Kategori: Haziran/Temmuz 2016, Sayı: 3

Masaüstü oyunlarının aklıma getirdikleri: deneyim ekonomisi

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

“İki oduna bir koyun verir misin?” veya “Taş satıyorum ilgilenen var mı?” gibi hiçbir bağlam içermeyen bu iki soru ilk okunduğunda pek bir anlam ifade etmeyebilir, fakat masaüstü oyunlarıyla haşır neşir olanlar eminim neden bahsettiğimi çoktan anladı. Bu cümleler, masaüstü oyunları arasında en popüler “başlangıç oyunu” olarak kabul edilen Settlers of Catan adlı oyunda yol, yerleşim yeri ve şehir inşa ederek en hızlı şekilde 10 puana ulaşmaya çalışan oyuncuların arasında dönen çetin ticari pazarlıklarının artık klişeleşmiş cümlelerinden birer örnek.

Masa üzerinde oynanan kutu oyunu denince dünyanın birçok yerinde hala ilk akla gelen isim Monopoly olsa da, gerek oyuna arka plan oluşturan konseptler gerekse oyun mekanikleri açısından birbirinden ayrışan binlerce farklı masaüstü oyunu var. Tam sayıyı kestirebilmek için başvurabileceğim güvenilir bir kaynak var mı bilmiyorum, fakat şu anda internetteki en kapsamlı masaüstü oyunu veritabanı olan BoardGameGeek.com’da listelenmiş 83,756 farklı oyun olduğunu görebilirsiniz. Somut ve soyut sayısız tema etrafında tasarlanan bu oyunların her biri farklı mekaniklerle işliyor – örneğin az önce bahsettiğim Settlers of Catan, zar atma, rota belirleme ve ticaret gibi mekanizmalar içerirken, başka bir popüler oyun olan Risk, bölge kontrolü ve oyuncu eleme gibi ilave mekanizmalar da içeriyor.

Peki, oyunun ve eğlencenin neredeyse bütünüyle dijital ortama göç ettiği yirmi birinci yüzyılda, insanları hala masaüstü oyunları oynamaya iten nedir? Gerçek hayattan uzaklaşma, düşünme, zihni çalıştırma/dinlendirme ve günlük yaşantıda karşılaşılamayacak durumları teorik olarak deneyimleme gibi ihtiyaçlarla oynanan neredeyse her türlü oyunu artık dijital ortamda da oynayabilmek mümkünken, insanların hala fiziksel olarak bir araya gelip oyun oynamayı tercih etmesinin sebebi ne olabilir? Karşılaştığım 12 Ekim 2015 tarihli bir The Guardian haberi, bana kalırsa bu sorunun cevabını doğru şekilde saptamış: fiziksel dürtülerin üstünlüğü. Yirmi birinci yüzyılda plaklar neden tekrar revaçta ise, masaüstü oyunları da benzer bir sebeple revaçta. İnsanların fiziksel dürtülerle hareket etme ve daha fazla duyu kullanma ihtiyacının baskınlığı nedeniyle, kimi oyuncular için masaüstü oyunları bilgisayar oyunlarına kıyasla daha farklı ve tatmin edici bir deneyim yaşatıyor. Kişiler böylelikle parçası oldukları deneyimle daha kişisel bir bağ kurabiliyorlar ve kişiselleşen her deneyim, onun bir parçası olmayı çok daha zevkli ve arzu edilir bir hale getiriyor.

Bir araştırmanın biyografisi: “Göçmen kadınların kentsel hareketlilikleri üzerine bir vaka çalışması” güncesinden

DSC_9116
Fotoğraf: Görkem Güngör

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Bir sorunun, bir heyecanın, bir kişinin, bir kitabın hayatınızı nasıl değiştirebileceği, rüzgarın yönünü nereye çevirip sizi nerelere ulaştıracağı bazen sayfalarca anlatmak istediğiniz bir hikayeye dönüşüyor. Benim hikayem ise on sene önce başlamıştı. Şimdi bu derginin oluşmasına imkan veren ve bizleri bir araya getiren hayalinin peşinden koşan Irmak Akman ile o zaman tanışma fırsatımız olmamıştı, ama başka bir coğrafyanın başkentinde hayatlarımıza şekil vermeye çalışıyorduk hepimiz.

Sahneye olan düşkünlüğümden midir bilinmez, onca toyluğuma rağmen bir cesaret ile, o seneki Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu için bir bildiri hazırlamak istedim. Çok sevgili arkadaşım ve meslektaşım Neslihan Atatimur’u da bu fikre ısıtmam çok zamanımı almadı; keza birlikte bir şeyler yapmaktan hep zevk aldık.

Yurtlar üzerine

AA033A
Fotoğraf: Melis Oğuz

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

“Çaresiz bir cemaat yurdunda yer bulmuş kendine. “Bir baskı yoktu yurtta ancak oluşan havadan sabah namaza kalkıyor, öğleden sonraları çay-bisküvi eşliğinde Fethullah Gülen kasetlerini dinliyorduk” diye anlatıyor. ‘Abi’ler her şeyle ilgileniyormuş. Herhangi bir ders mi kötü hemen o dersi iyi bilen bir ‘abi’ bulunuyor ve başarıyla geçiyorlarmış. Akşamları ise yurdu destekleriyle ayakta tutan esnaf, Beyoğlu’nun ünlü restoranlarında kalan tatlıları yurda yolluyormuş. Bu dayanışma ruhu elbette üniversiteden mezun olunca iş bulma aşamasında da devam ediyor…

Var mı buraya kadar yeni duyduğunuz, bilmediğiniz bir şey? Yok. Bu düzen yıllardır yüzlerce okulda binlerce öğrenciyle devam etti, ediyor…

O zaman HSYK sonuçları sandıktan çıkınca mahallenin moralleri neden tarumar?

“Bugün A.B.İ’lere kızıyorsunuz da yıllardır aklınız neredeydi” diye sormayacak mıyız? Türk eğitim sisteminde büyük boşluklar var. Birileri yıllardır o boşlukları legal yöntemlerle doldurdu, dolduruyor.”

Cüneyt Özdemir’in 20 Ekim 2010’da Radikal’de yayımlanan “Sardı korkular, ‘gelecek onlar’” yazısından bir alıntı bu. Cemaat yurtları sanırım artık çok gözde değil, yerini TÜRGEV ve Ensar Vakfı gibi yerlere bırakalı çok oldu. Yurtlar kimsenin gündeminde değildi, ta ki Karaman’da ilköğretim düzeyindeki öğrencilerin kaldıkları özel yurtlarda (ya da evlerde?) cinsel istismara uğradığı ortaya çıkana kadar. Suçu işleyen kişiye çabucak ceza verildi, yurtlar yine gündemden düştü. Ama benim aklımda bu konuyla ilgili soru işaretleri kaldı. Bu yurtlar ya da evler yasal mıydı, yasadışı mı? Denetleniyorlar mıydı? Bu suçu işleyen şahsın çocuklarla birlikte Karaman valisine yaptığı bir ziyaretin fotoğrafları çıktı mesela ortaya. Valinin, İl Milli Eğitim Müdürü’nün kendilerini bu şahısla beraber ziyarete gelen çocukların nerede kaldıklarından nasıl haberi olmazdı? Bu soruların hepsine cevap vermek mümkün olmasa da, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim yurtlarıyla ilgili biraz bilgi topladım. Yardımları için Hümanist Büro’dan Seda Akço’ya teşekkür ederim.

Bulutların üzerindeki şehir

IMG_2864 (1)
Fotoğraf: Yalın Solmaz

Yalın Solmaz, ysolmaz@gmail.com

Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmamıza rağmen, güneşin boynumu yaktığını hissediyorum. Ancak bizi bekleyen dört günlük tırmanışın ilk dağ geçiti olan Ölü Kadın Geçiti’ne vaktinde varabilmemiz için bütün gücümü önümdeki basamaklara odaklamak zorundayım. Ağzımın sağ tarafında irtifa hastalığına karşı mucizevi etki gösteren bir demet koka yaprağını yavaş yavaş çiğniyor, suyunu emiyorum. Her ne kadar beceriksizce kullansam da, elimdeki bastonlar gereğinden yüksek İnka basamaklarını çıkmamda dizlerime yardımcı oluyor. Yukarıya bakmamaya çalışıyor, adım adım yaşıyorum. O andaki geleceğimin sadece birkaç dakikadan ibaret olmasının verdiği özgürlük hissi inanılmaz.

Non-figurative

Mahide Bademli, mahidebademli@gmail.com

rafifportakal

Raffi Portakal’ın Enis Batur ile nehir söyleşisinden kitaplaşmış ‘Portakal’ın Yüzyılı’nı okuyorum. Pek çok izlekle okumak mümkün. Başlangıçta tarihi travmaları ve güzel anıları ile bir ‘azınlık ailesi tarihçesi’. Ama bu fonda, servetlerin el değiştirmesi, biriktirme ve koleksiyon oluşturma, eşya ve sanat eserinin anlamı, birinci kuşakta kazanılan servetin ikinci ve üçüncü kuşaklarda sanata erişim için kullanılarak burjuva kültürünün hedeflenmesi, ‘unique’e değer biçmenin psikolojisi ve ekonomisi..var ki var..

Bu hikayeler, sanat ve zanaat marifetiyle yaratma, miras yoluyla veya seçerek ve bedelini ödeyerek nesnelere sahip olma, biriktirme, koruma, gönüllü veya zorunlu vazgeçme süreçlerini, yani insanların ve nesnelerin bir süreliğine kesişen kaderlerini anlatıyor.

Tabii teğet geçen kaderler de var ve sebep ‘para’ değil!

Teknoloji ve ekonomi

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

Toplumun yapısını ekonomik ilişkiler, ekonominin yapısını ise teknoloji belirler. 21. Yüzyıl’ın başında, önümüzdeki yirmi yılda ciddi ekonomik değişimler getirecek teknolojiler karşımızda: yapay zeka, ileri robot teknolojisi, şeylerin interneti ve üç boyutlu print yapabilme yeteneği.

Yapay zeka teknolojisi, elektronik sistemlere daha önceden birebir senaryosuna maruz kalmadıkları yeni problemlere kendi başlarına çözüm geliştirebilme şansı getiriyor. İleri robot teknolojisi sadece üretimde değil artık hizmet sektöründe de işçilerin yerini almaya başladı. Yakın zamanda Japonya’da çoğunluğu robot hizmetlilerden oluşan bir otel işletmeye açıldı bile. Şeylerin interneti ise çoğu kullandığımız aygıtın biz insanlar araya girmeden birbirleriyle haberleşebilmesini, sorunları tespit edip çözümünü hazırlayarak hayatımızı kolaylaştırmasını sağlıyor. Üç boyutlu print ise fiziksel materyelleri istediğimiz şekle insan eli değmeden sokmaya yarıyor.

Youth: Gençliğe retorik ağıt

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

youth-poster-2Hızlı ve renkli gençliğinin yerini prostat sorunlarının gündemi kapladığı ve apatik olmakla eleştirildiği bir yaşlılığa bıraktığı Fred’e, doktor, tahlillere göre tamamen sağlıklı olduğunu söyler ve ekler: “Gençlik seni dışarıda bekliyor”… O sırada pencereden dışarı bakan Fred ise gülümsemekte olan, diş telleri, kepçe kulakları olan genç masöz kız ile gözgöze gelir. Gençliğin her zaman güzel olması gerekli midir?

Poliklinikte şikayetini sorduğum genç kadın, “Sanki sis çökmüş üzerime” demişti elleri göğüs kafesinin üzerinde gözlerini tavana sabitlemiş bir şekilde derin soluk alırken. Gözü ne renkti, vücut ölçüleri nasıldı hatırlamıyorum ama bu cümleyi kuran bir kişi çirkin olamazdı. Tolstoy’a göre ise güzellik, bizde herhangi bir arzu uyandırmadan, bize zevk veren şeydi.

Kaynama noktası

Kaynama Noktasi
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Lojmanın bahçesindeki çam ağaçlarının altında oturuyorduk. Altıgen şeklindeki beton piknik masalarından birindeydik. Gölgeye sığınmıştık. Güneş en tepeye çoktan varmıştı. Hava giderek daha da ısınıyordu. Okul uniformasının kumaş pantalonu içerisindeki bacaklarımın terlemeye başladığını damla damla hissedebiliyordum. Öğlen aralarında eve gidip yemek yememi sağlayacak izin belgemle okul bahçesinden çıkıp lojmana girmiştik. Çok kolay olmuştu. En azından bu kısmı…

Lojmanın bahçesinde yemek yiyor oluşumuzu panik içinde tasarlamıştım. Evde yiyemezdik. Eve yaklaşık altı ay evvel icra memurları gelmişti. Bazıları alabildiğini almış, diğerleri ise götlerine baka baka geri dönmüştü. Evde bir takım eşyalar kalmıştı. Bir takım eşyalar ve dört kişilik çekirdek ailemiz güzel bir ekip olmuştuk. Ben nerdeyse bomboş kalmış salonu kendime oda olarak tahsis etmiştim. Salonda yaşıyordum. Bu kadarını bilmen gerekmezdi. O yüzden seni bahçede ağırlamaya karar vermiştim.

Korku cumhuriyeti

Revolution
Fotoğraf: Canan Gündüz

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Korkuyorduk, hoşgörüsüz ve yargılayıcıydık. Keşfedip de çok beğendiğin bir şarkıyı herkese duyurmak için sosyal medyada paylaşmak istiyordun ama şarkıyı söyleyen grubun etnik kökenleri ve güncel haberler, politik nedenler nedeniyle vazgeçiyordun birilerinin saçmasapan bir yorumuna maruz kalmamak ya da senin üzerinden kendilerine bir platform oluşturacakların tartışmalarına mahal vermemek için.

Büyük Burhan

Büyük Burhan
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Adım Burhan. Yirmi iki yaşındayım. İşletme mühendisliğinde İngilizce hazırlığı bitirip birinci sınıfa bu sene geçtim. Babamın yirmi yedi senedir işlettiği kasap dükkânında on beş senedir bilfiil görev almaktayım. Son üç senedir artık iyiden iyiye sıkılmaya başlamış olsam da dükkânda çalışmaktan gocunduğumu söyleyemem. Gerçi pek sesimi çıkar(a)mıyordum ama son dönemlerde karşıma kaytarmak için çıkan her fırsatı değerlendirmek işime geliyordu.

Çünkü okulda bir kız vardı. Zaten okullarda genelde kız olur. Ama bu kız beni çok heyecanlandırıyordu. Adı Süheyla idi. Babaannesinin adından nasiplenmiş. Tipik erkek egemen geleneksel Türk ailesi şablonu. E benim babamın da isminin Burhan olduğunu düşününce bu durumu kınayacak durumda olmadığımı takdir edersiniz. Gerçi babamın yaptığında narsistik bir durum da yok değildi. Evet, narsist bir kasabın ilk çocuğuydum ve bu gerçekle baş etmekle ilgili de bir sorunum yoktu.