Kategori: Öykü

Üç aylık

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Processed with VSCO with  preset
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Arkamdan birisinin “Rıfat!” diye bağırdığını duyduğumda, hem de öğretmenler odasının önündeki merdivenlerden aşağıya yürümek yerine tırabzanın üzerine oturup aşağı kaymak sureti ile inmekteydim.

Reklamlar

Sahil şeridi

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Processed with VSCO with ke1 preset
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Yarım saatlik bir dinlence ve kahve molası için oturduğum kafede haddinden fazla zaman geçirdiğimi fark etmiştim. Masanın üstündeki kitap, defter, kalem ve fotoğraf makinelerinden mütevellit dağınıklığımı hızlıca toparladım. Garson kızdan jest ve mimiklerim vasıtası ile istediğim hesabı beklerken çantamı sırtıma takmıştım bile. Dört gün sürecek bir seminerin ikinci gün programına katılmak için Mali Müşavirler Odası’na gitmem gerekiyordu. Hava çok güzeldi, yürümeyi tercih etmiştim. Sahil boyunca gerçekleştirilecek otuz dakikalık bir yürüyüş hedefime varmamı sağlıyordu. Üstelik deniz kenarından yürüyecektim.

İnsan Halil

Devrim Alp, devrimalpozay76@gmail.com

Sabah yerinden sıçrayarak uyandı. Karısı Zeliha yanında uyuyordu. Saat 06:30’du. Bugün mesaisi yoktu ve her Pazar yaptığı gibi kahveye gidip arkadaşlarıyla okey oynayıp oyalanacak, akşam karısının pişirdiği bulgur aşını yiyecek, “su ısıt Zeliha” deyip halvet olup abdestini alıp uyuyacaktı. Nedense içinde bunları yapmak için hiçbir istek yoktu.

Yevmiye

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

yevmiye
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

“Hep Gazanfer abinin işleri bunlar!” diye söylendi kendi kendine. Dün akşam Zeyrek’ten Fatih’e bekar odasına doğru seğirtirken yolda karşılaşmışlar, “Cemil, Salı sabahı yanıma uğra bir boya işi var, seni de yollayayım,” demişti. Eminönü’nde yediği balık ekmek – helva sonrası çay isteği giderek arttığı için şaklattığı damağını bir kez de keyifle şaklatmış ve “İyi lan, yarının da yevmiyesi çıktı!” diye sevinmişti.

Kare

Ahmet Uçar, a.ucar@ed.ac.uk

Kare_Ahmet_Ucar
Fotoğraf: Elif Mercan

Evin anahtarlarını üstüme bir beden büyük montumun kocaman cebine koydum ki şıngırdasın. Montumun içinde kaybolayım ve anahtarın sesi de bir evimin olduğunu hatırlatsın adım başı, böyle iyi.

Yine trafiğe yakalanmışçasına geciken metroyu beklerken müzik dinlemiyorum. Bir kurala göre dizilmiş notalar ve üzerine yazılmış laflar beni derinleştirebilir fakat ben olabildiğince yüzeyde kalmaya çalışıyorum. Kimsenin yüzüne de bakmıyorum çünkü bazı yüzler şarkılardan daha hüzünlü olabiliyor.

Bangkok’a doğru…

Nihan Yığın, nhnygn@gmail.com

“Öyle bir havası var ki, Türkiye’nin en nemli şehri bile serin kalır Bangkok’ta hissedilen nemin yanında,” diyor arkadaşım Tayland’a gideceğimi söylediğimde ve ekliyor, “İstanbul’dan farkı yok aslında. Binalar, trafik, kaos… Tabii o kadar yol gitmişken görmeden olmaz. Üç gün kalsan yeter, daha fazlası zaman kaybı.”