiftlikte turlar ve doğa gezilerinin yanında “doğada olmak, permakültür, ekmek/reçel yapımı, kompost atölyesi, kendi bahçeni yap” gibi eğitimler de düzenleniyor. Narköy’de geçirdiğimiz haftasonunda çiftliğin kurucusu Nardane Kuşçu’yla tanışma imkanı bulduk ve kendisine Narköy, sürdürülebilirlik, konvansiyonel ve organik tarım hakkında sorular sorduk.

Kırılma noktasındaki dünya

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

kirilmanoktasindakidunya web
Çizim: Pınar Dönmez

Dünyada bir şeyler oluyor.

Ukrayna parçalanmış. Suriye yıllardır kan kaybediyor. Irak, Afganistan belini doğrultamıyor. Libya allak bullak. Macaristan’ın hayalperest lideri her şeyi komplo teorilerine bağlıyor. Avusturya’da aşırı sağ bir irin gibi akıp her yeri kaplıyor. Polonya hukuktan kopuk bir yere kayıyor. İtalya’nın borcu arşı geçmiş. Yunanistan’da gençler baba ocağına geri taşınmış, bulurlarsa üç kuruş maaş ile yiyecek peşinde. Venezüela karman çorman olmuş. Kuzey Kore’nin saçı berber görmemiş bıçkını füze üstüne füze sallamakla meşgul. Amerika ekonomisi yıllardır bıçak sırtında, FED ağzını her açtığında piyasalar sallanıyor. İngiltere, adına Brexit denen dümeni kırık bir sandala binmiş, oradan oraya savruluyor. Katalonya’sı İspanya’ya rest çekmiş; İran halkı isyan rüzgarlarında. Türkiye zor bir dönemden geçerken sınırındaki savaşa müdahil olmuş. Afrika’ya diyecek laf bile yok. Öyle ya da böyle dünya son birkaç yıldır fokur fokur kaynıyor.

Kalabalıkların ortaklığı: lüks tüketim

Özge Taylan, taylan.ozge@gmail.com

ozgetaylan_lukstuketim
Çizim: Elif Mercan

Tüketim ve tüketici davranışı, antropolojiden sinirbilime kadar birçok bilim dalının inceleme konusu olagelmiştir. Gerçekten de, tüketim hakkında okudukça aklınıza birçok soru geliyor ve hepsi eklektik: Neden aynı kalitedeki bir mal için sırf marka olduğu gerekçesiyle yüklü miktarda ödeme yaparız? Bunun için neden borçlanmayı göze alırız? Lüks tüketim tam olarak nerede yer alıyor? Bunlardan vazgeçsek bile, karşı bir argümanımız, eylemimiz var mıdır, ya da nasıl olmalıdır ne olmalıdır?

Aklın risklere cevabı: Sigortacılık

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Yuval Noah Harari, Sapiens isimli kitabında, Scottish Widows (İskoç Dulları) isimli büyük emeklilik ve sigorta şirketinin doğuş hikayesini anlatır. Hikayeye göre 1744’te İskoçya’da presbiteryen din adamları Alexander Webster ve Robert Wallace, ölen din adamlarının geride bıraktığı dul ve yetimlere ödenek sağlayabilmek için bir hayat sigortası fonu oluşturmaya karar verirler. Buna göre kilise üyelerinin her biri gelirlerinin küçük bir kısmını fona yatıracak, fon yatırımlar yapacak, ölen kilise görevlilerinin eşleri de yaşamlarını rahat geçirmelerine yetecek bir tazminatı fondan alabilecektir.

Eşitsizliğin evrensel dili: Kaygılar

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

nihan cmyk2
Çizim: Pınar Dönmez

Ekonomik büyüme için kullanılan ölçütler ve büyümenin nasıl yorumlanması gerektiği hakkındaki tartışmalar 2008 sonrası dönemde daha da hareketlendi. Hatta nasıl büyüyoruz, kimler bu büyümeden faydalanıyor, kalkınma politikaları ne kadar kapsayıcı gibi ülkeler ve bölgeler ölçeklerindeki sorular, kişisel sorgulara evrildi. Ne tüketiyoruz, ne istiyoruz, neye ihtiyacımız var, neye sahibiz, neye sahip olmak istiyoruz ve neden? Modern dünyanın bu müthiş önem taşıyan tartışmaları her zamankinden daha değerli; zira günlük hayatın kaygılarını doğrudan var eden eşitsizlik eğilimleri gittikçe daha belirginleşti.

Kentler kimin için yenileniyor?

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

kentler basili
Çizim: Pınar Dönmez

Kuşkusuz ki, çevresel ve ekonomik krizler için üretilen her türlü “alternatif” çözümün yenilik temelli (inovasyon) olması, 21.yüzyılın en belirleyici özelliklerinden. Aslında geçmişte de, teknolojik geçiş süreçleri genelde ürün, hizmet veya sistemlerde yenilikçi zihniyetin etrafında şekillenmiştir. Ancak, 21. yüzyılda gerçekleşen teknolojik ve davranışsal geçişler, bu süreçlere addedilen siyasi ve sosyal çağrışımlarla belli duruşları simgeler hale de geldi. Zira bu yenilikler, kapitalizmin – daha öncesinde hiç yaşamadığı kadar yoğun – bir kriz dönemine denk geliyor.

Gayrimenkul piyasasında kriz mi var?

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Gayrimenkul_cmyk
Fotoğraf: Irmak Akman

Türkiye’de konut piyasası ağırlıklı olarak çevresinde aşırı rekabetçi bir girişim sisteminin olduğu piyasa odaklı bir yapıya sahip. Konut girişimcisi yerel/genel ekonomik belirsizliklere karşı karlılığını koruma mücadelesi verirken, tüketici ise fiyatların rasyonaliteden koptuğunu düşünse de gelir grubuna göre iyi yatırımcı olmaya veya finansman sorunlarını çözmeye çalışıyor. Bu yapı (Scumpeteryen) bir yaratıcı yıkım süreci içinde kentsel alanları dönüştürüyor, yeni zenginler ve yaşam alanları yaratıyor. Bu süreçte alan, gereğinde yaratılarak bulunuyor. İmalat, türlü finansman biçimlerinin yarattığı imkânlarla olabildiğince hızla yapılıyor. Projeler en yaratıcı (ve bazen banker krizi dönemini hatırlatan) satış kampanyalarıyla likide edilmeye çalışılıyor. Bu, hem etkin, hem spekülatif, “altına hücum” resminin büyümeye/istihdama olumlu katkıları var. Ancak, kaynakların etkin dağılımı ve kullanımı açısından değerlendirdiğimizde, gayrimenkul piyasasının son 20 yılı ifrat (bugünkü durum) ve tefrit (dünkü durum) arasında gidip gelmiştir. TOKİ’nin kısmen etkili olan sosyal etkisi (kendi içinde başarı hikâyesidir) durumu biraz hafifletse de, konut piyasasının genelde “sektör-makro beklentiler odaklı” okunduğunu ve orta gelir grubunun konuta erişim güçlüğü üzerinde yeterince araç/politika üretilmediğini söyleyebiliriz. Özellikle büyük şehirde yaşayanlar için konut sahibi olmak uzun dönemli ve yüksek maliyetli bir iş. Gelirden/servetten aldığı pay belli olan sokaktaki vatandaş için bu makro resim (emsal, rant, büyüme, istihdam, kampanya vs.), duyulmak istenen müzikle gerçekten ilgisiz.

Dr. Yener Coşkun, “Konut sahipliğinin artmaması sizi de düşündürmüyor mu?” Gayrimenkul Türkiye, 27 Mart 2017.

Belki de son beş yıldır herkesin aklında olan soru, bir gayrimenkul balonu yaşayıp yaşamadığımız ve eğer yaşıyorsak bu balonun ne zaman patlayacağı. Birinci köprüden geçip de Anadolu yakasında ilerlerken karşılaştığınız acayip inşaat manzaraları, insanı gerçekten dehşete düşürüyor. (Eminim Anadolu yakasında yaşayanlar da benzer manzaraları Avrupa yakasına geçtiklerinde görüp dehşete düşüyorlardı.)

Robotlar ve sınıfsal etkileri

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

isciler_1_web
Çizim: Elif Mercan

Son bir yıldır okuduğum en ilginç ve benim gözümde en önemli haberlerden biri Kaliforniya’dan gelen bir haber. Haber kısaca şu: sensörlerle donatılmış bir robotik kol geliştirilmiş ve bu robot bir hamburger zincirinde ızgara üzerinde pişen hamburger köftelerini çevirmekle mükellef. Son derece basit bir iş yapıyor yani; normalde 16 yaşında, bir günde bu işi öğrenip asgari ücret bile diyemeyeceğimiz bir ücret alarak bu işte çalışanların yaptığı bir iş. Bu haber neden bu kadar önemli peki?