Kategori: Deneme

Benim İstanbul’um: Kentsel dönüşüm ve kent imgesinin dönüşümü

Beril Açıkgöz, berilacikgoz@gmail.com

BerilAcikgoz_BenimIstanbulum
Görsel: Elif Mercan

Kentsel dönüşüm farklı yönleriyle ele alınan ve bu ele alınış biçimlerine göre de farklı şekillerde adlandırılan bir kavram: Kentsel yeniden yapılanma, mutenalaştırma, soylulaştırma, gentrifikasyon, seçkinleştirme vb. Konu ile ilgili çok fazla çalışma, yüksek lisans ve doktora tezi, proje çalışmaları ve bunlardan üretilmiş makaleler mevcut. Bu çalışmalar konuyu farklı doğrultularda ele alıyor: Planlama ölçeğindeki teknik çalışmalar, yeme alışkanlıklarından günlük yapma-etme biçimlerindeki değişimlere kadar uzanan kültürel çalışmalar; ekonomik ve sınıf temelli çalışmalar vb. Bu yazıda kentsel dönüşüm olgusunu İstanbul üzerinden, duygular ve gündelik hayat pratikleri üzerindeki etkileri açısından ele alacağım.

Reklamlar

Çağrışım

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Processed with VSCO with fr4 preset
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş hâlde bulan Gregor Samsa’nın hikâyesini okuduğumda çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Gregor Samsa normal bir insan formunda iken bir sabah kendini böcek formuna dönüşmüş hâlde buluyordu ve bu, vurucu bir dönüşümdü. Fakat hâlihazırda zaten ucube gibi bir şehir olan, hatta şehir müsveddesi denilebilecek kadar plansız yapılaşma ve betonlaşma mağduru İstanbul; bir sabah uyansa daha çirkin ve garip neye dönüşebilirdi ki? Aklıma Mel Gibson’ın oynadığı Mad Max serisindeki etrafı tahtalarla çevrili o küçük yerleşim yerleri geliyor bir tek.

Kentsel dönüşüm lügatini irdelediğimde karşıma çıkan kavramlar ve kelimeler de ayrıca enteresan.

Burada birkaçını ele almam gerekirse;

Açtırma kutuyu: İletişim teknolojileriyle imtihanımız

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

AliAcikgoz
Görsel: Elif Mercan

Eski Yunan mitolojisinde insanın yaratılışının hikâyesi bitmek tükenmek bilmez aile kavgalarının bir adımıdır. Amcaoğulları Zeus (Sebep) ile Prometheus (Öngörü) arasındaki husumet, Prometheus’un tanrı katının mucit üyesi Hephaestus’un imalathanesinden “ateşi” çalıp, toprak ve su ile yoğurulup hava ile kuruyan insanlara bu ateşi, yani hayatı vermesi ile doruk noktasına varmıştır. Bu itlik, serserilik ve hırsızlık (1) silsilesinin sonucunda küplere binen Zeus, hem Prometheus’u bir dağ başına zincirletir hem de her gerçek iktidar sahibi gibi bir de ailesi ile uğraşır. Hephaestus’a ismi Pandora olan ilk kadını yaptırır, akabinde kadının eline bizim dilimize de “kutu” olarak geçen bir küp (testi, vazo) tutuşturur. Kadıncağızı gökten zembille Prometheus’un kardeşi Epimetheus’un (Aklın Sonradan Başa Gelmesi ya da Hıyarlık?) yanına indirir. Hâlbuki bu, Zeus’un hısımlarına kurduğu bir tuzaktır. Kadıncağızı pek seven Epimetheus, öngörülü ağabeyi Prometheus’un “Bu kızdan hayır gelmeyecek” cihetinden uyarılarına kulak asmayıp hıyarlık eder ve Zeus’un zokasını yutar. Pandora ise büyükler kendisini reddetmeye çalışadursun, elindeki “kutunun” içinde ne var diye merak etmektedir. Kadıncağızın bilmediği şey, Zeus’un hain planlarının parçası olarak yaptırdığı kutunun içinin dışından büyük olduğu ve şehvet, hastalık, açgözlülük, şehvet, ölüm gibi belalarla dolu olduğudur. Nihayetinde Pandora’nın kutunun kapağını kaldırması ile beraber, kutunun içindeki belalar Prometheus ve Epimetheus kardeşlerin ve insanların başına üşüşür. Pandora kapağı kapatır. Neyse ki küpün içindeki şeylerden biri içerde kalmıştır: Umut. Neden “neyse ki” diye yazdığımı soracak olursanız; madem ki küpün içinde o kadar bela vardı, umudun onların yanında ne işi vardı? Neyse ki (yine mi?!) konumuz ne hatalı çeviriler, ne de sonu gelmez ahlaki tartışmalar.

Tavuklar, horozlar, sincaplar

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

 

mithat2
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

 

Bu satırları yazarken güneş tam arkamdan enseme vuruyor. Üç gün evvel taşındığımız evimizin verandasında üzeri rengarenk boya lekeli emektar ahşap masamızda oturmuş etrafa bakınıyor, yine arkamdan esen hafif serin rüzgarın kulaklarıma vurmasının tadını çıkararak dinleniyor ve boş boş etrafa bakınıyorum.

Perdenin arkasından önüne korku halleri

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

canan cmyk
Çizim: Elif Mercan

Korku, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, gerçek ya da beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, yürek ve solunum hızlanması gibi belirtileri olan, ya da daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu olarak tanımlanmaktadır. Tanımı bile bu kadar karışık olup, tehlike, güvensizlik, acı, kaygı, heyecan gibi kavramları bir araya getiren bu duygunun mutfağının da tıbben karmaşık olması kaçınılmaz.

Neden korku filmi izlemiyorum?

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

“Korkmamalıyım. Korku, aklın katilidir. Korku, topyekûn yok oluşa götüren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim.” Frank Herbert, Dune (1965)

Ali cmyk
Çizim: Elif Mercan

Kurgu karakter Paul Atreides, kendisinin evreni geleceğe taşıyacak mesih olup olmadığını öğrenmeye gelen bir rahibe/cadı tarafından sınava tabi tutulurken, aklından yukarıdaki sözleri tekrarlar durur. Rahibe Paul’ü elini bir kutuya sokması için ikna etmiş; ardından Paul’ün kutudaki eline bir iğne ile dokunmuştur. Rahibe sınavın bir aşaması olarak Paul’ün beynine psişik işkence uygulamaya başlar. Paul için bu işkencenin en önemli etkenleri eline dokunan iğneden yayılan büyük acı ve bu acının kendisini öldürmesinden korkmasıdır. İçgüdüsel olarak elini kutudan çıkartıp kurtulmak ister. Ancak elini hareket ettirirse iğne eline batacak, iğnedeki zehir kendisini gerçekten öldürecektir. Paul kendine yaptığı telkinle acının sadece zihninde olduğuna inanmayı başarır ve elini kutudan çekmeyerek sınavın sonuna kadar dayanır.

Mayhoş mu, nahoş mu?

Pınar Yeşil Şenses, pinar.yesil@yahoo.com

Pinar print2
Çizim: Pınar Dönmez

Her kelimeyi tamlayan, kim bilir belki de tamamlayan; sosyetiğine ‘fobi’ gelen, çekenine avuç içi, ayak tabanı dâhil bilumum yer terlettiren, kalbini yerlerde küt küt sektiren, tansiyonunu eller üstünde gezdiren, adrenaline âşık, kortizole deli, ben diyeyim mayhoş, siz deyin kekremsi bir duygu korku… Kazanmakla kaybetmekte, beğenilmekle beğenilmemekte, yeni okulda, yeni hayatta, yeni işte, ilişkide ön sıradan yer ayırmış kendine. İhsan Raif Hanım’ın bundan neredeyse 120 sene önce döktüğü gibi dizelere, kimisinin mücrim gibi titremesi için mesela, yetermiş bakması istikbaline. Hep böyle büyük büyük, afili hedefleri yok elbet bu korkunun. Gece yolda yürürken duyduğunuz çıtırtıya, pireleriniz uçuşurken uyandıran gıcırtıya, düdüklünün fıslamasına, yılanın tıslamasına, hepsine talip, hepsine fit.