Kategori: Seyahat

Gezi notları: Kişinev

Selçuk Türkmen, hselcukturkmen@gmail.com

Yaklaşık bir yıl önce kısa bir Kişinev gezisinden döndüğümde, izlenimlerimi soran arkadaşlarıma kestirme bir yanıt vermiştim: Gitmezseniz çok şey kaçırmazsınız. Sovyet ve postsovyet gerçekliğin hemen her türünden merak, ilgi ve büyülenme karışımı bir duyguyla etkilendiğim halde, o zaman gerçekten Kişinev’den etkilenmeden döndüğümü düşünüyordum. Bir yıl sonra, pek de öyle olmadığını ayrımsıyorum.

Reklamlar

Değişik memleket dedikleri yer: Hindistan

Fergül Çırpan, fergulc@gmail.com

İçten içe çekiniyorsunuz… biliyorum. Pis diyorsunuz ve kötü kokuyormuş sokakları. Kalabalıkmış çok ve insanlar çok fazla ve çok pislermiş. Sokaklarda yemekler. Dolu dolu baharatlarla dolu garip garip yemekler. Fareler diyorsunuz… onlar bile saygı görüyormuş. Evcil hayvan olarak besliyorlarmış onları. Odalar dolusu fareler var diyorsunuz. Süt içiyorlarmış kaselerden.

Anadolu’da bir ada: Eskişehir

Ercan Denk, ercandenk@hotmail.com

Unutulmaz bir hayal kırıklığıydı. Öyle ki, “Nevşehir’in gözünü seveyim” kendiliğinden dilimden dökülmüştü. “Yaşamaya değil, okumaya geldin” diye kendimi sakinleştiriyor, yoldayken heyecanıma yenik düşen uykumun ağırlığını hissediyordum. Otogardan otobüs durağına kadarki on dakikalık yolda gördüklerim bana, kasaba irisi bir yerde dört yılımı geçireceğimi söylüyordu. Otobüse bindikten sonra toparlanıp, adı hiç hatırlanmayan bir hafiyeyi birinin hafiyeden sayması, ona iş vermesi ve o hafiyenin de, işe koyulup titizlikle ipuçları toplamaya girişmesi edasında, şehirde şehir izi aramaya koyuldum. Birkaç küçük emareye rastladıktan hemen sonra, otobüs, tren yolundan geçti. Yunus Emre Kampüsü’ne kadarki bölümde gördüğüm manzara ile resmen koltuğa yığıldım. “Köhneşehir” ağır kaçmasın diye “Eskişehir” demişler, dedim; can çekişen birinin son sözleriymiş gibi. Yirmi dört yıl olmuş.

Sekiz yüz yıllık bir iz sürme hikayesi

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Processed with VSCO with m5 presetYukarıdaki fotoğrafı Ağustos ayında Kafkasya’da bir dağ köyünde çektim. Sofrada oturan kişilerin arasında dil, din, kültür veya yaşam tarzı birliği yok. Sofra yol kenarındaki küçük bir Ortodoks şapelinin hemen yanındaki çardakta kurulu. İlk bakışta bu insanların tam olarak hangi özelliği paylaştıkları veya hangi amaçla bir araya geldikleri de belli olmuyor. Türkçe, Rusça, Osetçe, Macarca veya İngilizce konuşarak iletişim kuruyorlar. Farklı ülkelerin pasaportlarını taşıyorlar, bambaşka meslek kollarına aitler ve hepsinin hayat hikayesi de farklı. Ortak noktaları kaybettikleri müşterek ataları Alanlar’ın izini sürmek için bu sofra etrafında sekiz yüz yıl sonra ilk kez bir araya gelmeleri.

Ziyadesiyle geç kalmış bir yazı

Tamer Durak, tamer@medyascope.tv

Öncelikle bu satırları okuyan herkesten özür dilerim, çünkü bu yazı aslında yıllar yıllar önce Kayaköy’ü ilk ziyaretimin ardından yaptığım Yunanistan yolculuğu ve Kayaköy’den ve Fethiye’den mübadele ile göçen insanlarımızın kurduğu Nea Makri ve Livissi gezisinin ardından kaleme alınmalıydı. Böyle geç kalınca, de/da’nın geçen sayısındaki Irmak Akman’ın Kayaköy Sanat Kampı üzerine Mithat Erdoğan ile yaptığı güzel röportajı okuduktan sonra verdiğim yazı yazma sözünü tutmak da zorlaştı, düşünceler, hatıralar bir türlü istediğim demde toparlanamadı, yazdım, sildim, yazdım sildim… Yazıyı bu kadar geçe bıraktığım için de/da ekibinden de ayrıca özür dilerim.

Doğayı koru, yeşili sev, ayıyı öp

Ahmet Aral, aralahmt@gmail.com

2-print
Fotoğraf: Ahmet Aral

Hepimizin içinde kendini iyi hissetiği kuytularımız yok mudur? Vardır, iddia ediyoruz. Kimimiz için Foça, kimimiz için Bodrum, Akdeniz yaylaları, Karadeniz dağları. Bazılarımız adını koymasa da asgari detaylarıyla bu kuytuları tarif edebilecektir. Mesela; deniz olsun, güneşlenebileyim, akşama rakımı açayım şöyle, yanında balığım eksik olmasın diye anlatmaya başlayınca nereler gelmiyor aklımıza. Hayallerdeki her seçenek sizindir dolayısı ile. Bu aynı zamanda özgürlük duygusu ve zihinsel rahatlığı da besleyebilmekte. Bazılarımız da doğa aşığıyızdır. Dağlar, ağaçlar, dereler, türlü türlü çiçekler ve toprak kokusu yakalar kimimizi. Böyle özlediğimiz her yere hasret birikir günden güne zihinlerde. İşte bu hasret zihinden taşmaya başladığında planlara koyulur, sever adım yürümeye başlarız toprağı avuçlayacağımız ilk güne.

Kayaköy Sanat Kampı

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Bayramda Fethiye’de bir tatil köyünde pahalı ve biraz da sıkıcı bir tatil yaparken, Instagram’da Mithat’ın birkaç kilometre ötedeki Kayaköy Sanat Kampı’ndan ve kamptaki arkadaşlarıyla yaptığı doğa yürüyüşlerinden paylaştığı resimleri görüyor; açıkçası biraz kıskanıyordum. Dönüşte Mithat’tan kampla ilgili bir yazı istedim, ama kendisi sağolsun ukulele çalışmaları nedeniyle vakit bulamadı. Biz de aşağıdaki röportajı yaptık.