Her şeye rağmen hayat

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Processed with VSCOcam with 9 preset
Fotoğraf: Sinem Silay

Günün tüm trajik haberlerini sunduktan sonra kasvetli yüz ifadesini bir anda mutlu bir ifadeye değiştiren spiker “hayat her şeye rağmen devam ediyordu” diyordu haber bültenini umutsuz kapatmamış olmak adına çok da haber niteliğinde olmamakla birlikte, birilerinin mutlu olduğu ya da mizah içeren bir olayı/videoyu sunarken. Facebook profillerimize yas tutan, şiddeti ve terörü lanetleyen resimleri bir kez koyduktan sonra, uzun süredir aydınlanmayan gündemlerimiz nedeniyle o resimleri değiştirmek ya da kendini iyi hissettiğin bir anını paylaşmak sanki insanlığa bir ihanet olmaya başlamıştı. Aynı saatte uyanıp, aynı trafik ışıklarında bekleyip aynı işi yapmaya devam ederken bireysel anlamda hayatlarımız aynı şekilde, her şeye rağmen devam ediyordu.

Bazıları için ise hayat durmuştu. Terör eylemleri, sokağa çıkma yasakları, çatışmalar, şehit haberleri, sivil ölümleri devam etmekteydi. Cizre’de öğretmenler ilçeden uzaklaştırılmış, Diyarbakır’da ve Şırnak’ta terör nedeniyle çocuklar karnelerini alamamışlardı. Yaşadıkları tüm travmaların, tanık oldukları tüm vahşet karelerinin ve yaşadıkları derin acıların ardından evlerde ölümden kaçtığını sanırken ölüme terkedilmiş hisseden o çocuklar nasıl bir psikolojiyle yarınları, gelecekleri yaşayacaklardı? Sırtlarına sığdığı kadarıyla evlerini yüklenen insanlar bilinmezliklere göç etmekteydiler. Suriyeli mültecilerin suya düşen kaçış planları ve her haberin kenarına tekrar tekrar iliştirilen Aylan’ın kıyıya vuran cansız bedeninin görüntüsü oradaydı. Başkent Ankara’da üçüncü bombalı saldırı gerçekleşmiş, arkada ölüleri, yaralıları ve hayatları bir anda kararan bir sürü insanın travmalarını bırakmıştı. Hayatta kalmayı başarabilen ancak bedensel engeller ve psikolojik rahatsızlıklar ile bir ömür boyu yaşamak zorunda kalabilecek insanların hikayeleri önümüzdeki zamanlarda kendini gösterecekti.

Diğer yandan “hayat her şeye rağmen devam etmekteydi”. Romantik evlenme teklifi yapan genci, aylardır hazırlığı yapılan ihtişamlı düğünleri, tüm illerden akrabaların katıldığı renkli sokak sünnet törenlerini, hayalini gerçekleştirerek dünya turuna çıkan yaşlı kadını, heyecanlı bekleyiş sonunda bebeklerini kucaklarına alan çifti kınamak da yaşananları değiştirmeyecekti. Ama bir geleceğimizin olmaması söz konusuyken, mutluluk haberleri ve şu koşullarda mutlu olabilecek gücü hissedebilmek anlamsız ve cahilce geliyordu yer yer. Üstelik bu topraklarda, bir yerde birinin canı yanıyorsa, acıyı paylaşmak ve paylaştığını hissettirmek belki en azından bireysel anlamda bir destek sağlayabilirdi. Bireysel diyorum çünkü; demokrasi, doğa, barış adına örgütlenildiğinde de maalesef saldırılar ve ölümlerle sonuçlanan tabloları acı bir şekilde yaşadık. Kendi kapımızın önünü temiz tuttuğumuzda dünya daha temiz bir yer olmuyordu evet, ama mevcut koşullarda çaresiz bırakılmıştık. Kriz anlarında hayata her şeye rağmen devam etmenin yazılı kuralları olmadığından, değişik şekillerde yorumlanabiliyordu. Bazı kişiler mutlu olabilen kişilere acımasızca suçlayıcı tavırlar sergiliyorlardı. Haberlerden hepimiz etkilendiğimizden ve toplum olarak depresif bir halde olduğumuzdan, bu devirde mutlu olabilmek bile bir marifet gibi de geliyordu aslında. Dengeler fazlasıyla karışıktı.

Hayatın devam ettiğini tırnak içine alıp vurgulama ihtiyacı hissetmediğimiz günlerin geleceğinden şüpheli bir şekilde, devam ettirmek zorunda olduğumuz rutin hayatımızı duyarlı bireyler olarak devam ettirmekten başka bir çözüm yok gibiydi. Varsa da, ben bilmiyordum…

 

Reklamlar