Gergedan nasıl kurtulur?

Okan Doğan, okando@yandex.com

rhino_2
Çizim: Elif Mercan

Hepimizin yakından tanıdığı o yegâne düşmanı olmasaydı, tonlarca ağırlığıyla, cüssesinden beklenmeyecek çevikliğiyle, kalın derisiyle, bir metreye yaklaşabilen boynuzlarıyla gergedanın doğada mutlak bir hakimiyet kurması beklenebilirdi. Ancak yerküre üzerinde ezici çoğunluğu yalnızca dört ülkede (Güney Afrika, Namibya, Zimbabve ve Kenya) olmak üzere taş çatlasa yirmi küsür bin gergedan kaldı. Aslında bu, gergedanlar tarihinin dip noktası değil; geçmişte gergedan soyunun tükenmeye daha yakın olduğu anlar olmuş, koruma çabalarının yoğunlaştırılmasıyla gergedan nüfusu belirli bir istikrara kavuşturulmuştu. Fakat gergedan korumacıları ile gergedan avcıları arasındaki mücadele son yıllarda yeniden tüyler ürpertici bir istikamette seyretmeye başladı. Bu mücadelede başarı sağlanamazsa, birkaç kuşak sonra yeryüzünde insan esareti altında bulunanlar hariç bir tane bile gergedan kalmayacak. Peki ne yapmalı? Evet, uluslararası suç ve kaçakçılık örgütlerinin, Uzak Asyalı geleneksel tıp bilginlerinin, bu dev hayvanlara diz çöktürmekle anlaşılmaz bir doyuma ulaşan Teksaslı milyarderlerin, Afrikalı baldırı çıplakların, yedi düvelden Afrika’ya akın eden halk kahramanı gönüllülerin dans ettiği bu sahnenin orta yerinde, kimsenin cevabında mutabık olmadığı bu soru yatıyor: gergedan nasıl kurtulur?

Sahnedeki karakterlerle ve verdikleri cevaplarla daha ayrıntılı tanışmadan evvel yetişkin gergedanların doğadaki yegâne düşmanı olan insanoğlunun yapıp ettiklerini biraz daha açalım. İnsanoğlu gergedanın en karakteristik uzvu olan boynuzuna göz dikmiş durumda. Gergedan boynuzu eski dünyada öteden beri statü sembolü, süs eşyası olarak kullanılmanın yanında, geleneksel Asya tıbbında sonsuz bir şifa kaynağı muamelesi görüyor. Çin’de, ama bilhassa Vietnam’da öğütülüp toz haline getirilmiş gergedan boynuzunun içki mahmurluğuna, ateşe, romatizmaya, gut hastalığına, tifoya, hatta kansere, halisünasyonlara ve ecinniler tarafından ele geçirilmeye deva olduğuna inanılıyor. Bilim dünyasının gergedan boynuzunun keratinden mamul, tırnaktan, saçtan, toynaktan farksız bir uzantı olduğu yönündeki uyarıları da kâr etmiyor. Kâr eden, revaç gören tek şey gergedan boynuzu: ticareti uluslararası antlaşmalarla yasaklanmış olsa da kara borsada gram fiyatı altından, elmastan, kokainden daha yüksek. Boynuza olan talep yürütülen takibata ve kampanyalara rağmen bitmek bilmiyor. Bu ihtişamlı, oturaklı, zarif ve masum hayvana bakan kimileri, boş boş ortalıkta gezen on binlerce dolar görüyorlar. Gergedanı öldürüyor, boynuzunu oracıkta kesiyor, sonra kayıplara karışıyorlar. Üstelik üç beş çapulcu da değiller; uluslararası suç ve kaçakçılık şebekeleriyle bağlantılı ölüm müfrezeleri halinde artık hayvanın üzerine helikopterleriyle, dronlarıyla, gece görüş dürbünleriyle, susturucu tüfekleriyle, ağır sanayi hamleleriyle falan gidiyorlar.

Avcıların karşısında koruyucular var. Bölgedeki hükümetlerin ve uluslararası toplumun destekleriyle iş görmeye çalışan çok sayıda kuruluş arasından ilginç bir örnek olarak Güney Afrika’da 2012’de Arrie van Deventer tarafından kurulan Gergedan Yetimhanesi’ne (The Rhino Orphanage) bakalım. Yetimhane, anneleri avcılar tarafından öldürülen yavru gergedanları yeniden vahşi yaşama kazandırma misyonunu üstlenmiş tek kuruluş olarak ön plana çıkıyor. Gergedan yavruları ömürlerinin kabaca ilk iki senesinde annelerine bağımlı yaşıyorlar ve bu süre içinde annelerinden ne kadar erken koparılırlarsa hayatta kalma şansları da o kadar düşük oluyor. Yetimhaneye sürekli yeni yavrular ulaşıyor. İleri bir tarihte yeniden vahşi hayata salınmak üzere kabul ediliyorlar ve derhal tedavileri ve bakımları yapılıyor. Yetimhanenin takipçileri Ekim ve Kasım aylarını, gönüllülerin Echo ve Tshidi adını verdikleri iki yavrunun hayata tutunma çabasıyla geçirdiler. Tshidi iki aylıktı ve annesinin avcılar tarafından öldürülmesinin akabinde birkaç gün yabanda sahipsiz dolaştıktan sonra bulunmuştu. Açlık, susuzluk, stres çekmiş ve bu durumlara düşen pek çok yavru gergedan gibi yüklüce kum yemişti. Geçirdiği sindirim sistemi ameliyatından sonra bir de zatürreye kapıldı ve gönüllülerin tüm çabalarına rağmen hayatını kaybetti.

Güney Afrika’da Gergedan Yetimhanesi gibi yüksek şefkat ve diğerkâmlık kuruluşlarının yanında gergedan bakımı ve korunmasıyla ilgilenen başka türlü kuruluşlar, hatta işletmeler de var. Gergedanların yaşam alanlarının bir kısmı, özel çiftliklerin sınırları içerisinde kalıyor ve gergedan yetiştiriciliği bazı insanların mesleği. Koruma çabalarının kısmen özelleştirildiği, “toplumla paylaşıldığı” bir durumu temsil eden ve devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve bağışçılardan aldıkları yardımlarla ayakta durduklarını söyleyen bu insanlar, gergedan bakımı gibi (romantik vahşi yaşam özlemcilerinden gelen devede kulak safari turizmi gelirlerinden başka) yasal herhangi bir maddi getirisi olmayan, buna karşın maddi ve manevi götürüsü çok yüksek bir işe, salt hayır-hasenat duygularının sonucu olarak mı yöneliyorlar peki? İşte burada konu biraz daha ilginçleşiyor.

1973 tarihinde akdedilen Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’nin (CITES) sekreteryası tarafından hazırlatılan bir raporda, Ocak 2006-Eylül 2009 tarihleri arasında kaçak şekillerde uluslararası ticareti gerçekleştirilen 1500’e yakın gergedan boynuzu içerisinde 200’ü aşkın parçanın yasadışı özel stoklardan, 285’ten fazlasının ise izinli, yasal avlardan elde edildiği kaydediliyor. Şayet raporun kapsadığı dönemde birdenbire sıra dışı bir faktör devreye girmemişse; kara borsada alınıp satılan gergedan boynuzlarının üçte birine yakın bir kısmının piyasaya düşüşü için, gecenin karanlığında sinsice ve vicdansızca işini gören ve bütün samimi çabalara rağmen asla önlenemeyen şeytan avcı profilinden farklı bir aktör düşünmek durumundayız.

Bazı gergedan çiftliği sahiplerinin gergedanın kurtuluşu olarak öne sürdükleri yöntem, gergedanların boynuzlarını resimde görüldüğü gibi tıraşlamak. Gergedan boynuzunun bir keratin kümeleşmesi olduğunu biliyoruz; bu boynuzlar kesildiğinde belki gergedanlar alamet-i farikalarını yitirip üzgün kuşlara dönüyor ancak bu işlem hayvana herhangi bir kalıcı fiziksel zarar vermediği gibi, onu avcıların ilgi alanına sokan tek sebebi de ortadan kaldırmış oluyor. Üstelik boynuz ağır aksak da olsa birkaç sene zarfında yeniden uzayarak eski haline geliyor. Bu düşünceyle hareket eden yetiştirici ve korumacıların, ellerinde uyuşturucu iğneleri ve hızarlarla helikopterlerine atlayıp çıktıkları #boynuzsuzlaştırma seferlerine “#dehorning” aramalarıyla ulaşabilirsiniz. Bu görüntülerde diğer şeylerin yanında dikkat çeken bir husus da tıraşlama ekiplerinin kesilen boynuzdan etrafa saçılan kırpıntıları da hevesle toplayışlarıydı. Buradan da şu soruya taşınıyoruz: Peki bu boynuzlar ve boynuz kırpıntıları daha sonra ne oluyor?

Gergedan boynuzu ticareti yasak olmaya devam ettiği için, diyor gergedan sahipleri, bu boynuzları kayıt altına alıp saklıyoruz. Her bir boynuz tıraşı ile bir gergedanın daha kurtarıldığı ön plana çıkarılıyor; ancak boynuz ve boynuz kırpıntılarından müteşekkil, kullanılması halihazırda imkânsız, onlarca tonluk bir stoğun birikmekte olduğunu da anlıyoruz. Kimi korumacılar ve çiftlik sahipleri bu stoğun kullanılmasını, boynuz ticaretinin yasallaşmasını istiyorlar. Bu fikre göre, sebebi ve kökeni ne olursa olsun gergedan boynuzuna yönelik talep, mevcut koşulların verili bir gerçeği, üstelik yasak da bu talep üzerinde herhangi bir etkide bulunmuyor. Bilakis, boynuz arzını kısıtlayarak fiyatın artmasına ve avcıların gözlerini daha da karartmasına sebep oluyor yasak. Halbuki yel değirmenlerine savaş açmak yerine, bu verili gerçekten gergedanları kurtarmak için kaynak yaratma amacıyla faydalanılması mümkün. Mevcut stoklar satılabilir, elde edilen kaynaklar gergedanların avcılardan daha iyi korunması için yatırımlara dönüştürülebilir. Gergedan boynuzu piyasasına yapılacak bu arz takviyesi ayrıca ürünün fiyatlarını da etkileyerek boynuz avcılığının getirisini düşürebilir. Konu ile ilgili 11 Mart 2016’da South China Morning Post’a konuşan Güney Afrikalı çevre danışmanı ve yazar John Hanks’e kulak verelim:

Mevcut yaklaşım sürdürülebilir değil. Bu hayvanların hayatta olmasının tek sebebi, Batılı hükümetlerin ve bireylerin bu aşırı maliyetli uğraşımızı fonlaması. Fakat bir gün dikkatleri başka bir yöne kayacak ve paralar suyunu çekecek; yalvarıp duramayız da. Bu hayvanların kendi masraflarını çıkarması gerek. Konu basit aslında: gergedanlar sürdürülebilir bir değer kazanır kazanmaz, bu hayvanların hayatta olması ölü olmalarından daha mantıklı olacak. Anlattıklarım hayvan hakları savunucularına ters gelebilir, ancak bu, büyük resmi göremediklerindendir.

Hanks’in ifade ettiği “para ederse kalır” (if it pays, it stays) yaklaşımı konuyla ilgili uluslararası toplantılarda sıklıkla gündeme geliyor. CITES imzacısı 182 devlet ve Avrupa Birliği, geçtiğimiz Ekim ayında düzenlenen bir uluslararası toplantıda uluslararası ticaretin yasallaştırılmasını oyladı. Svaziland tarafından sunulan öneri reddedilmiş olsa da (kimilerinin önergenin perde arkasındaki sahibi addettiği) Güney Afrika’nın ticarete izin verilmesini savunması ilgi çekiciydi. Ticaret serbestisine karşı çıkanları öfkelendiren konu, bir yandan gergedan boynuzuna olan talebi yok etmek için dünya çapında kampanyalar yürütülürken diğer yandan gergedanların yaşadığı ülkelerin böyle ikircikli, karıncalı görüntüler vermesi. Hanks’in yine South China Morning Post haberinde alıntılanan şu sözleri ise gergedanların dünyası yanarken sahadakiler ile aktivistler arasındaki ilişkide çok başka gerilimlerin cereyan ettiğini düşündürüyor:

Biz burada, çalıların arasında her gece hayatımızı tehlikeye atarken, sivil toplum örgütlerindekilerin şık evlerinde oturup chardonnay’lerini yudumlayarak yasal ticaret istiyoruz diye bizden hırstan gözümüz dönmüş gibi bahsetmelerine çok sinir oluyorum. Gergedana olan talebi durdurmayı ben de herkes kadar isterim, fakat o gün gelene kadar biz çiftlik sahipleri hayvanları hayatta tutmak için yasal satışlardan gelen paraya muhtacız.

[…]

Afrikalılar korumaya teşvik edilmedikçe korumacılar bu hayvanları hayatta tutamazlar. Salt talebi azaltmaya odaklanarak aslında Afrikalı ve Asyalı bir soruna Batılı gibi çözüm bulmaya çalışıyoruz. İyi kalpli korumacılar, kötü kalpli avcılar ve Asyalı müşterileri! Bu, soruna Avrupa merkezli bakmak. Ben kimim ki Asya tıbbının yanlış olduğuna hükmedeyim? Afrika’dan elde edilen bir ürüne para saçmak istiyorlarsa, bırakalım yasal yollardan bunu yapabilsinler. Ve bölgedeki Afrikalıları düşman göreceğimize, bırakalım onlar da çözümün bir parçası olsunlar.

Mevcut ticaret yasağı artı koruma formülüne alternatif görüşlerde Boğaz’a nazır yalılarda viski yudumlama muhabbetini ve beyaz korumacının sömürgeci bakışının eleştirisini dahi gördüysek de önerilerin sonuna henüz gelmedik. Son olarak Namibya’nın tercih ettiği yönteme bakalım. Namibya Çevre ve Turizm Bakanlığı yılda beş tane gergedan avı imtiyazı çıkarıyor ve bu avlardan elde edilen kaynaklar avcılıkla mücadele çabalarına aktarılıyor. Namibya, avlanacak olan gergedanların titizlikle araştırılıp belirlendiği iddiasında. 2014 başlarında, ABD’deki Dallas Safari Kulübü’nde bu imtiyazlardan biri açık artırmada 350 bin dolara satıldı. Haberlere yansıyanlara göre, seçilen gergedan, üreme çağını geçmiş, agresif, arazisini sahiplenen bir erkek gergedandı. Etrafındaki diğer erkek gergedanlara zarar veriyor, hatta onları öldürüyor; dişilerle çiftleşmelerini de engelliyordu. İmtiyazı satın alan Teksaslı petrol milyarderi Corey Knowlton 2015 Mayıs’ında CNN’den bir haber ekibiyle beraber Namibya’ya giderek gergedanı öldürdü ve gerçek bir avcı gibi cesedin başında hatıra fotoğrafları çektirdi. (En azından memleketimizin kimi tanınmış avcıları gibi öldürme anındaki duygu ve düşüncelerine ilişkin ucuz edebiyatlar parçalamaktan geri durmasını Knowlton adına olumlu bir husus addedebiliriz.) Daha sonra CNN canlı yayınında kendisiyle yapılan röportajda Knowlton kendisini, seçilen gergedanın diğer bütün gergedanlar gibi belirli bir değere sahip olduğunu (yani onu öldürmek için para verilmesinin normal olduğunu); fakat diğer gergedanların sahip olduğu değeri riske attığını söyleyerek savundu. Arka planda dans eden şen Afrika köylülerinin görüntüleri eşliğinde Knowlton avın hikmetlerini saymaya devam ediyordu: “Tarih boyunca başka hiçbir olay, soyu tükenmekte olan hayvanlara dair bu derecede bir farkındalık yaratmamıştı… En azından artık gergedanların ne çektiğinden haberdarsınız… O bölgede çok sayıda insanı istihdam ettik, onlara gelir kazandırdık… Gergedanın etiyle koca bir köyü günler boyunca besledik… Amerika ile Afrika’nın farklarını iyi biliyor olmalısınız, bu etin o insanlar için anlamı büyüktü… Mali işlerden de anlıyor olmalısınız, if it pays, it stays…”

Belki söylemek bile gereksiz, başka korumacılara göre, insanın öldürme hırsını asla sorun etmeyen, bunun yerine bundan faydalanmaya çalışan ve gergedan topluluğunun tamamının refahı için bazı mensuplarını fedaya hazır bu tuhaf anlayış da aradığımız, insanların gergedanlara huzur vermesini sağlayacak cevap değil. Knowlton’ın bağışladığı miktarın on katı kadar gelir elde edecek ve herhangi bir gergedanın öldürülmesini içermeyen bir yol bulmak herhalde dünyanın en zor şeyi olmasa gerek.

Tarih sahnesinde gergedanlar ortaya çıktığında yeryüzünde henüz insanoğlu yoktu. Gergedan kendisine tehdit arz eden devasa timsahlara, ayılara, sessiz sedasız ortaya çıkıp ekmeğine ortak olan fillere direndi. Buzul çağından bile sağ çıktı. Sonra, kerametli tıp hikmetleriyle, gelişmiş ekonomi teorileriyle, alet edevatlarıyla, yasaklarıyla, sözleşmeleriyle insanoğlu geldi ve her şey değişti. On binlerce yıl sonra, bugün, gergedan uyuşturucu iğnenin etkisiyle afallamış hâlde, korumacılar tarafından diz çöktürüldüğü yerde, boynuzu tıraşlı, yüzü eczalı öylece duruyor ve gözlerimizin içine bakarak bütün aciliyetiyle hâlâ ortada duran soruyu tekrar soruyor: nasıl kurtulacağım?

Reklamlar