Kategori: Veysel Sönmez

Bir Netflix yorumu: Çav Bella mı distopya mı?

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Gorsel2_veysel

Dijital dönüşüm ve hizmet sektörünün dijitalleşmesi son yıllarda en konuşulan konulardan biri haline geldi, öyle ki artık hayatımızın çok büyük bir bölümü ya akıllı telefonlara indirdiğimiz ya da bilgisayarlarda kullandığımız uygulama ve hizmetlerde geçiyor. Küresel uygulama (app) ekonomisinin 2021 yılında 6.3 trilyon dolar üzerinde bir değeri ve 3.4 milyar kullanıcı sayısını yakalaması bekleniyor [1]. Bu beklentinin ardında istenen hizmete ya da içeriğe kolay, hızlı ve düşük maliyetle erişebilme avantajı yatıyor. Düşük ücretler ödeyerek anında istediğiniz şarkıları istediğiniz kadar dinleyebiliyorsunuz, hemen hemen istediğiniz içeriği uzun süre aramadan bulabiliyorsunuz ya da bu içeriklere filmcehennemihdhadiizlesene.com gibi yüzlerce sayfada karşılaştığınız ve istenmeyen reklamlara maruz kalmadan ulaşabiliyorsunuz. Özellikle İngilizce’de binge-watching olarak geçen dizileri peş peşe izlemeyi çok seven biri olarak çıktığı andan itibaren Netflix de benim en sevdiğim ve kullandığım uygulamalardan bir tanesi oldu.

Çözülen ana akım muhalefet ve yükselen Barış Bloğu

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Cumhurbaşkanlığı sistemini içeren anayasa değişikliği paketinin 16 Nisan’da oylanacağı referandum, meclisten geçtiği andan itibaren gündemde hakimiyetini kurdu. İki ayı aşkın süredir hemen hemen herkes “Evet” ve “Hayır” tercihlerini, değişiklik paketinin içeriğini ve kimin ne tür bir tercih yapacağını tartışıyor; neredeyse haftalık olarak yayınlanan anketleri takip ediyor. Son birkaç yıldır iyiden iyiye otoriterleşen iktidarın da etkisiyle kırılmalar yaşayan toplumun farklı alanlarda ve farklı biçimlerde referanduma dair görüşlerini yansıttığı görülüyor: futbol maçlarının tezahüratlarından sosyal medya fenomenlerinin videolarına, halk konserlerinde söylenen şarkılardan işçilerin tercihleri temalı fotoğraflarına kadar çoğu zaman yaklaşan referanduma gönderme yapıldığını görüyoruz.

İznik çinileri, Gülbenkyan ve buralı olmak üzerine sorular

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Geçmişiyle yüzleşebilen ve sosyal grupları arasındaki köklü ihtilafları diyalogla giderebilmiş ya da gidermek için önemli bir gayret sarfeden toplumların aksine Türkiye; uzun bir süredir bu konuya dair çaba göstermek bir yana dursun, geçmişle yüzleşmeyi dahi henüz becerebilmiş değil. Hal böyle olunca toplumda birlikte yaşamaya ve toplumun bulunduğu yaşam alanına ait hissetmeye dair oluşan travma zaman içinde katlanarak etkisini artırıyor. On yılların gündeminin birkaç saate sıkıştırıldığı son günlerde yaşanan onlarca haksızlık da bu travmayı en başta oluşturan, ülke tarihi boyunca yaşanmış tradejilerden besleniyor. Bu trajedilerle yüzleşmiyor/yüzleşemiyor olsak dahi bunlara maruz kalmış ve haksız yere bedel ödemiş yurttaşların anılarıyla ya da neler yaşadığına dair hikayelerle karşılaşabiliyoruz, farklı bir kimliğe sahip olmanın sonuçlarına katlanmış ya da en azından bu halin tedirginliğini hep üzerinde taşımış olanların hikayelerini öğrenebiliyoruz. Şüphesiz bu hikayeler arasında en etkilendiğim İstanbul’daki son domuz kasabı Kozmaoğlu İdeal Salam’ın sahibi Lazari Kozmaoğlu’nun hikayesiydi.