Organik yaşantılar ve fotokopi günler

Fergül Çırpan, Fergul.Cirpan@fco.gov.uk

Herkesin kendi içine döndüğü ve organik beslendiği bir zamandayız. Bu içe dönüş ve meditatif yollarla yakalanan özü algılama durumu her nedense bir dikta haline gelip adeta zorunlu bir trend durumunu alıyor. Gerçekten iyi miyiz yoksa iyi gibi mi görünüyoruz… Burada düğümleniyor gerçeklik ve ekranlardan öteye gidemiyor.

Kendinize aynada bakıp ‘İyi misin?’ diye sormayı bir deneyin bakalım…

Huffington Post’ta 7 Mayıs 2014’te yayımlanan “Sosyal medya bağımlılığı bir akıl sağlığı sorunu mu?” başlıklı yazı, sosyal medyanın akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine işaret ediyor. Maalesef sosyal medya bağımlılığı sigara, alkol ve madde bağımlılığı kadar ciddi boyutlarda. Aldığımız her beğeni ve paylaştığımız her durum bir ödül mekanizması gibi işliyor ve kendimizi ödüllendirmiş gibi oluyoruz. Bu bağımlılık durumu bireylerin kendine güvenleri ve kendilerine verdikleri değer ile doğrudan bağlantılı. Sosyal medya bağımlılığının uzun dönem etkileri halen araştırılıyor ancak yeni jenerasyonun sosyal medya olmaksızın bir yaşam sürdürebilmesi pek de mümkün görünmüyor.

Musmutlu aile tabloları ve harika zamanlar Facebook gibi hayat pornografisi sunan mecralarda ilk saflarda yer alıyor. Hiç mutsuz olmayacakmış gibi yapma durumu veya her anımızdan herkesleri haberdar etme hastalığı yeni çağımızın pornografi anlayışını da şekillendiriyor. Bu kendini olması gerektiğinden fazla ortaya çıkarma ve sunma durumu insanların kendilerine verdikleri önemi de pekiştiriyor aslında. Bu koskoca evrende sadece bir toz zerreciğinden ibaret olan bizler kocaman yaşantılarımız ve minik ve şirin bebeklerimiz ve kedilerimiz ile ekranlardan diğerlerinin yüzlerine çarpıyoruz ve bu atlıkarıncadaki yerimizi alıyoruz.

Sakın bu yalan muhabbetlere benim de düşmediğimi sanmayın. Ben de herkes gibi bu büyük pornografinin içindeyim. O harika lattenin resmini çekip ne kadar harikulade bir şekilde yoga yapabildiğimi ve çok muhteşem bir ilişkim olduğunu herkese bir çırpıda duyurmanın tatlı telaşını yaşıyorum sizler gibi. Tüm bu bilgi ve deneyim paylaşımı içerisinde diğerlerinin yaşantılarını da bir röntgenci gibi gizli gizli izliyorum.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkan gerçek, bireylerin kendilerini sosyal platformlar üzerinden başkaları ile düzenli olarak kıyasladıkları ve özsaygılarının bu mecralarda uzun süre geçirdikten sonra zedelendiği yönünde.

Pinterest gibi mecralar kadınların kendilerini yetersiz hissetmeleri için biçilmiş kaftan.3-5 günde nasıl kilo verebileceğiniz veya göbek eritebileceğiniz gibi sürreal tavsiyelerle dolu. İnsanların kendine olan güvensizliklerinden beslenen bir sektör bu ve gün geçtikçe büyümekte.

Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımın bebeği olduğunu öğrendim geçenlerde. Şaşırdım ve afalladım. Nasıl olabilirdi bu… Bizden habersiz ve Facebook üzerinden paylaşmaksızın… Sonra neden buna bu kadar şaşırdığıma şaşırdım. Herkes her anını ve her mutluluğunu paylaşmak durumunda değildi. Bu bir zorunluluk da değildi. Bu insanların kendi istek ve arzularıyla yaptığı bir şeydi.

Bu denli özel durumları paylaşırken bu nadide bilgilerin ve fotoğrafların kimler tarafından görüldüğünü ve nerede kullanılabileceğini hiç düşünmüyoruz bile. Devasa bir bilgi ve görüntü kirliliği yaratmaya devam ederken aynı zamanda kendi hayatlarımızı severek ve isteyerek ifşa etmemizin bize ne gibi tehlikeler doğuracağı umrumuzda bile değil. Nereden nereye seyahat ettiğimizi ve kiminle nerede buluştuğumuzu bağıra çağıra duyuruyoruz elaleme. Bu durumun basit bir “kıskananlar çatlasın” halinden daha karmaşık olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?

Her konuda ve her mecrada fikirlerimizi bağıra çağıra söylemek ve bizim gibi düşünmeyenleri ezmek için Facebook ve Twitter gibi araçlar çok cazip. Gerçek hayatta asla yüzleşmeyeceğimiz insanları yeriyor ve adeta kendimizi birer dahi edasıyla her konuda fikir beyan ederken buluyoruz. Ne zaman bu kadar önemli olduk biz veya fikirlerimiz ne zamandan beri birilerinin umrundaydı? Bunları düşünmüyoruz ve bu yanılsamanın içinde mutlu bir şekilde varlığımızı sürdürüyoruz.

Atlıkarıncadaki yerimizi ve tavrımızı koruyor ve bizim gibileri beğenip seviyoruz. Bu büyük pornografinin içerisinde birer piyon gibi kaç kişinin yeni fotoğrafımızı beğendiği ile övünüyor ve bilmediğimiz konularda ahkam kesiyoruz. Bundan sonraki zamanlarda oluşacak bir farkındalık evresi ile sona erecek bu yanılsamada bizler de “herkesin hayatına kimse karışamaz”cılık yapıyoruz.

 

Reklamlar