Bulutların üzerindeki şehir

IMG_2864 (1)
Fotoğraf: Yalın Solmaz

Yalın Solmaz, ysolmaz@gmail.com

Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmamıza rağmen, güneşin boynumu yaktığını hissediyorum. Ancak bizi bekleyen dört günlük tırmanışın ilk dağ geçiti olan Ölü Kadın Geçiti’ne vaktinde varabilmemiz için bütün gücümü önümdeki basamaklara odaklamak zorundayım. Ağzımın sağ tarafında irtifa hastalığına karşı mucizevi etki gösteren bir demet koka yaprağını yavaş yavaş çiğniyor, suyunu emiyorum. Her ne kadar beceriksizce kullansam da, elimdeki bastonlar gereğinden yüksek İnka basamaklarını çıkmamda dizlerime yardımcı oluyor. Yukarıya bakmamaya çalışıyor, adım adım yaşıyorum. O andaki geleceğimin sadece birkaç dakikadan ibaret olmasının verdiği özgürlük hissi inanılmaz.

Machu Picchu’ya yayan ulaşabilmenin tek yolu Inca Yolunu yürümektir. 4200 metreye ulaşan ve neredeyse dört mevsimi yaşatan meşhur yol muhteşem And Dağları boyunca 45 km uzunluğundadır.

Önümüzdeki dar patikada tek kişilik sıra halinde yürüyoruz. Bizden kat kat hızlı yürüyen hamallar, günlük varış noktamıza bizden erken varıp kamp kurabilmek için yanımızdan çabucak geçiyorlar. Yılların verdiği tecrübeyle neredeyse bastıkları taşları ezberlemişler, yere bakmıyorlar bile. İlk İnka kalıntılarına vardığımızda, rehberimiz Neptali bize İnkaların imparatorluklarını daha iyi yönetebilmek için ekinokslar dahil çeşitli bilgileri nasıl quipus denilen ipliklerle sakladıklarını anlatıyor. Zamanın muhasebecileri farklı renklerdeki ipliklere çeşitli düğümler atarak nüfustan tutun stoklarda ne kadar mısır kaldığına kadar bütün değerli bilgileri kaydediyorlarmış. Buna İnka’nın verdiği demeçler dahil.

Yazıyı keşfetmeyen İnkalar ancak bu şekilde Ekvador’dan Şili’ye uzayan bir imparatorluğu yönetebilmişler. Peruluların sözlü tarihlerine göre ilk İnka, Manco Cápac, taptıkları Güneş Tanrısının çocuğu olarak on ikinci yüzyılda dünyaya gönderiliyor. Titikaka Gölü’nden çıkan İnka, şehrini 3400 metre yükseklikteki Cuzco’da kuruyor. Bunu takiben 400 yıl boyunca imparatorluk ‘göbek deliği’ anlamına gelen Cuzco’dan her istikamete genişliyor. Dillerinde ‘asker’ kelimesinin aynı zamanda ‘düşman’ demek olduğu İnka kültürü diğer toplumları barışçıl yollarla himayesine almaya çalışıyor. Askeri kuvvetlerini son şans olarak kullanan İnkalar, uzun dönemde devlet birliğinin ancak barıştan çıkabileceğine inanıyorlar. Kendilerine katılan toplumlardan iki istekleri var: Güneş’e tapmak ve İnka’ya itaat etmek.

Güney Amerika’nın en güçlü devletini birkaç yüz İspanyol’un istila etmesi hakikaten şaşırtıcı. İnkaların iç savaşta olmaları ve İspanyolların yüzyıllardır bekledikleri Viracocha kehanetinin habercisi olduklarına inanmaları istilayı kolaylaştırdığı bilinen iki neden. İspanyollar Peru kıyılarına vardıklarında Cuzco ile Quito arasındaki gerginlik son raddededir. Ölüm yatağındaki İnka Huayna Capac, kurallar gereğince İnka İmparatorluğu’nu en büyük oğlu Huáscar’a bırakır. Ancak daha çok sevdiği melez oğlu Atahualpa’ya kurallara aykırı olsa da, Ekvador’u miras bırakır. Bundan güç alan Atahualpa babasının cenazesine gelmek bahanesiyle ordusuyla Cuzco’ya yürür ve böylece iç savaş başlar. Tek bir güç olamayan İnkalar İspanyolların barutlu silahları ve hızlı atları karşısında şaşırırlar. Buna ek olarak uzun, sakallı ve açık tenli İspanyollar Güneş Tanrısı’nın İmparatorluklarını sona erdirmek için göndereceği Viracocha kehanetindenki tasvire uyar. Bu nedenle Atahualpa ilk İspanyollara karşı çıkmaz ve esirleri olmaya boyun eğer.

İspanyollar bulabildikleri bütün altın ve gümüşü Avrupa’ya gönderirler. Ancak hiçbir zaman Machu Picchu’ya ulaşamazlar. Yüzyıllar boyunca varlığı bir nevi peri masalı olan şehir 1911’de Amerikalı Hiram Bingham tarafından keşfedilir. Dünyanın yeni yedi harikasından biri olan şehir artık her sene yaklaşık yarım milyon turisti ağırlıyor. Ancak İnka Yolu hala özel ve kişisel. Günde sadece 150 turiste izin verilen yolda kendi kendinize kalabileceğiniz çok an var. Yolculuğun istikametten daha özel olduğu kesin.

Benim seyahatime geri dönersek, yolun bütün güzelliğini kendi hızımda tatmak için sık sık grubun gerisinde kalıyorum. Bir köşeyi dönüyoruz ve kalın yosun kaplı ağaçların arasından karşı tepenin dik yamaçlarında bir İnka sitesi beliriyor, terasları neredeyse eriyor. Bir an için bir Dali resmi gibi görünüyor – o kadar gerçeküstü ve beklenmedik.

Mutluluğun beklentiyle sürprizin birleşmesinden doğduğuna ve birçok kayda değer anının birleşmesinden oluştuğuna inanıyorum. Sanki İnkalar bu yolu inşa ederken bu sırrın farkındaydılar. O dört günün bende bıraktığı izlenim ve ruh halini tek bir ana sıkıştıramıyorum. Şu an, Bulut Orman’ında yürürken solumdaki uçurumun baş dönmesine neden olmamasını, ikinci gün kamp alanımızda bir lamanın yanımızda dinlenmeye karar vermesini ve beni hayran bırakan sayısız manzaraları düşündükçe sadece genel bir huzur hissi hatırlıyorum. İnkaların neden nehirler, dağlar ve güneşe taptıklarını daha iyi anlıyorum. Yüzlerce yıl boyunca And Dağları’nın zorlu ve engebeli topraklarında doğaya saygı duyarak medeniyetlerini beslediklerini görünce, muazzam bir saygı duyuyorum.

Son günün sabahında Güneş Kapısı’ndan Machu Picchu’ya inerken, yağmur damlaları yorgun bacaklarıma düşüyor, üzerimdeki dallar başımı okşuyor. Sis yavaş yavaş kaybolup güneş kendini gösterdikçe, yolculuğumuzun doruk noktası kendini belli ediyor. O an mutlu ve arınmış hissediyorum.

Reklamlar