Kategori: Öykü

Yetersiz bakiye

Başak Bozkurt, basakbozkurt88@gmail.com

İsmi Sebla. Selma değil, Selda değil, Sebla. İsminin hakkını veren uzun kirpikli güzel gözleri var. Saçlarının uçları kırmızı. Kayıt gününden beri takip ediyorum kendisini. İlk yıl uzun saçlıydı, derslerde saçıyla oynar bazen kalemle topuz yapardı. Arkasına oturmayı başardığım ender zamanlarda kalemi çekip saçlarını özgür bırakmak isterdim ama hiçbir zaman denemedim. Daha doğrusu deneyemedim. İkinci sınıfta saçına perma yaptırdı. Üçüncü sınıfa geçerken saçlarını kestirdi. Sol perçemini kulak memesinin iki-üç parmak altında bırakıp uçlarını kırmızıya boyattı. Şimdi de böyle devam ediyor. Bu kadar detaya hâkim olmasına hâkimim ama arkadaşlıktan öte bir şey yok aramızda. Olur mu bilemiyorum. Olmaz herhalde. Yıllar içerisinde çeşitli girişimlerim oldu ama ne yazık ki bir sonuca bağlanamadı. Gerek böyle güzel bir kızın çoğu zaman yalnız kalmaması, gerek benim derslere devam edemeyişim, gerek sürü halinde takıldığımız arkadaş grubu derken baş başa kaldığımız anlar yeterli olmadı.

Reklamlar

Şimdiki zamandan ya da kıyısından

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Plaza insanları öğle saatlerinde tüm kibirli şıklıklarıyla butik restoranları hınca hınç dolduruyordu. Bir masada birbirini tanımayan ve aslında tanışmak istese bile bunun için bir hamle yapmayı çok aşağılayıcı bulan insanlar, çadırda iftara gitmiş havasında dipdibe gösterişli yemeklerini yemekteydiler. Çadırın ambiyansındaki samimiyetten ve dayanışmadan ise eser yoktu.

Zengin süt

Hakan Keskin, hkesknus@gmail.com

Dört parmağıyla bastırarak aynanın üzerindeki buharı sildi. Karşısında beliren yüze sanki başka birisinin yüzüymüşçesine alıcı gözüyle baktı. Bu büyük günün hakkını verecek şekilde hazır ve de nazır olmasını istiyordu her bir mimiğinin. Yeri geldi mi şaşıracak yeri geldi mi üzülecek, espriyi sezince dişlerini sahaya sürecek ve olur da bir öpüşme durumu olursa dudaklar kendilerini siper edecekti.

Heidegger geçerim

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Porsiyonu iki buçuk lira olan lokma tatlısı ile hemen karşısındaki balık tezgâhının kokusu birbirine karışmış. Tatlıcının çığlığı da balıkçının gevrek kahkahasına karışıyor. Yazın sonundayız ama hala yapış yapış lokma tatlısı ya da ağır kokulu balık cazip gelmiyor. Hızlı adımlarla ilerliyorum. Meydanın ortasındaki heykelin önünde iki kadın durmuş birbirlerine telefon numaralarını veriyorlar. Yüzlerinde içten mi değil mi emin olamadığım bir gülümseme var. Desteklediği takımın yıldız oyuncusunun formasını almış, ortaokul çağında bir çocuk sokakta yürürken artık babasının elini tutmamasına mı yoksa elindeki poşetteki formaya mı daha çok sevinse kestiremiyor.

Kaynama noktası

Kaynama Noktasi
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Lojmanın bahçesindeki çam ağaçlarının altında oturuyorduk. Altıgen şeklindeki beton piknik masalarından birindeydik. Gölgeye sığınmıştık. Güneş en tepeye çoktan varmıştı. Hava giderek daha da ısınıyordu. Okul uniformasının kumaş pantalonu içerisindeki bacaklarımın terlemeye başladığını damla damla hissedebiliyordum. Öğlen aralarında eve gidip yemek yememi sağlayacak izin belgemle okul bahçesinden çıkıp lojmana girmiştik. Çok kolay olmuştu. En azından bu kısmı…

Lojmanın bahçesinde yemek yiyor oluşumuzu panik içinde tasarlamıştım. Evde yiyemezdik. Eve yaklaşık altı ay evvel icra memurları gelmişti. Bazıları alabildiğini almış, diğerleri ise götlerine baka baka geri dönmüştü. Evde bir takım eşyalar kalmıştı. Bir takım eşyalar ve dört kişilik çekirdek ailemiz güzel bir ekip olmuştuk. Ben nerdeyse bomboş kalmış salonu kendime oda olarak tahsis etmiştim. Salonda yaşıyordum. Bu kadarını bilmen gerekmezdi. O yüzden seni bahçede ağırlamaya karar vermiştim.

Büyük Burhan

Büyük Burhan
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Adım Burhan. Yirmi iki yaşındayım. İşletme mühendisliğinde İngilizce hazırlığı bitirip birinci sınıfa bu sene geçtim. Babamın yirmi yedi senedir işlettiği kasap dükkânında on beş senedir bilfiil görev almaktayım. Son üç senedir artık iyiden iyiye sıkılmaya başlamış olsam da dükkânda çalışmaktan gocunduğumu söyleyemem. Gerçi pek sesimi çıkar(a)mıyordum ama son dönemlerde karşıma kaytarmak için çıkan her fırsatı değerlendirmek işime geliyordu.

Çünkü okulda bir kız vardı. Zaten okullarda genelde kız olur. Ama bu kız beni çok heyecanlandırıyordu. Adı Süheyla idi. Babaannesinin adından nasiplenmiş. Tipik erkek egemen geleneksel Türk ailesi şablonu. E benim babamın da isminin Burhan olduğunu düşününce bu durumu kınayacak durumda olmadığımı takdir edersiniz. Gerçi babamın yaptığında narsistik bir durum da yok değildi. Evet, narsist bir kasabın ilk çocuğuydum ve bu gerçekle baş etmekle ilgili de bir sorunum yoktu.

Bu sadece bir başlangıç (mı)?

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

“Hikayenin sonunu merak ettim şimdiden, haber verirsen sevinirim” dedi adam kuru temizlemeden yeni çıkmış takım elbisesinin iç cebinden çıkarttığı kartını uzatırken. Yüz buruşturmuş gibi algılanmasına rağmen aslında sadece siyah kemik çerçeveli gözlüğünü gözüne yaklaştırmak için yapılan o meşhur manevrayı yaptı. Tam bir beyefendiydi, “too classy”… Şanslı azınlıktandı, ama yardımcı koşullar olmuş olsa da, şansını kendisinin yarattığı da aşikardı.