Kilis Elbeyli Mülteci Kampı üzerine

Timur Kaymaz, tmrkymz@gmail.com

29 Nisan 2011. Sıradan bir Cuma günü. Suriye’de rejimin baskısından kaçan yaklaşık 300 kişilik bir grup, Türkiye’nin en güney noktası olan Hatay’ın Yayladağı ilçesinin Cilvegözü sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapıyor. İstatistiği tutulduğundan bu yana, dünya tarihindeki en büyük zorunlu göç dalgasının ilk damlası geldi. Haberimiz yok. Haftalar, aylar, yıllar geçtikçe daha da fazla Suriyeli evlerinden kaçarak çevre ülkelere sığınmak zorunda kalıyor.

2015 sonu itibariyle yaklaşık beş milyon Suriyeli ülkesinden dışarıda yaşıyor. Suriye içinde ise yaklaşık yedi milyon kişi evini terk ederek başka bir yerde hayatını idame ettirmek zorunda kalmış. Günümüzde bu rakamın neredeyse dörtte biri, yaklaşık üç milyon Suriyeli Türkiye sınırları içinde yaşıyor. Ağızdan ne kadar kolay çıkabilen bir rakam aslında, üç milyon. Liradan henüz altı sıfır atmamışız gibi. Ya da sanki Türkiye’ye ansızın 82. ili eklemişiz gibi. Türkçe konuşamayan İzmir nüfusu büyüklüğünde bir güruh ülkeye bir anda ışınlanmış gibi.

Önce Yayladağı’nda bir parkta, sonra Hatay’da bir açık spor alanında çadırlar kuruyor AFAD. Dalgaların durmayacağı fark edilince, binlerce konteynerden kentler yapılıyor. Hatay, Kilis, Urfa derken sınırdan Malatya’ya kadar uzanan bir coğrafyaya 30 tane “lego ilçe” kuruluyor. Günümüzde 273 bin Suriyeli bu kamplarda yaşıyor. Şişli’de oturan herkesin ortalama yedi kişilik gruplar halinde beş metreye üç buçuk metrelik konteynerlerde yaşadığını düşünün mesela. Öyle bir durum. Geri kalan iki buçuk milyon Suriyeli ise Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış bir halde kampların dışında yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar.

Aslında bu durumda kahrolacak çok şey var. Bir o kadar da sinirden ve utançtan insanın içini kabartan politika hataları ve eksiklikleri mevcut. Bunların hepsini biliyoruz. Ben burada başka bir hikaye anlatmak istiyorum.

Bir milyon Suriyeli İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana Avrupa’da binbir zorlukla oluşturulan siyasi birliği yıkılma noktasına getirdi. Orta Avrupa sınırları boyunca duvarlar, jiletli teller çekildi. Schengen Bölgesi’ndeki komşu ülkeler sınırları arasına kontrol noktaları koydu. Her konuda en iyi uygulamalar için örnek vermeyi alışkanlık edindiğimiz İskandinav ülkeleri, sınırlarından giriş yapan mültecilerin ziynet eşyalarına el koymak üzere hazırlıklar yaptı.

Kıyasla, Türkiye, bu işin altından inanılmaz derecede iyi kalkıyor. Sezar’ın hakkı Sezar’a, Türkiye an itibariyle dünyada en fazla yabancı sığınmacıyı barındıran ülke. Üstüne üstlük, bu sığınmacıların yüzde 90’ı kamplarda değil, şehirlerde yaşıyor. Örneğin bir buçuk milyon nüfuslu Hatay’da kayıtlı 400 bin Suriyeli var. 130 bin nüfuslu Kilis’te ise kayıt altında olan 128 bin Suriyeli var.

Geçtiğimiz haftasonu Kilis’teki Elbeyli Konaklama Tesisleri, yani hepimizin anlayacağı adıyla Elbeyli mülteci kampını ziyaret etme fırsatım oldu. Elbeyli, Türkiye’deki en büyük konteyner kent. Suriye sınırına bitişik bir bölgede, 420 bin metrekare alanda 3600 civarı konteynerde yaklaşık 25 bin Suriyeli yaşıyor. Günde ortalama üç doğum oluyor. Tesiste iki anaokulu, iki ilköğretim okulu, bir de lise var. Toplamda yaklaşık sekiz bin öğrenci bu beş binada eğitim görüyor. Okulların imkânları oldukça iyi, sınıflar geniş ve aydınlık. İlköğretim okulunda Suriyeli öğretmenler bizim Milli Eğitim’in onayıyla Suriye müfredatını işliyor. Dersler devam ederken okulu gezdiğimiz için biraz gözlem yapma fırsatım da oldu. Çocukların her duruma uyum sağlayabilme yeteneği gerçekten olağanüstü, hepsinin yüzü gülüyor, koşup gelenlere sarılıyor, Türkçe konuşmaya çalışıyorlar. Eğitim sistemindeki en büyük sıkıntı ise Üniversite’ye geçiş. Liseyi bitiren öğrenciler, TÖMER/Gaziantep Üniversitesi işbirliği ile C1 belgesi almak üzere eğitim alıyorlar. C1 belgesi, ileri derece Türkçe seviyesini gösteriyor, alması oldukça zor. C1 belgesini alan Suriye vatandaşları Türkiye’de üniversiteye sınavsız girmeye hak kazanıyor. 2013’ten bu yana Elbeyli’nin tarihinde şimdiye kadar sadece 39 kişi bu yolla üniversiteye girebilmiş. Tabii bu sistem Sözcü’de “Suriyeli Olmak Varmış” başlığıyla manşetten veriliyor, o ayrı.

Yetişkinlerin günlük hayatı ise oldukça monoton. Kampta yeni doğanlar dâhil herkesin bir AFAD kartı var. Her ‘aile reisi’nin kartına, aile ferdi başına ayda 85 TL yatırılıyor. Yani sekiz kişilik bir aile ayda 680 TL gelir elde ediyor. Bu kartların bakiyeleri yalnızca kampın içinde bulunan iki markette harcanabiliyor. Marketlerdeki fiyatlar kışla kantini seviyesinde olduğu için, yalnızca AFAD geliri ile bir ailenin yaşamını idame ettirmesi mümkün. Kamp sakinlerinin kamptan yalnızca günübirlik çıkmalarına müsaade ediliyor. Bize anlatılana göre günde ortalama 6000 kişi kamptan girip çıkıyormuş. Bu rakamın büyük çoğunluğu yakınlarda mevsimlik işçilik yapıyor, amele pazarında iş bekliyor, ya da inşaatlarda çalışıyor. Yine de hava güzelse ailecek piknik yapmaya çıkanlar da oluyor, zira kampta yeşil alan hiç görmedim. Bizim orda olduğumuz süre boyunca birçok grup balık tutmak için yakındaki bir alana gitmek üzere çıkış yaptı.

kilis
Mülteci elişi kursları sergisinden

Kamp içinde çalışarak para kazanmak, sınırlı da olsa, mümkün. Ya fason işçilik yoluyla üretilen parça başına, ya öğretmenlik gibi profesyonel meslek yoluyla, ya da ticaret ile ek gelir edilebiliyor. Fason işçilik genelde tekstil ve halı işlemeciliğinde var. Diktikleri parça başına 1-5 TL arasında bir gelir kazanıyor Suriyeli kadınlar. Buna ek olarak, kampta 200’e yakın Suriyeli öğretmen diğer Suriyelilere eğitim vererek ayda 600 TL gelir elde edebiliyorlar. Ticaret yapmak için ise bir pazar alanı kurulmuş, Suriye’den gelen ya da Gaziantep ve Kilis’te çarşıdan alınan ürünler buradaki küçük dükkânlarda kamp sakinlerine satılıyor. Her ne kadar kampın yönetiminden AFAD ve Kilis Valiliği sorumlu olsa da, kampta “muhtarlık” seçimleri yapılmış. Seçilen 14 önde gelen kişi ile kamp yönetimi haftalık toplantılar yapıp talepleri dinliyor, gidişatı kontrol altında tutmaya çalışıyor.

Elbeyli üzerine yazılacak sayfalar dolusu şey vardır. Hatta her konteynerden bir roman çıkacağına eminim. Benim kampı ziyaret ettikten sonraki hissiyatım, ağırlıklı olarak devletin iyi bir iş yaptığı yönündeydi. Düzenli, hijyenik, insancıl bir yer Elbeyli Konaklama Tesisleri. Yukarıdan çekilmiş güzel bir fotoğrafını bulamadım, keşke olsa da Calais’deki kampla yan yana koyup karşılaştırabilsek.

Buna rağmen, kamp modeli Türkiye’deki üç milyon Suriyelinin geleceği için makul bir gelecek patikası değil. Konuştuğum hiçbir Suriyeli on yıl içinde geriye dönmeyi düşünmüyor. Savaş bitse bile, evimiz, mahallemiz yerle bir oldu diyor özellikle Halep’ten gelenler. On yıl boyunca ailecek 17,5 metrekarede yaşamak, tesis ne kadar iyi yönetilirse yönetilsin, insancıl bir çözüm değil.

Reklamlar