Kategori: Genel

“Sanayi 4.0’la beraber Siyaset 4.0 da gelmeli”

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

cem say2

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Cem Say ile seçimlerden iki gün önce Kanyon’da buluştuk. Geniş bir çerçevede yapay zeka uygulamalarını, bu uygulamaların hangi alanlarda hayatımızı nasıl değiştireceğini ve ülkemizin bu gelişmelere hazır olup olmadığını konuştuk.

Açtırma kutuyu: İletişim teknolojileriyle imtihanımız

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

AliAcikgoz
Görsel: Elif Mercan

Eski Yunan mitolojisinde insanın yaratılışının hikâyesi bitmek tükenmek bilmez aile kavgalarının bir adımıdır. Amcaoğulları Zeus (Sebep) ile Prometheus (Öngörü) arasındaki husumet, Prometheus’un tanrı katının mucit üyesi Hephaestus’un imalathanesinden “ateşi” çalıp, toprak ve su ile yoğurulup hava ile kuruyan insanlara bu ateşi, yani hayatı vermesi ile doruk noktasına varmıştır. Bu itlik, serserilik ve hırsızlık (1) silsilesinin sonucunda küplere binen Zeus, hem Prometheus’u bir dağ başına zincirletir hem de her gerçek iktidar sahibi gibi bir de ailesi ile uğraşır. Hephaestus’a ismi Pandora olan ilk kadını yaptırır, akabinde kadının eline bizim dilimize de “kutu” olarak geçen bir küp (testi, vazo) tutuşturur. Kadıncağızı gökten zembille Prometheus’un kardeşi Epimetheus’un (Aklın Sonradan Başa Gelmesi ya da Hıyarlık?) yanına indirir. Hâlbuki bu, Zeus’un hısımlarına kurduğu bir tuzaktır. Kadıncağızı pek seven Epimetheus, öngörülü ağabeyi Prometheus’un “Bu kızdan hayır gelmeyecek” cihetinden uyarılarına kulak asmayıp hıyarlık eder ve Zeus’un zokasını yutar. Pandora ise büyükler kendisini reddetmeye çalışadursun, elindeki “kutunun” içinde ne var diye merak etmektedir. Kadıncağızın bilmediği şey, Zeus’un hain planlarının parçası olarak yaptırdığı kutunun içinin dışından büyük olduğu ve şehvet, hastalık, açgözlülük, şehvet, ölüm gibi belalarla dolu olduğudur. Nihayetinde Pandora’nın kutunun kapağını kaldırması ile beraber, kutunun içindeki belalar Prometheus ve Epimetheus kardeşlerin ve insanların başına üşüşür. Pandora kapağı kapatır. Neyse ki küpün içindeki şeylerden biri içerde kalmıştır: Umut. Neden “neyse ki” diye yazdığımı soracak olursanız; madem ki küpün içinde o kadar bela vardı, umudun onların yanında ne işi vardı? Neyse ki (yine mi?!) konumuz ne hatalı çeviriler, ne de sonu gelmez ahlaki tartışmalar.

Teknolojinin homosapiensle imtihanı: Tıp ve teknoloji

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Canan gorsel
Görsel: Tolga Özasıl

“Tıp çok ilerledi. Eskiden böyle miydi?” Bizleri büyüten sözler acaba geçmişten bugüne ne kadar büyüdü? Doktorların sadece muayene ile tanı koyup tedavi ettiği, ölümlerin neredeyse hepsinin “kalp” kaynaklı olduğu dönemleri de biz görmedik tabii. Günümüzde ise, doktorların sadece muayene ile tanı koyabilme yetilerinin nispeten körelmesinin yanı sıra hem hukuki açıdan kendini korumak, hem de hastanın güvenini sağlamak amacıyla tetkiklerden yardım istememek neredeyse imkansız. Diğer yandan, tedavisi muhtemelen mümkün olmayan birtakım hastalıkların tanısı için ileri tetkik girdabında sürüklenen hastaların da ölümleri eninde sonunda herkes gibi “kalp” kaynaklı olmaya devam ediyor. Akademik merakın hastalığın önüne geçtiğini düşünen bazı hastalar hastaneye gitmemek için koşullarını zorlarken, bazı hastalar ise fazla sonuç odaklı buldukları doktorların alternatiflerini farklı kurumlarda araştırmaktan yorulmuyor. Uzay çağına geçecek olsak bile, malum kahramanlarımız, hastaların ve de sağlık çalışanlarının hâlâ eski sürüm “homosapiens” olmaları nedeniyle belli klişe söylemler ve davranışlar yeni nesillere aktarılmaya devam ediyor. Neyse ki, her şeye rağmen, teknolojik gelişmelerin önü kesilmiyor.

Beden ve teknoloji

Beril Açıkgöz, berilacikgoz@gmail.com

beril-gorsel1

Teknoloji konusunda birkaç sayfalık bir yazı yazmanın, bu kadar konuşulan, yazılan, çizilen bir konu hakkında bir şeyler söylemenin oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Çok yazılıp çiziliyor, çünkü üzerinde en fazla yatırım yapılan alan ve çok hızlı gelişmelerin de gözlendiği bir alan. Teknolojinin insan aklının algılamakta zorlandığı bir hızda ilerlemesinin ötesinde, bu hızlı ilerlemenin neticesinde zaman zaman -günlük hayatımıza sirayet ettiği kadarıyla- teknoloji ile başa çıkmakta zorlanıyor ve zamansal olarak algımızın ötesindeki bu gelişmeyi yorumlamaya çalışıyoruz.

Herkesin sakladığı bir şeyler vardır

Serkan Murat Kırıkçı, serkanmkirikci@gmail.com

Serkan Kirikci gorsel
Görsel: Seda Sarhan

“Gelişen teknoloji hayatımızı nasıl etkiliyor, nasıl etkileyecek?” sorusu üzerine düşündüğümüzde tahminlerimizin dayanakları filmler ve kitaplar oluyor. Doğru çıktıklarını gördüğümüz örnekleri referans alıyoruz zira. Stanley Kubrick’in başyapıtı 2001: A Space Odyssey’de görüntülü görüşmeye şahit olduğumuzda yıl 1968 idi. Şaşırmıştık. Henüz yazı ile bile anlık iletişim kuramıyorduk uzaktakiyle. Teknolojinin nasıl gelişeceğine dair distopyalar ile karanlık gerçeklerle karşılaştık. Robotların insanların sonunu getireceğini, bunun bitmek bilmeyen bir savaş olduğunu gördük. Zamanda yolculuklar yapıldığını gördük. Terminator ile tanıştık. Maymunlar Gezegeni serisinde gelişenin sadece teknoloji olmayabileceğini de gördük. Blade Runner gibi filmler, teknolojik gelişmelerin hayatımızda ne gibi değişikliklere yol açabileceğine dair bize benzer fikirler verdi: İnsanların yalnızlaşması, gündelik hayatın rutinlerinin değişimi, her şeyin olabildiğince öz olması… Yemek için haplar, seks için programlar, programlanmış hisler… Oturduğun yerden her şeyi yapabilme hissi… Filmler ve kitaplar her seferinde bir adım öteye giderek ilerliyor. Beklentilerimizi de yaratıyorlar. Milenyuma girerken bambaşka bir boyuta geçeceğimizi düşünmedik mi? Uçan arabalar, robotlar, akıllı cihazlar, uzayla aramızdaki mesafenin kısalması gibi beklentilerimiz vardı. Geleceğe Dönüş serisindeki uçan kaykayın çıkmasını beklemiştik. Geleceğe dair fütürist her şeyin gerçekleşmesini bekliyorduk. Gelecek senaryoları denildiğinde konuya en çok kafa yoranlardan biri Andrew Niccol, 2018 yılına da bir önerme bıraktı.

Why don’t we do it in the road? *

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Mithat gorsel
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Köy kahvesinin önündeki kuyunun yanında duran bisikletime biniyorum. Henüz iki-üç pedal gitmişken bir anda sokak lambaları kapanıyor. Yollara zifirî bir karanlık çöküyor. İlkbaharın son günlerinde yağan şiddetli yağmur ve fırtınanın dengesini bozduğu yüksek gerilim hattının tamirine bu saatte başlamış olmalarına sevinçle karışık şaşırıyorum. Zira sabahtan beri evdeki elektronik aletler gidip gelen voltaj yüzünden hayatında ilk kez kavramsal sanat sergisine giden yeni yetme sanat sever gibi ambale olmuş ve ne yapacaklarını bilmez durumdalar.