Göç yolları

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Son zamanlarda İstanbul’dan göç edip hayatına daha küçük şehirlerde devam etme kararı alan insanlarda hızlı bir artış olduğunu, bu durumla daha sık karşılaşmaya başladığınızı fark etmişsinizdir. Ben de yakın zamanda bu kervana katıldım ve İstanbul’u bırakıp Muğla-Fethiye’deki Kayaköy isimli sakin tatil beldesine yerleşmeye karar verdim.

Bu kararı almak kolay olmadı tabi ki. Bu süreçte karşıma çıkan muhtelif soru işaretleri ve belirsizlikler ve bu soru işaretleri ile belirsizliklerin yarattığı bilumum endişe ve korku mevcuttu. Fakat bir şekilde korku ve endişelerime rağmen bu kararı alabildim. Kayaköy’e yerleşir yerleşmez de benim geçtiğim yollardan benden önce geçmiş bir sürü insan olduğunu gözlemledim. Sonrasında ise sürecin onlar adına nasıl işlediğini, ne gibi endişe ve korkularla karşılaşarak benim aldığım kararı alabildiklerini ve halen mücadele ettikleri endişe ve korkuları olup olmadığını öğrenmek için onlarla görüştüm.

Lara Sarabil Ekiz – Kayaköy Sanat Kampı – http://sanatkampi.com

Processed with VSCO with fp4 preset

İstanbul’dan göç etmeden evvel hayatınızı idame ettirmenizi sağlayan mesleğiniz, işiniz ne idi?
2013 yılı Ocak ayından beri Camper’da sırasıyla önce operation retail support ve daha sonra ise e-shop sorumlusu olarak çalışmaktaydım.

İstanbul’dan Fethiye’ye göç etmeye tam olarak ne zaman ve ne şekilde karar verdiniz ve bu kararı aldıktan sonra uygulamaya dökmeniz ne kadar sürdü?
Aslında tam olarak zamanı hatırlamıyorum çünkü ben aşık olup evlenme kararı aldıktan sonra hem işimi, hem evimi hem de hayatımı bir anda değiştirdiğim için o süreç biraz debdebeli geçti. Biraz düşünmem lazım… Sanırım… Temmuz 2016’da Mutlu (Lara’nın eşi ve Kayaköy Sanat Kampı’nın kurucularından) ile tanıştık ve Temmuz ayının sonunda evlenip buraya taşınmaya karar verdim, Ekim 2016’da nişanlandık, Ocak 2017’de evlendik ve Şubat 2017’de Kayaköy’e taşındım.

Kayaköy’e göç ederken herhangi bir beklentiniz var mıydı? Varsa beklentileriniz neydi?
Ben zaten büyükşehir çocuğu değilim, Samsun’da doğdum, Trabzon’da yaşadım. Daha sonra üniversite için İstanbul’a 18-19 yaşlarımda geldim. Şimdi mesela İstanbul’da doğup büyümüş arkadaşlarıma bakınca tatil için yurt dışına gitmek istediklerini falan anlatıyorlar. Ben İstanbul’a üniversite için gelmeden evvel İstanbul bizim için bir tatil yeri idi. Sömestr tatillerinde ya da yazın İstanbul’a gelmek bizim için başlı başına büyük bir olaydı. Zaten o yüzden de üniversite sınavında bütün tercihlerim İstanbul’daki üniversiteler olmuştu.

Küçük bir şehirde büyüdüğüm için de büyük şehrin karmaşasını tecrübe etmemiştim. İlk zamanlarda her şey çok cezbediciydi ama zaman geçtikçe kalabalığı, trafiği, pahalılığı ve karmaşası itici olmaya başladı. 2007 yılından 2017 yılına kadar 10 sene geçirdim İstanbul’da. Mutlu ile tanışmadan evvel de şikayet ediyordum tabi ama iş dolayısı ile başka bir şehirde yaşamak pek imkan dahilinde değildi.

Belki Camper’ın Mallorca ofisinde çalışırım ilerde diyordum kendi kendime ama şimdi dönüp geriye baktığımda bu imkan için çok fazla çabalamamış olmamı da içten içe Mallorca’da çalışmayı da çok fazla istememiş olmama bağlıyorum. Mutlu ile tanışıp Kayaköy’e yerleşmeden evvel de keşke gidip yerleşebileceğim güzel bir köyüm olsa diye konuşuyordum arkadaşlarımla ama bunlar genelde sohbet düzeyinde kalıyor ve aksiyon alma aşamasına gelmiyordu. Gerçi Mutlu Muğla’nın bir köyünde değil de tatil beldesine sahip olmayan daha renksiz ve daha az güzel bir şehrin bir köyünde yaşıyor olsa oraya da giderdim.

Beklentilerimi ise genel olarak; köy yaşamını daha heyecanlı buluyor olmam, hayvanlarla iç içe olmak, daha yeşil bir çevrede hayatıma devam edebilmek şeklinde sıralayabilirim.

İstanbul’da yaşarken sahip olduğunuz endişeler ve korkularınız nelerdi?
İstanbul’dan kaynaklandığından yüzde yüz emin değilim ama toplu taşıma araçlarında yolculuk ederken kaza yapmaktan korkuyordum. Metrobüsün karşı şeritten gelen bir metrobüs ile kafa kafaya çarpışması gibi. Ya da yolculuk ettiğim vapura üzerinde bomba olan bir teröristin binip vapuru patlatması gibi terörist eylemlerden korkuyordum.

Trabzon’dan İstanbul’a gelmeden evvel Trabzon’daki bazı arkadaşlarım; “Git bir çantanı kapkaççılar alsın, tecavüzcüler saldırsın da gör” diyordu. Tinercilerden de korkuyordum. Statü endişem olmadığından, işim gücüm ile alakalı aç kalırım, açıkta kalırım vs. şeklinde korkularım ise asla olmadı İstanbul’da yaşadığım on yıl boyunca.

Fethiye’ye göç etmeden evvel, aldığınız göç kararı sonucunda hayatınızda gerçekleşecek büyük değişiklikten kaynaklanan ne gibi endişe ve korkularınız vardı?
Benim tecrübe ettiğim bir hayli büyük bir değişiklikti zaten. Evimi, işimi, sosyal statümü, yaşadığım şehri ve hatta medeni durumumu değiştiren bir değişiklik oldu. (Gülüşmeler)

LARA1

Ama yer değiştirme ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim; zaten Samsun’da doğmuş, Trabzon’da büyümüş, daha sonra üniversite için İstanbul’a gelmiş, üniversitede bir sömestr boyunca 6 ay kadar yurt dışında yaşamış biri olarak bir yere karşı içimde aidiyet besleme hissim pek olmadı. Hayatı şehirde geçmiş birisi olarak “benim köyüm” diyeceğim bir yer de yoktu bu anlamda sahiplenebileceğim.

Dolayısıyla birebir olarak taşınmadan kaynaklanan bir endişem yoktu. Onun dışında da spesifik olarak adres edebileceğim, şundan ya da bundan kaynaklanan diyebileceğim korku ve endişelerim olmadı. Sadece tüm bu sürecin gerçekleşmesinin getirdiği büyük heyecan ve içimin pır pır etmesi durumu mevcuttu. Onu da endişe ve korku olarak adlandırmak ne derece doğru olur bilemem.

Endişe ve korkularınızda çevrenizdeki insanların bir etkisi var mıydı? Varsa ne derecede ve nasıl etkiliydiler?
Daha önce de dediğim gibi, hem evlenme, hem iş değiştirme, hem de yaşadığım şehri değiştirme kararımı ilettiğimde ailemin tipik ebeveyn endişeleri, korkuları oldu ve tabii ki onların endişesi bende bir etki yarattı. Onların endişeleri, korkuları da benim söylediklerimi dinledikten ve Mutlu ve ailesi ile tanıştıktan sonra dindi. Anne ve babanın olaya bakışı farklı olabiliyor ama endişe ve korkunun kaynağı yine ebeveyn olma içgüdüsü ile doğrudan ilintili.

Arkadaşlarımdan ise olumlu tepki aldım. Kararımı duyduktan sonra; “ya biz olsak yapamayız ama sen yapabilirsin bence, sana uygun bir hayat şekli” minvalinde geri dönüşler oldu çoğundan. Sadece sürecin bu kadar çabuk ilerlemesine şaşırdılar ve garipsediler.

Bunun dışında İstanbul’da yaşarken sahip olduğum endişe ve korkularım ise tamamen kendimden kaynaklanmaktaydı, ailem ve arkadaşlarımın çok az etkisi olmuştur belki, bilemiyorum.

Sizce göç etme kararınızın zamanlaması nasıldı?
Keşke daha evvel göç etseymişim diyorum aşık olduğumu da göz önünde bulundurunca.

Şu anda Kayaköy ile ya da kendinizle ilgili endişe ve korkularınız var mı?
Fethiye’nin de giderek İstanbullaşmasından korkuyorum. Park yeri bulamama, zaman zaman merkezin aşırı kalabalıklaşması gibi durumlar benim için yeterince endişe verici ve ürkütücü. Kayaköy’ün köy formatından giderek daha fazla uzaklaşma ihtimali de korkutucu.

Buradaki insanların tarımı, üretimi azaltıp daha çok sahip oldukları gayrimenkulleri yoğun yaz döneminde kiraya vererek para kazanmaya alışmaları ve giderek materyalistleşmelerini de endişe verici buluyorum.

Tabii ki evlilik de benim için çok yeni olduğu için zaman zaman bir takım korkular getiriyor, bağlılık ve düşkünlük arttıkça sevdiğini kaybetme korkusunun artmasını söyleyebilirim örnek olarak.

Banu Etker – Seramik Sanatçısı & Killi İşler Kurucusu
instagram.com/banuetker/

Processed with VSCO with ke1 preset

İstanbul’dan göç etmeden evvel hayatınızı idame ettirmenizi sağlayan mesleğiniz, işiniz ne idi?
Prodüksiyon şirketlerinde çalışıyordum. Yönetmen yardımcılığı ve prodüksiyon asistanlığı yapıyordum. En son işim de bir müzikal olmuştu “Mucizeler Komedisi” diye.

İstanbul’dan Fethiye’ye göç etmeye tam olarak ne zaman ve ne şekilde karar verdiniz ve bu kararı aldıktan sonra uygulamaya dökmeniz ne kadar sürdü?
1999 yılında ilk kez Fethiye’ye geldiğimde, kış mevsimiydi ve Fethiye bende kışın da hayatın devam ettiği, büyüklük olarak köy ile şehir arasında şirin ve yaşanılası bir kasaba izlenimi bırakmıştı. Aklımın bir köşesine not etmiştim “burada hayatımı devam ettirebilirim ben aslında ilerde” diye.

Daha sonra 2006 yılında işsiz kaldığım bir dönem burada yaşayan ve daha evvel Fethiye’yi ziyaret etmeme vesile olan arkadaşlarımdan birisi iş aradığımı onlara ilettiğimde kendi çalıştıkları yerde birine ihtiyaç duyduklarını söyledi ve görüşmeye geldikten sonra şartları da uygun olunca işi kabul ettim. Bir ay sonra Fethiye’ye yerleşmiştim.

Buraya gelmemi sağlayan süreçte bardağı taşıran son damla olarak anlatabileceğim bir anekdot var mesela; 4 Levent’te bir plazada bir iş görüşmesine gitmiştim. İş görüşmesine de çok rahat bir şekilde giyinip gitmiştim. Kot ceketim, kırmızı pantolonum ve rahat kılığımla vs… Beni olduğum gibi kabul etmeyeceklerse de olmasın bu iş zaten kafasındaydım. Bir odaya aldılar beni beklemem için. Şimdi yıllar sonra o görüşme ile ilgili hatırladığım tek bir şey var, o da görüşme ile alakalı değil, beni beklemem için aldıkları odada pencereden bakınca alabildiğine geniş bir manzara vardı plazanın arka tarafına bakan. Yemyeşil bir alan idi ve bu yemyeşil alanda benim gözüm ilerde otlayan iki adet siyah beyaz ineğe takılmıştı, başka hiçbir şey görmüyordu gözüm. İnekleri fark ettikten sonra da benim için görüşme bitti gibi oldu zaten, umurumda değildi yani… Ben buraya ait değilim dedim.

Kayaköy’e göç ederken herhangi bir beklentiniz var mıydı? Varsa beklentileriniz neydi?
Başlangıçta beklentilerim yoktu, zaman içinde gelişti. İstanbul’da iken yaptığım hiçbir işten tatmin olmuyordum, yani kısa süreli bir tatmin hali oluyordu, sonra sıkılıyordum. Yaptığım iş bir süre sonra anlamını kaybediyordu.

Sonra kendi kendime, “emekli olmaya gerek yok daha sakin bir hayatı deneyerek daha anlamlı işlere imza atabileceğim bir hayatı kendime gençken de sağlayabilirim” dedim. Başka da bir beklentim yoktu açıkçası.

İstanbul’da yaşarken sahip olduğunuz endişeler ve korkularınız nelerdi?
Öncelikle, hayatımda süreklilik kazanacak bir iş bulamama endişesine sahiptim. Çok fazla iş değiştiriyordum çünkü. Yaptığım bütün işlerde bir eksiklik duygusu siniyordu üzerime. Statü endişesi de vardı. Çevremden gördüğüm “bir işte karar kıl ve kariyerini inşa et” tepkileri tetikliyordu bu endişeyi daha çok.

Yine çevremde mutsuz, stresli, egosu yüksek bir sürü insan olmasının getirdiği “ben sürekli bu insanlar ile birlikte mi yaşayacağım?” korkusu vardı. Hayatta çok fazla insani mevzular mevcut iken paraya pula ya da daha materyalist şeylere gömülmüş insanlar ile sürekli muhatap olmak çok yorucu bir hal alıyor bir süre sonra çünkü.

İstanbul’un keyfini çıkaramadığımı fark ettim bir de. Uzun süre İstanbul’da yaşayınca yeni yerler keşfedecek enerjin de kalmıyor. İstanbul’a yabancılaşma korkusu da belirdi içimde o an. İstanbul dışında yaşasam daha çok keyif alabilirim İstanbul’dan diye düşündüm.

Fethiye’ye göç etmeden evvel, aldığınız göç kararı sonucunda hayatınızda gerçekleşecek büyük değişiklikten kaynaklanan ne gibi endişe ve korkularınız vardı?
Çok belirgin bir endişem, korkum yoktu aslında, çünkü kendi kendime; “denerim, yapamazsam geri dönerim” diyordum. O yüzden rahattım aldığım karar ile ilgili olarak. Belki uyum sağlayamama korkusu ve İstanbul’dan uzaklaşınca kaybedeceğim bir sürü şey olacak mı endişesini hissetmiş olabilirim biraz.

Endişe ve korkularınızda çevrenizdeki insanların bir etkisi var mıydı? Varsa ne derecede ve nasıl etkiliydiler?
Ben zaten insanlara fikrini çok fazla soran bir insanımdır. Sonunda yine bildiğimi okurum ama insanların fikrini de almak ve kafamı karıştırmak isterim. Çoğu insan İstanbul’dan taşınma kararım için “çok erken değil mi? Orada ne yapacaksın ki?” demişti. Bu durum beni biraz endişelendirse de; annem ve babam “git dene tabi, olmadı İstanbul’a geri dönersin” deyince biraz daha rahatlamıştım.

İstanbul’da iken mevcut endişe ve korkularımda ise zaten yukarıda da bahsettiğim üzere çevremdeki insanların hatırı sayılır bir etkisi vardı. Endişelerimin kaynağı onların hal ve hareketleri ve değer yargıları idi denilebilir hatta.

Processed with VSCO with ke1 preset

Sizce göç etme kararınızın zamanlaması nasıldı?
Kesinlikle “tam zamanında göç etmişim” diyorum ben. 2006’da ayrıldım İstanbul’dan ve sonra çarpık kentleşme ve şehrin berbatlaşması hızlanarak ilerledi.

Şu anda Kayaköy ile ya da kendinizle ilgili endişe ve korkularınız var mı?
Burada uzun süredir yaşadığım için artık kendi evimi inşa etmek istiyorum. Yaşayacağım yerin yapımında direkt olarak yer almak ve kendi zevkime ve ihtiyacıma göre kendime bir yer yapmak istiyorum. Bunun için çok geç kalma korkum ve endişem mevcut. Bir an evvel, enerjimin yerinde olduğu yaşlarımda gerçekleşsin istiyorum.

Bir diğer endişem de Fethiye’nin sadece çevre olarak yani fiziksel olarak İstanbullaşması değil de İstanbul’dan gelenlerin şehir alışkanlıklarını buraya taşıyarak buranın insanının günlük hayatını deforme etmesi aslında. Tamam popülasyon arttıkça illa ki fiziksel olarak bir yeşilde azalma, betonlaşma olacak ama ben bu durumun İstanbul’daki kadar hızlı ve yıkıcı olmayacağını ümit ediyorum burada. Öte yandan okullarda ve çocuklarda bu şehirli alışkanlıklarının etkisi büyük oluyor. Onlar daha çok etkileniyor bu durumdan. Bölgelerine uyumlu bir hayatı yaşayarak eğitilmeleri şekillenmeleri gerekirken AVM ve hızlı tüketim kültürüyle büyümeleri en büyük tehlike bence.

Kibele Ötük – Heykeltraş

Processed with VSCO with kp3 preset

Eskişehir’den göç etmeden evvel hayatınızı idame ettirmenizi sağlayan mesleğiniz, işiniz ne idi?
Yedi yıl boyunca dövme sanatçılığı yaptım freelance olarak. Aslında meslek olarak değil de hayatımı idame ettirmek için gereken parayı kazanmak için yaptığım bir şeydi.

Eskişehir’den Fethiye’ye göç etmeye tam olarak ne zaman ve ne şekilde karar verdiniz ve bu kararı aldıktan sonra uygulamaya dökmeniz ne kadar sürdü?
Şehirde işlerin hem benim hem de şehir için kötüye gitmeye başlayacağını anladığım zaman bir hafta içerisinde yaşayabileceğimi düşündüğüm tüm köy, belde ve kasabaları, Akdeniz ve Ege kıyıları, Kazdağları vs. araştırmaya başladım.

Daha sonra, Selin diye Fethiye – Hisarönülü bir arkadaşımı aradım ve ona durumumu anlattım ve onun vasıtasıyla Kayaköy’den haberdar oldum ve burada kendime yaşayacak bir yer ayarladım. 2016’nın Ocak ayı içerisinde bu kararı aldım ve Ocak ayı bitmeden Kayaköy’e yerleşebildim. Aynı ay içerisinde oldu yani.

Kayaköy’e göç ederken herhangi bir beklentiniz var mıydı? Varsa beklentileriniz neydi?
Kafamda somut bir beklenti yoktu aslında. Basit bir plan ile yola çıkmıştım. Ne yapacağım dahi çok net değildi ama kendi kendime; “Ben orada çapa sallar yine karnımı doyurur, hayatımı kazanmayı başarabilirim” diyordum. Kimse aç kalmaz gibi bir düşünce ile yola çıkmıştım. Sıfırdan başlamak diye bir şey var ve ben de gerekirse sıfırdan başlarım, önemli olan düzgün bir yere kök salabilmekti benim için.

Eskişehir’de yaşarken sahip olduğunuz endişeler ve korkularınız nelerdi?
Senden önce benzer süreçlerden geçenleri görüyorsun, bu benim için ablam ve bazı arkadaşlarım oluyor. Güzel Sanatlar’dan mezun olduktan sonra İstanbul’a gidip şansını deneyenlerin ne denli zorluklar ile ne denli boktan koşullarda uğraştıklarını görüyorum, Eskişehir’de kalanlar da ha keza sıkıcı bir rutinin içerisinde koşuşturup duruyorlar. Yılda iki hafta tatil yapabilmek için verilen bir mücadele, kapana kısılmışlık resmen. Ben de bu duruma düşüp benzer şeyleri yaşamak istemiyordum. Bu konuda endişe ve korkularım vardı.

Kaldırıma park etmiş arabaları görünce çok sinirleniyordum ve bunun benim hayatımın bir gerçekliği olması durumunu kanıksamaktan da korkuyordum. Bu durumu kabullenmek istemiyordum.

Holy Mountain filmindeki bir sahne geldi şimdi aklıma, tabutları apartman gibi yan yana dizmişler böyle… Apartmanlar hakikaten birer tabut benim için de. Apartmanın nesinden korkmayacaksın? Benim balkonumun bir başkasının balkonunun aynısı olması fikri bile ürkütücü, korkutucu benim için.

Fethiye’ye göç etmeden evvel, aldığınız göç kararı sonucunda hayatınızda gerçekleşecek büyük değişiklikten kaynaklanan ne gibi endişe ve korkularınız vardı?
Her ne kadar köy yerinde insanların paylaşımcı ve dostane tavırları sayesinde aç kalmak çok zor, çok mümkün olmayan bir şey olsa da; işler ters giderse ve yeterince para kazanamaz ve aç kalırsam şeklinde endişelerim olmuştu. Gerçi buradaki korkularım ve endişelerim şehirde yaşamak ile ilgili endişe ve korkularım ile kıyaslanamayacak kadar makul, o yüzden şikayet edebileceğim kadar vahim değiller diyebilirim.

Processed with VSCO with ke1 preset

Endişe ve korkularınızda çevrenizdeki insanların bir etkisi var mıydı? Varsa ne derecede ve nasıl etkiliydiler?
Tabii insanlar aldığım karar ile ilgili birçok farklı tepkiler verip eleştiride bulunabiliyor ya da aksine destekleyebiliyorlar ama ben zaten kararımı vermiş olduğumdan diğer insanlardan hemen hemen hiç etkilenmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Sizce göç etme kararınızın zamanlaması nasıldı?
Ben bu kararı kesinlikle tam zamanında aldığımı düşünüyorum.

Şu anda Kayaköy ile ya da kendinizle ilgili endişe ve korkularınız var mı?
Endişe ve korku ile yaşayacak bir insan değilim, endişe ve korkum olmadığını söyleyebilirim. Zaten burada da sürekli endişe ve korku duysam buradan da başka yere göç ederim diye düşünüyorum. O yüzden şu anda herhangi bir endişe ve korkum yok. Çok iyi komşularım var. Gerçekten çok iyi insanlar, belki tek bir korku ve endişe söylemem gerekirse onları bir gün üzeceğim diye çok korkuyorum diyebilirim. (Gülüşmeler)

İlker Kaynak – Heykeltıraş – instagram.com/makuzai/

Processed with VSCO with ke1 preset

İstanbul’dan göç etmeden evvel hayatınızı idame ettirmenizi sağlayan mesleğiniz, işiniz ne idi?
Sinema sektöründe ve reklam, klip ve dizilerde sanat yönetmenliği yapıyordum. Aslen heykeltıraşım ancak heykeltıraşlıktan para kazanmak çok zor olduğu için sanat yönetmenliğine yönelmiştim.

İstanbul’dan Fethiye’ye göç etmeye tam olarak ne zaman ve ne şekilde karar verdiniz ve bu kararı aldıktan sonra uygulamaya dökmeniz ne kadar sürdü?
Bir karar alıp buraya yerleşmedim ben açıkçası. Benim durumum biraz daha farklı. Zaten bir yere yerleşik yaşamıyordum öncesinde de. 2005 yılından beri göçebe olarak yaşamaktaydım, sürekli ya da devamlı diyebileceğim bir ikametim yoktu. 2012 yılında da buraya yerleştim ama o aradaki yedi yıllık süre gezme halinde geçti. Fatura veya kira ödemiyordum yedi senedir. Gittiğim her yere bir istasyon durağı olarak bakıyordum. Buraya geldiğimde de bende “buraya yerleşeceğim ben” bilinci yoktu. Diğer istasyon duraklarından birisiydi benim için. Büyükşehri temelli terk etme kararı ise Arjantin’de geçirdiğim bir sene içerisinde oluştu. Arjantin’de bir sene boyunca bir nehrin kenarında yaşadım. Tüm gün nehre bakıp kendi halimde takılıyordum. Kendi dilimi konuşmadığım bir sene geçirdikten sonra geri döndüğümde İstanbul’da yaşayamayacağıma kanaat getirmiştim. Çok fazla para kazanmama rağmen iş hayatındaki komutla hareket etme halini daha fazla kaldıramadığımı anladım. Haftada altı gün çok yoğun çalışıp bir gün dinlendiğim, aşırı yoğun iş hayatının bana ne kattığını sorgulamaya başladım. Sonsuzlukta bir kere bu vücuttayım, zamanımı satıyorum, ama kime satıyorum, neye satıyorum ve niye satıyorum gibi soru işaretleri kafamı kurcalamaya başlamıştı. Zamanımın benim için daha önemli olduğunu fark ettim ve çok şeye sahip olmaktansa az şeye ihtiyaç duyma konumuna gelmek istedim. Sonrasında bir süre Datça’da, Olimpos’ta yeme, içme, barınma karşılığında işler yaptım yine bir yere yerleşmeden. Derken kendimi Kayaköy’de buldum.

Kayaköy’e göç ederken herhangi bir beklentiniz var mıydı? Varsa beklentileriniz neydi?
Tek bir beklenti oluşuyor bir süre sonra galiba. O da huzur… Çok fazla gezip görmüştüm bir de, dolayısıyla 20 litrelik bir çantayla yollara düşmek pek de çekici gelmiyordu. Zen Budistine 50 yıl daha ömür ver, gidip iş adamı olsun. İş adamına 50 yıl daha ömür ver gidip Zen Budisti olabilir.

İstanbul’da yaşarken sahip olduğunuz endişeler ve korkularınız nelerdi?
Şehirde görünmez bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünüyorum, buna “mitomani” deniyor, yani kendi yalanına inanma. Son zamanlarda hissettiğim ve beni en çok endişelendiren şey kalabalıklara tahammülsüzlüktü. Yolda yürüyemez olmuştum. Kırılma noktası ise İstanbul’da gittiğim Depeche Mode konseri oldu. 15 yaşımdan beri dinlediğim grubu 15 yıl sonra izleyecek ve dinleyecek olduğum konserde dahi kalabalık yüzünden tat alamaz oldum. Ama hayalimdeki gibi olmadı, içeri girdim ve hiçbir şey hissetmediğimi fark ettim. Tamamen kayıtsızlaşmıştım. Beşinci şarkı sonunda da konseri terk ettim. Yapabildiğim tek aktivite olarak elimde sokaktaki berduşlarla oturup içki içmek kalmıştı. O dönem Cihangir’de yaşıyordum. Bir yerden içki alıp sokakta kaldırımlarda, parklarda oturup içki içiyor ve sokakta yaşayan insanlarla sohbet ediyordum.

Fethiye’ye göç etmeden evvel, aldığınız göç kararı sonucunda hayatınızda gerçekleşecek büyük değişiklikten kaynaklanan ne gibi endişe ve korkularınız vardı?
Yoktu diyebilirim. Az evvel bahsettiğim gibi o gezme enerjisi bitmişti. Dolayısıyla su yolunu buldu. Burada yorulduğumu fark ettim ve durdum. Zaten burada Kayaköy’ü görünce, bu yıkıntılara bakınca geçiciliğin farkına varıyorsun. Eskiden 10 000 insanın yaşadığı yerde şu an 700-800 kişi yaşıyor. Senden daha büyük bir şeyin aktığını hissettiriyor insana bu durum ve bir süre sonra sen de kendini bu akışa bırakman gerektiğini düşünüyorsun. Bu da insandaki endişe ve korkuyu kendiliğinden yok eden bir unsur halini alabiliyor. Kendini iyi mi hissediyorsun? Geçecek. Kendini kötü mü hissediyorsun? Geçecek. Her şey geçici…

Endişe ve korkularınızda çevrenizdeki insanların bir etkisi var mıydı? Varsa ne derecede ve nasıl etkiliydiler?
İş dışında çok fazla insan ilişkim de olmadığından, diğer insanların, kalabalığın birer parçası olmalarından başka bir etkisi olmadı bende.

Processed with VSCO with ke1 preset

Sizce göç etme kararınızın zamanlaması nasıldı?
Kayaköy’ün belgeselini 17 yaşında seyretmiştim. Hiçbir evin diğerinin ışığını kesmediğinin vurgusu yapılmıştı, enteresan ve güzel bulmuştum. Bir gün burada yaşanmalı diye bir düşüncem olmuştu. 17 yaşında aklıma düşmüş ve 34 yaşında da taşındım. Tam zamanı diyebilirim ama rahatlıkla.

Şu anda Kayaköy ile ya da kendinizle ilgili endişe ve korkularınız var mı?
Burada bir numaralı endişe reel hayat, yani ekonomi oluyor. Gerçi bu durumu da minimalize ettim ve kaygı oluşturmasına müsaade etmiyorum diyebilirim. Bu zamana kadar birçok kez açlıktan ölmeyi denedim. Ölmüyorsun. (Gülüşmeler) Bir şekilde bir şeyler buluyorsun hayatını kazanmak için yapacak. Çok fazla spiritüel pop’a dalmadan, bir kapı kapanınca başka bir kapının açıldığını deneyimliyorsun. Çok da fazla kafama takmamayı becerebiliyorum. Başka da bir endişe ya da korkuya sahip değilim.

Asuman Kaya İç mimar – instagram.com/asumandala/

Processed with VSCO with kp3 preset

İstanbul’dan göç etmeden evvel hayatınızı idame ettirmenizi sağlayan mesleğiniz, işiniz ne idi?
Kayaköy’e göç etmeden evvel 9 yıl boyunca Bakü’de ve İstanbul’da iç mimarlık yaptım.

İstanbul’dan Fethiye’ye göç etmeye tam olarak ne zaman ve ne şekilde karar verdiniz ve bu kararı aldıktan sonra uygulamaya dökmeniz ne kadar sürdü?
2013 yılında, dört yıl önce Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Daha sonra İstanbul’da da biraz vakit geçirdikten sonra Kayaköy’e yerleşmeye karar verdim. Nasılına gelecek olursam; tek başıma geçirdiğim o altı aylık süre zarfında hayatımda istemediğim şeyleri kendime itiraf etmeye başlamıştım tek tek ve istemediğim şeylerin üzerini çizdikçe hayatımda geriye hiçbir şey kalmadığını fark ettim. Boş bir sayfa… Ne patron, ne mesaili iş ne de sabahları alarm ile uyanmak… Hiçbirini istemiyordum artık hayatımda. Sadece tüketime yönelik, suni bir meslek, doğadan uzak ve egzoz kokulu ve bol binalı bir hayat; bunların hepsi bende birer tik halini aldı. Aşırı rahatsız edici tikler… Hayatımda istemediğim şeyleri tek tek hayatımdan fiilen de çıkarmaya başladıkça işten ayrıldım, boşandım vesaire… Zihinsel olarak cesur davrandıktan sonra fiziksel olarak da cesur davranmaya ve hayatımı başka bir yere, Kayaköy’e taşımaya karar verdim ve hemen uyguladım. Çok keskin bir geçiş oldu ama Kayaköy’ü daha evvel tatil yapmak için ziyaret etmiştim, biliyordum.

Kayaköy’e göç ederken herhangi bir beklentiniz var mıydı? Varsa beklentileriniz neydi?
Neredeyse hiçbir beklentim yoktu çünkü demin de bahsettiğim gibi hayatımı boş temiz bir sayfa haline getirmek benim için aslında bir sonuçtu. Sonucun neticesinde de Kayaköy’e göç etmiştim. Burası benim için temiz hava içerisinde, doğaya yakın, sessiz ve tek başıma olabileceğim bir yerdi. Hepsi bu kadar…

Bakü ve İstanbul’da yaşarken sahip olduğunuz endişeler ve korkularınız nelerdi?
Düzenli bir işi olan, evli, ev almak gibi bir hedefe sahip birisi idim. İşleyen bir mekanizma vardı ve başka bir mekanizmanın da işleyebileceğinden emin değildim, işleyip işlemeyeceğini bilmiyordum ama bir yandan da insan sorgulamaya başlıyor tabii “başka bir hayat da mümkün mü acaba?” diye. Dağlara bayırlara çıkmak, tepelerde koşmak da istiyorsun bir yandan aslında… Başka bir şeyler yapmak istiyorsun ama bunları asla yapamayacağını düşünüp endişelenmeye ve korkmaya başlıyorsun. İçinde filizlenen alternatif yaşamın ilk belirtileri endişe ve korku olarak belli ediyor kendini galiba.

Hayatımı boşa harcıyormuşum gibi hissediyordum ve bu beni çok korkutuyordu.

Fethiye’ye göç etmeden evvel, aldığınız göç kararı sonucunda hayatınızda gerçekleşecek büyük değişiklikten kaynaklanan ne gibi endişe ve korkularınız vardı?
Sırt çantamı alıp Kayaköy’e geldiğimde burada yaşarım, uzun süre burada kalırım hesabı kitabı da yoktu bence. Sadece aldığım kararı uygulamanın verdiği heyecan ve sevinç hali hakimdi üzerimde. Hiçbir kaygı ve korkum yoktu açıkçası. Mutlu, enerjik ve çılgın bir ruh hali ile geldim.

Endişe ve korkularınızda çevrenizdeki insanların bir etkisi var mıydı? Varsa ne derecede ve nasıl etkiliydiler?
Sonuçta yaşamakta olduğun o standart stereotip yaşam zaten kendi ailenin üzerinde kurduğu tahakkümün ya da senin onları gözlemleyerek doğrusu bu herhalde diyerek onlara öykünmen neticesinde oluşan bir durum. Bunun dışına çıkınca sana biçilen rolün de dışına çıkmış oluyorsun. Ailemden bu anlamda bir tepki bekliyordum ama tepki vermediler. Sadece eski eşimden bir tepki almıştım. Bu bir hezeyan! Hezeyan içerisindesin sen! demişti bana. (Gülüşmeler) Ama pek umursamadım, bende pek etkisi olmadı açıkçası.

Processed with VSCO with kp3 preset

Sizce göç etme kararınızın zamanlaması nasıldı?
Bence bu durumun belli bir zamanlaması yok. Olduysa olması gerektiği zaman ve olması gerektiği şekilde olmuştur. Benim kendimi değiştirdiğim bir sürecin sonuydu ve tam zamanında oldu.

Şu anda Kayaköy ile ya da kendinizle ilgili endişe ve korkularınız var mı?
Herkeste olabileceği üzere bir geçim endişesi oluşuyor ve bu endişe neticesinde tekrar o istemediğim; mesai, maaş, patron vs. sarmalının içine girmek istemiyordum. Bunun endişesi oluştu geçen süre içerisinde. Prensiplerimden taviz verme endişesi.
Bunun kaygı ya da endişe olduğunu düşünmüyorum. Bir macera, bir oyun şeklinde ele alıyorum bu durumu.

Reklamlar