Yaşlı cevizin cenazesi

Kerem Görkem, mkgorkem@gmail.com

ceviz
Görsel: Elif Mercan

Ben burada doğdum. Bu kentte, bu semtte, bu sokakta, bu apartmanın bahçesinde doğdum.

Bu kente, bu semte, bu sokağa ve bu apartmanın bahçesine doğdum yani.

Annem, yaşlı cevizin gölgesine kurulmuş bankın birbirine yakın iki ayağının arasına uzanmış, büyüyen bedenini nasıl olmuşsa sığdırmış oraya. Kimseler yokmuş, babam bile. Bir başına doğurmuş, içinden çıkartıp dışarıdan korumuş beni.

Beni ve bizi. Beni ve kardeşlerimi. Ölü kardeşlerimi.

Şanslıymışım, bir ben yaşamışım. Babam boğmayı, susuzluk kurutmayı unutmuş beni. Sonra kapıcı almış, annemle bize suntadan bir ev kurmuş. İçine bir yün yorgan, yanıbaşına tepesi kesilmiş pet su şişesi ve plastik yoğurt kabı koymuş. Soğukta donmayalım, sıcakta erimeyelim diye gri, parlak bir şeyler sarmış evin etrafına. Ki adını bilmem, ama parlak olduğunu bilirim. Isırdığımda koptuğunu, yuttuğumda kustuğumu bilirim. Bir de donmadığımı, erimediğimi, bunca yıl olmuş, ölmediğimi bilirim.

Her şeyi bilirim de, zamanı bilmem. Geceyi gündüzü anlarım ama günleri sayamam. Haftaları, ayları, yılları bilmem. Güneşi tanırım, onun görünmediği yerlerde yatar, o geldi mi, hemen yaşlı cevizin gölgesine kaçarım. Ne zaman gelir, ne zaman gider onu da bilirim elbet. O uyanmadan uyanır, o uyuduktan çok sonra uyurum. Bu yüzden yaşım güneşten çoktur benim, ama kaçtır bilmem.

Gölgesine doğduğum yaşlı cevizin dalları üçüncü katın balkonuna dek uzanır. Orada bir kadın bir erkek, akşamları oturur benimle oyalanırlar. Kalkıp da yanıma gelmezler, bahçeye inmezler hiç ama balkon demirlerinin arasından dudaklarını uzatır, şiştler piştler, oynatırlar beni. Yaz sonları cevizin meyvelerine uzanır, uzanır da olmuş diye bakarlar. Bazen bir yaprak kopar dalından, düşene dek onu kovalarım. Önce komşu apartmana doğru süzülür, sonra poyrazla yükselir, yönü değişir ve dans etmeye başlar. O sağa gittikçe ben de, o sola gittikçe ben de… Nihayet düşer, gider yakalar, koklar, onun yenmeyeceğini anlarım. Annem kızar, ben gider ona dokunurum.

Kaç zamandır yaşadığımı bilmesem de, düne kadar, yarından korkmazdım. O da tıpkı bugün gibi, önceki gibi, ondan önce gibi, güneşin uyanışı ve tekrar uyuması gibi, sürprizsiz ve güven dolu olurdu. Ama dün bir şey oldu. Kötü adamlar geldi, kötü şeyler yapıp gittiler. İyi adamların, iyi şeyleri arkalarında bırakıp gittiğini de o zaman anladım. Birinci kattan saksılar toplandı, hemen üst balkonun demirlerine takılı rüzgargülü söküldü, kadınla erkek benimle oyalanmayı bıraktı. Ben onların tatile gittiğini, döneceğini düşündüm ama dönen kötü adamlar ve balyozları oldu. Pencerelere, duvarlara vurdular. Kapıları söküp yaşlı cevizin dallarını kopardılar. Annem kızdı, ben korktum, gidip suntadan evime sığınacaktım ama onu bulamadım.

Ne kadar oldu bilmiyorum ama güneş belki üç yüz defa uyudu ve uyandı. Ben onu karşı apartmanın bahçesindeki lükstürlerin tepesinden seyrettim. Yalnız güneşi mi, eski evimi, önceden saksılarla, rüzgargülleriyle, kadınlarla ve erkeklerle dolu olan balkonları da seyrettim. Balyozlu adamların gittiği gün turuncu bir ekskavatör geldi. Balkonları dövdü, dövdükçe kırdı, kırdıkça döktü. Sonra başkaları geldi. Kazdılar, direkler kurdular ve üzerine katlar çıktılar. Çaktılar, döşediller, boyadılar bıkmadan.

En son yaşlı ceviz ezildi, altında kaldı kötü adamların. Cenazesinin üstüne bir oyun parkı yaptılar.

Güneş uyumaya ve uyanmaya devam etti ama artık hiç gölgesi olmadı.

Reklamlar