Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

yevmiye
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

“Hep Gazanfer abinin işleri bunlar!” diye söylendi kendi kendine. Dün akşam Zeyrek’ten Fatih’e bekar odasına doğru seğirtirken yolda karşılaşmışlar, “Cemil, Salı sabahı yanıma uğra bir boya işi var, seni de yollayayım,” demişti. Eminönü’nde yediği balık ekmek – helva sonrası çay isteği giderek arttığı için şaklattığı damağını bir kez de keyifle şaklatmış ve “İyi lan, yarının da yevmiyesi çıktı!” diye sevinmişti.

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Porsiyonu iki buçuk lira olan lokma tatlısı ile hemen karşısındaki balık tezgâhının kokusu birbirine karışmış. Tatlıcının çığlığı da balıkçının gevrek kahkahasına karışıyor. Yazın sonundayız ama hala yapış yapış lokma tatlısı ya da ağır kokulu balık cazip gelmiyor. Hızlı adımlarla ilerliyorum. Meydanın ortasındaki heykelin önünde iki kadın durmuş birbirlerine telefon numaralarını veriyorlar. Yüzlerinde içten mi değil mi emin olamadığım bir gülümseme var. Desteklediği takımın yıldız oyuncusunun formasını almış, ortaokul çağında bir çocuk sokakta yürürken artık babasının elini tutmamasına mı yoksa elindeki poşetteki formaya mı daha çok sevinse kestiremiyor.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Bayramda Fethiye’de bir tatil köyünde pahalı ve biraz da sıkıcı bir tatil yaparken, Instagram’da Mithat’ın birkaç kilometre ötedeki Kayaköy Sanat Kampı’ndan ve kamptaki arkadaşlarıyla yaptığı doğa yürüyüşlerinden paylaştığı resimleri görüyor; açıkçası biraz kıskanıyordum. Dönüşte Mithat’tan kampla ilgili bir yazı istedim, ama kendisi sağolsun ukulele çalışmaları nedeniyle vakit bulamadı. Biz de aşağıdaki röportajı yaptık.

Kaynama Noktasi
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Lojmanın bahçesindeki çam ağaçlarının altında oturuyorduk. Altıgen şeklindeki beton piknik masalarından birindeydik. Gölgeye sığınmıştık. Güneş en tepeye çoktan varmıştı. Hava giderek daha da ısınıyordu. Okul uniformasının kumaş pantalonu içerisindeki bacaklarımın terlemeye başladığını damla damla hissedebiliyordum. Öğlen aralarında eve gidip yemek yememi sağlayacak izin belgemle okul bahçesinden çıkıp lojmana girmiştik. Çok kolay olmuştu. En azından bu kısmı…

Lojmanın bahçesinde yemek yiyor oluşumuzu panik içinde tasarlamıştım. Evde yiyemezdik. Eve yaklaşık altı ay evvel icra memurları gelmişti. Bazıları alabildiğini almış, diğerleri ise götlerine baka baka geri dönmüştü. Evde bir takım eşyalar kalmıştı. Bir takım eşyalar ve dört kişilik çekirdek ailemiz güzel bir ekip olmuştuk. Ben nerdeyse bomboş kalmış salonu kendime oda olarak tahsis etmiştim. Salonda yaşıyordum. Bu kadarını bilmen gerekmezdi. O yüzden seni bahçede ağırlamaya karar vermiştim.

Büyük Burhan
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Adım Burhan. Yirmi iki yaşındayım. İşletme mühendisliğinde İngilizce hazırlığı bitirip birinci sınıfa bu sene geçtim. Babamın yirmi yedi senedir işlettiği kasap dükkânında on beş senedir bilfiil görev almaktayım. Son üç senedir artık iyiden iyiye sıkılmaya başlamış olsam da dükkânda çalışmaktan gocunduğumu söyleyemem. Gerçi pek sesimi çıkar(a)mıyordum ama son dönemlerde karşıma kaytarmak için çıkan her fırsatı değerlendirmek işime geliyordu.

Çünkü okulda bir kız vardı. Zaten okullarda genelde kız olur. Ama bu kız beni çok heyecanlandırıyordu. Adı Süheyla idi. Babaannesinin adından nasiplenmiş. Tipik erkek egemen geleneksel Türk ailesi şablonu. E benim babamın da isminin Burhan olduğunu düşününce bu durumu kınayacak durumda olmadığımı takdir edersiniz. Gerçi babamın yaptığında narsistik bir durum da yok değildi. Evet, narsist bir kasabın ilk çocuğuydum ve bu gerçekle baş etmekle ilgili de bir sorunum yoktu.