Çözülen ana akım muhalefet ve yükselen Barış Bloğu

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Cumhurbaşkanlığı sistemini içeren anayasa değişikliği paketinin 16 Nisan’da oylanacağı referandum, meclisten geçtiği andan itibaren gündemde hakimiyetini kurdu. İki ayı aşkın süredir hemen hemen herkes “Evet” ve “Hayır” tercihlerini, değişiklik paketinin içeriğini ve kimin ne tür bir tercih yapacağını tartışıyor; neredeyse haftalık olarak yayınlanan anketleri takip ediyor. Son birkaç yıldır iyiden iyiye otoriterleşen iktidarın da etkisiyle kırılmalar yaşayan toplumun farklı alanlarda ve farklı biçimlerde referanduma dair görüşlerini yansıttığı görülüyor: futbol maçlarının tezahüratlarından sosyal medya fenomenlerinin videolarına, halk konserlerinde söylenen şarkılardan işçilerin tercihleri temalı fotoğraflarına kadar çoğu zaman yaklaşan referanduma gönderme yapıldığını görüyoruz.

Süreçte “Evet” tarafının kampanyasını nasıl ilerlettiğine isteğimiz dışında dahi muhtemelen her gün maruz kalıyoruz: her televizyon kanalında bir altyapı projesinin açılış konuşmasını düzenleyen cumhurbaşkanının ya da iktidar partisine mensup siyasilerin kurdeleyi kesmeden önce kimler “Hayır” dediği için halkın “Evet” demesi gerektiğine dair argümanı yalnızca kanalları zaplayan birinin dahi hafızasına kazınmış olmalı. Devletin özellikle kolluk güçlerine verilen yetkiyle de “Hayır” propagandası yapmak isteyen farklı grupların çoğu zaman şiddet kullanarak bastırılması da kampanyanın başka bir stratejisi olarak uygulanıyor; zira Kadıköy’den Samsun’a kadar “Hayır” afişleri dağıttığı için darp edilerek gözaltına alınan öğrenci haberlerine kolayca rastlamak mümkün [1]. Bu cephenin yöneticileri kampanyayı başarıya ulaştırmakta öyle kararlı ki, baraj ve köprü mitinglerini Kıta Avrupası’na ihraç etme azmiyle birkaç hafta önce ülkenin Hollanda ile diplomatik ilişkilerini neredeyse sıfıra indirmiş olabilecek hamleler yapmakta bir beis görmediler.

Taraflardan “Hayır” cephesine bakıldığında ise bu cephenin siyasal iktidarın ve 15 yıl boyunca ilmek ilmek ördüğü rant sisteminin dışında kalan tüm sosyal grupların biriktiği bir alan olduğu görülüyor. Bu alanda parti yönetiminin iktidar ile ani işbirliğine küskün milliyetçiler de, on yıllardır hak arayışını sürdüren işçiler de, yüksek siyasette temsiliyeti olmadığını düşünen liberaller de, günlük hayatları zaman geçtikçe daha da hızlı bir ivmeyle değişen seküler yurttaşlar da var. Referandumdan bağımsız olmak üzere, her ne kadar Gezi Parkı direnişi vasıtasıyla bir dayanışma ihtimali görebilmiş olsak da bu kadar geniş bir aralığa kadar salınan bu cephenin nitelikli bir muhalefet hattı oluşturabilme sorunu kronikleşiyor; hatta siyaseti sermayesinden kurumlarına kadar topyekûn kontrol eden siyasal iktidarın karşısındaki muhalefet boşluğu gittikçe derinleşiyor.

Muktedire yaklaşırken eriyen muhalefet

Yakın zamana kadar olası bir başkanlık sistemini kesin bir dille reddeden MHP’nin merkez teşkilatı bugün 15 Temmuz darbe girişimi ve son dönemde yaşanan terör saldırılarını baz alarak kendini “Evet” safında konumlandırıyor. Öyle ki partinin genel başkanı Devlet Bahçeli, partisi için “Evet” oyu ile “yoklama kaçaklarının tepesine binip enselerinden tutacağı günlerin yakın olduğunu” söyleyerek desteğini yinelemişti [2].

MHP’nin iktidar partisiyle tarihsel ve ideolojik olarak paralel bir çizgide bulunması göz önüne alınırsa “Evet” cephesinde bu kadar kuvvetli bir duruş göstermesi sürpriz görülmeyebilir. Nitekim milliyetçi ideolojinin kendi iktidarda fiilen bulunmasa da fikirlerinin iktidar kadrolarına verdiği ilham Reisçiler tanımıyla ve pek de başarılı sayılmayacak bir Osmanlı Ocakları girişimiyle tezahür ediyor. Buna karşın meclisteki sandalye sayısına göre ana muhalefet partisi CHP’nin yüksek siyasetin muhalefet hattındaki boşluğu yaratan asıl parti olduğu söylenebilir. Ağırlıklı olarak ülkedeki seküler kitlenin desteğini alan parti, seçimlerde uzun süredir %25-27 bandındaki oy oranını artırabilmek adına merkez sağ seçmeni kazanmayı hedefleyen bir strateji benimsiyor. Bu stratejinin en belirgin örneklerinden biri, partinin 31 Mart 2014 yerel seçimlerinde Hatay’dan bir önceki dönem AKP’nin belediye başkanı seçilen ve Gezi Parkı direnişi sırasında Hatay’da sokağa çıkan kitleyi “birkaç marjinal”

IMAGE 1
Ekmeleddin İhsanoğlu, İhlas Haber Ajansı

olarak gören Lütfü Savaş’ı aday göstermesi oldu [3]. Yine aynı yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde de MHP ile yapılan ittifakta dönemin İslam Konferansı Örgütü başkanı ve şu an MHP milletvekili olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi. Fakat Charlie Chaplin’in Charlie Chaplin’e En Çok Benzeyenler yarışmasına girip 20. olmasından alınan ilhamla kurulan bu strateji uzun vadede pek de işe yaramadı: Ekmeleddin İhsanoğlu seçilmedi, parti 1 Kasım seçimlerinde 2011’e göre 1 puan ve 3 sandalye kaybetti [4].

CHP’nin muhafazakâr seçmene hitap etmek adına kurduğu bu stratejinin istenen başarıya ulaşmaması öz eleştiri yerine partiyi bir kısırdöngüye itiyor: Siyasette tansiyon yükseldikçe sağ kitleler konsolide oldu, bu oldukça da CHP retoriğini daha da iktidara yaklaştırdı. Bunun yakın zamandaki örneklerinden ilki Kılıçdaroğlu’nun milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “anayasaya aykırı olmasına rağmen evet diyeceklerini” söylemesi oldu [5]. HDP’li milletvekilleri tutuklandıktan dört gün sonra sonra da şu cevabı verdi:

Kimse ben hukukun üstündeyim, her istediğimi yaparım diyemez. Ben savcıya gitmem, ifade vermem diyemez. Gidecektin ifadeni verecektin, savunmanı yapacaktın.[6]

İkinci ve daha güncel bir örnek de yine Kılıçdaroğlu’nun, Hollanda’nın referandum çalışması yapmak isteyen bakanları ülkeye almamasına dair yorumu oldu:

Şimdi hükümete net ve açık bir çağrıda bulunuyorum: Lafla peynir gemisi yürümez. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanını Hollanda’ya sokmuyorlarsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı kendi konsolosluğuna, büyükelçiliğine gidemiyorsa ve engel çıkartılıyorsa Hollanda’yla ilişkilerimizi lütfen askıya alın. Lütfen askıya alın. Her türlü desteği vereceğiz.

Tercihleri ve retoriğiyle iktidar seçmenini de kapsamak adına gittikçe iktidarın çekim alanına yaklaşan CHP’nin siyaset yapma alanı da politika üretme yetisi de daralıyor. Yeni bir söz söylemeden, örgütlenme ağını yenilemeden ve genişletmeden yapılan hiçbir plan muhafazakâr seçmende karşılık bulmuyor. Köhneleşmiş örgütlenme yapısından kurtulamama halinin yalnızca sandığa indirgenmiş ve tutarlılıktan uzak bir siyasetle bir araya gelmesi de Türkiye’de hukukun üstünlüğünü, seküler ve demokratik teamüllerin sürekliliğini, barışın bir an önce tesisini savunan seçmenlerin yüksek siyasette temsil edilmesini zorlaştırıyor.

Muhalefetin yeni öncüsü: Barış Bloğu

İktidara yaklaştıkça eriyen muhalefet tablosuna biraz geriye çekilip bakıldığında bu tablonun dışında kalan ve gün geçtikçe artan baskı ortamına rağmen tutarlı bir şekilde siyaset yapmaya çalışan bir kitle var. Türkiye’de uzun süredir etnik, ideolojik, sınıfsal ya da cinsel yönelim konumundan ötürü baskıya maruz kalan sosyal gruplar için mümkün olduğunca kapsayıcı bir dil ile siyaset üreten ve bunu yalnızca yüksek siyasetle sınırlı tutmadan kamusal alanı da etkin bir ölçüde mücadele ve örgütlenme alanı olarak kullanan; ülkenin bulunduğu çatışma ortamının kalıcı bir barış ile son bulmasını Türkiye’deki herhangi bir siyasi denklemin dışında tutmayan bu grubu Barış Bloğu olarak tanımlıyorum.

Barış Bloğu’nun yüksek siyasetteki izdüşümünün de temsil ettiği değerlere, ürettiği siyasetteki önceliklere bakıldığında HDP olduğunu kanaatindeyim. On yıllardır her türlü baskıya karşı mücadele eden Kürt siyasi hareketinin ve emek temelli farklı hareketlerin birikimiyle kendini yenileyen HDP; feministlerden emekçilere, LGBT hareketinden seküler kitleye kadar geniş bir yelpazeye hitap etmeyi başarmış, 7 Haziran’da yapılan seçimlerde de ciddi bir ivme kazanmıştı. Muktedir baskısının daha da yaygınlaştığı ve ana akım muhalefetin iktidar tarafından soğurulduğu bu ortamda HDP’nin, mücadele kültürü ve kapsayıcı mesajları sayesinde uzun vadede öncü bir muhalefet gücü olacağına ve bugünün ana akım muhalefeti tarafından temsil edilen kitlede de büyük ölçüde karşılık bulacağına inanıyorum.

IMAGE 3
HDP Milletvekili Feleknas Uca, Dicle Haber Ajansı

Siyasette daralan alana rağmen tutarlılığından ödün vermeyen Barış Bloğu, bu dayanıklılığını güçlü bir mücadele kültüründen alıyor. Hemen hemen her hak ihlâli yaşanan yerde, polis müdahalesinde, hak arayışına dair kitlesel bir eylemde bir HDP’li milletvekiliyle karşılaşmak mümkün. Seçmenine karşı sorumluluğunu yalnızca mecliste yasa yapmakla sınırlı tutmayan, siyaseti kamusal alanda da seçmeniyle omuz omuza yapan milletvekilleri; seçmeniyle de bu mücadele kültürü üzerinden bir dayanışma ağı kurabiliyor. Bu kültürün de HDP’nin mirasçısı olduğu farklı siyasal hareketlerden geldiğini söylemenin mümkün olduğunu düşünüyorum, zira on yıllardır hak mücadelesini sürdüren neredeyse her sosyal grubun bu blokta bir karşılığı bulunuyor: Feminist hareketin en önemli temsilcilerinden biri olan Filiz Kerestecioğlu, Ermeni halkının haklarının takipçisi olan Garo Paylan, Ahmet Türk, Ertuğrul Kürkçü ve diğer siyasetçiler bu kültürü HDP’ye taşımakla birlikte farklı eğilimleri birbiriyle konuşturarak farklılıklardan yeni pratikler öğrenme ve muhalefet çizgisindeki siyaseti güçlendirme imkânı da buluyorlar.

Parti örgütlenmesindeki bu kapsayıcılığın yansıması partinin retoriğinde de kolayca görülebiliyor. Nitekim hem Selahattin Demirtaş’ın aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçiminde, hem de HDP’nin %13’ün üzerinde bir oy oranıyla parti olarak meclise girdiği 7 Haziran seçimlerinde kullanılan dil, o döneme kadar hitap edilememiş kitlelere ulaşmasıyla görünür bir başarıyı da beraberinde getirdi. Kanımca bu kapsayıcı mesajların arasındaki en çarpıcı örnek, Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde Türkiye bayrağı hakkında söylediği şu sözler oldu:

Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı hepimizi temsil eder. Elbette ki Cumhurbaşkanı olsam da olmasam da T.C. Bayrağını, layık olduğu şekilde bütün toplumu temsil eden onurunu korumak isterim. Bayrağa dair eksik, yanlış algıları düzeltmek için uğraşırım. Sizler eminim ki biliyorsunuz, bu bayrak birçok suçu, günahı örtmek için de kullanıldı. Bayrağa en büyük hakaret budur. Biz hiçbir zaman hakaret etmedik. [8]

Bu dönemin sonrasında da parti tabanının çoğunluğunu oluşturan Kürt seçmenin, çatışmasızlık ortamının da etkisiyle HDP mitinglerinde Türkiye bayrağını sahiplenen bir noktaya evrildiği görülmüştü. Bu da kapsayıcı siyasetin farklı sosyal grupları uzun vadede nasıl birbiriyle konuşturabileceğine dair umut verici bir örnek olmuştu.

IMAGE 2Barış Bloğu’nun bu kapsayıcı siyaseti ve mücadele kültürü, örgütlenmeye dair yeni insiyatiflerin de türetilmesine ön ayak oldu. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %10 barajını aşması için etkin olarak çalışan 10danSonrası Kolay insiyatifi ya da referandum için başlatılan ve kendi deyimleriyle “önce komşuya gidip referandumda ‘hayır’ demenin getireceği hayırların anlatıldığı”, sonrasında sosyal medyadan hashtag ile paylaşımı da teşvik eden Komşum Hayırlı Olsun kampanyası; sokakta ve sosyal medyada örgütlenmek adına iki başarılı örneği temsil ediyor [9].

Mücadele, örgütlenme ve geniş bir kapsayıcılık ile doğru yolda ilerlendiği düşünülebilecek olmasına rağmen bugün bir cevabı olmayan iki soruyu da not düşmekte fayda var: HDP’nin, Türkiye’nin kurumlarını yönetebilecek ya da farklı alanlarda sorunlarına çözüm getirmek adına politika önerisinde bulunabilecek geniş kadroları var mı? Birleşmiş Milletler’in 10 Mart’ta yayınladığı Güneydoğu Türkiye’de İnsan Hakları Durumu raporuna göre geçtiğimiz yıl yaşanan çatışmalarda 1200 civarında sivil hayatını kaybetti, 355 bin ile yarım milyon kişi de evinden göç etmek zorunda kaldı. [10]. İrfan Aktan HDP’yi “bu saldırıları, daha da kitleselleşerek hükümsüz bırakmaya, böğrüne yumruk yerken de tabanını şiddetten uzak tutmaya kararlı bir parti” olarak tanımlamış [11]. Etkisi gün geçtikçe katlanan bu çatışma ortamında tabanını toplumsal barış ekseninde örgütlemeye çalışan HDP, bunu uzun vadede başarabilecek mi?

Sonuç ne olursa olsun

Referandum günü yaklaştıkça yalnızca “Evet” ve “Hayır” anketlerine, tartışmalarına odaklanıyoruz; fakat referandumdan da bağımsız olmak üzere ana akım muhalefetin ekseninin iktidara yaklaşması uzun vadede muhalefette bir boşluk yaratıyor. Farklı kimlikleri ve düşünceleri barındıran, herkesi kapsayan diliyle Barış Bloğu adını verdiğim; mecliste HDP tarafından temsil edilen cephenin ise önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin tartışmasız en güçlü muhalefeti olacağı görünüyor. Bunda da bu cephenin on yıllara dayalı mücadele kültürü, örgütlenme biçimleri ve herkesi kapsayan mesajları çok önemli bir rol oynuyor.

Anketlerde “Hayır” 20 puan dahi önde olsa bu referandumun sonucu “Evet” çıkabilir, hatta beklenen olumsuz senaryoların hepsiyle karşı karşıya kalınabilir. Fakat asıl olanın tutarlı bir şekilde mücadele etmek olduğunu Barış Bloğu olarak tanımladığımız hattın bir kuşak üstü tarihe not düştü. Barış Bloğu ise bayrağı aldığı yerden devam ediyor: akıl almaz sayıda kayba, haksızlığa ve zorluğa rağmen örgütleniyor, mücadele ediyor ve hatalarından ders çıkarıyor. Bundan 24 yıl önce 6 milletvekilinin temsil edebilmek için farklı partilerden seçilmek zorunda olduğu siyasi çizgi bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en büyük üçüncü partisi haline geldi. Ülkenin belki de en büyük ve en kalabalık alanı on beş gün boyunca kolluk kuvvetleri olmadan birbiriyle dayanışma içinde olan insanlarla bir ütopyaya dönüştü. Bu referandumda sonuç ne çıkarsa çıksın mücadeleyi bırakmamak gerekecek. İşte o zaman Yılmaz Güney’in de dediği gibi “kazanacağız, mutlaka kazanacağız!”

Kaynakça
1. “Kadıköy’de Hayır Bildirisine Polis Saldırdı: 3 Gözaltı”. 4 Şubat 2017, Evrensel.
2. “Bahçeli’den Referandum Açıklaması”. 7 Şubat 2017, Sözcü.
3. “CHP Abdullah Cömert’i ‘marjinal’ ilan etti”. 23 Aralık 2013, Oda TV.
4. “1 Kasım 2015 Genel Seçim Haritası” 1 Kasım 2015, Cumhuriyet.
5. “Kılıçdaroğlu: Dokunulmazlık Teklifine ‘Evet’ diyeceğiz”. 13 Nisan 2016, IMC TV.
6. “Kılıçdaroğlu’ndan HDP’nin Dokunulmazlık Eleştirilerine Yanıt.” 8 Kasım 2016, Sputnik.
7. “İhraç Edilen Profesörden Kar Yağışı Altında Ders” 12 Şubat 2017, Cumhuriyet.
8. “Akit Muhabiri Demirtaş’a Türk Bayrağı’nı Sordu” 15 Temmuz 2014, Milliyet.
9. “‘Komşum HAYIR’lı Olsun’ Kampanyası Başladı”. 15 Mart 2017, Bianet.
10. “Report on the human rights situation in South-East Turkey”. February 2017, OHCHR.
11. “PKK HDP’yi Bitirmek mi İstiyor?” 28 Eylül 2015, Zete.

Reklamlar