Kategori: Okan Doğan

Hep o şarkı mı?

Okan Doğan, okando@yandex.com

Türkiye’nin Ermeni sorunu, malum, tarihsel, sosyal, siyasi, diplomatik yüzleri olan karmaşık bir düğümler yumağı. Cumhuriyet tarihinin büyük bir kısmına damgasını vuran mutlak ilgisizlik ve bilhassa da 12 Eylül’den sonra yoğunlaşan hararetli bir inkâr döneminin ardından son on beş-yirmi yıldır bu meseleyle giderek daha çok meşgul olduğumuz, sürekli yeni şeyler görüp işittiğimiz yeni bir uğraktayız. Bu son dönem, belki bağlantılı, belki bağlantısız olarak Türkiye’nin kuruluşundan beri pikapta dönen şarkıların tükenmeseler de tükenmeye yüz tuttuğu ve herkesin Türkiye’ye yeni şarkılar yazmaya heves ettiği bir döneme isabet ediyor ayrıca. Dolayısıyla önümüzde tanıdık seslerin yeni yüzlere, yeni nağmelerin bilindik simalara çarpıp yankılandığı hareketli ve bereketli bir sahne var.

Gergedan nasıl kurtulur?

Okan Doğan, okando@yandex.com

rhino_2
Çizim: Elif Mercan

Hepimizin yakından tanıdığı o yegâne düşmanı olmasaydı, tonlarca ağırlığıyla, cüssesinden beklenmeyecek çevikliğiyle, kalın derisiyle, bir metreye yaklaşabilen boynuzlarıyla gergedanın doğada mutlak bir hakimiyet kurması beklenebilirdi. Ancak yerküre üzerinde ezici çoğunluğu yalnızca dört ülkede (Güney Afrika, Namibya, Zimbabve ve Kenya) olmak üzere taş çatlasa yirmi küsür bin gergedan kaldı. Aslında bu, gergedanlar tarihinin dip noktası değil; geçmişte gergedan soyunun tükenmeye daha yakın olduğu anlar olmuş, koruma çabalarının yoğunlaştırılmasıyla gergedan nüfusu belirli bir istikrara kavuşturulmuştu. Fakat gergedan korumacıları ile gergedan avcıları arasındaki mücadele son yıllarda yeniden tüyler ürpertici bir istikamette seyretmeye başladı. Bu mücadelede başarı sağlanamazsa, birkaç kuşak sonra yeryüzünde insan esareti altında bulunanlar hariç bir tane bile gergedan kalmayacak. Peki ne yapmalı? Evet, uluslararası suç ve kaçakçılık örgütlerinin, Uzak Asyalı geleneksel tıp bilginlerinin, bu dev hayvanlara diz çöktürmekle anlaşılmaz bir doyuma ulaşan Teksaslı milyarderlerin, Afrikalı baldırı çıplakların, yedi düvelden Afrika’ya akın eden halk kahramanı gönüllülerin dans ettiği bu sahnenin orta yerinde, kimsenin cevabında mutabık olmadığı bu soru yatıyor: gergedan nasıl kurtulur?

Türkiye’nin haberdar olmadığı bir boykot

Okan Doğan, okando@yandex.com

evgeny_kissin_1-print
Çizim: Elif Mercan

Lizbon, Erivan, Locarno, Tiflis, Ohri, Essen… Birkaçı Google’lanmaya şayan bu şehirler, dünyaca ünlü piyanist Evgeny Kissin’in halihazırda duyurulmuş olan konser programında kültür sanatın çok daha olağan şüphelisi şehirlerin arasında kendilerine yer bulabilmişler. Ne yazık ki bu yoğun programda İstanbul bulunmuyor. Dünya şehirlerinin uluslararası müzisyenleri hak ederliklerine göre sıralandıkları bir liste var da İstanbul bu listede bu şehirlerin bile gerisinde mi kalmış peki? Hayır. Genel olarak Türkiye’nin klasik müzik dünyasının kırıntılarıyla beslendiği iddia edilebilir; ancak İstanbul tekil organizasyonlarla süperstar icracı ve şefler liginden 1959’da Leonard Bernstein’ı ve New York Filarmoni Orkestrası’nı, 1966’da Arthur Rubinstein’ı, 1967’de Svyatoslav Richter’i ağırlamış bir şehir. Genç yetenek, yükselen değer, “acaba yavaş yavaş devri geçiyor mu” denilen isim ve feri kaçmış yıldız kategorilerinde misafirleri de eksik olmuyor. Bunların üzerine, darbe, sıkıyönetim, düşük yoğunluklu iç savaş ya da agresif neoliberal dönüşüm demeden kesintisiz devam ederek 2016’da 44.sünü idrak etmiş bir klasik müzik festivali de var. Festival bu süreçte çok sayıda müzisyeni (Menuhin, Svetlanov, Oystrakh, Bell, Gilels, Maisky, Muti, Boulez, Gergiev, Wang…) memlekete getirmiş. Fakat dediğim gibi, Kissin’in ajandasında İstanbul yok, hiç olmadı ve olmayacak. Çünkü Kissin Türkiye’de çalmayı reddediyor.