Belki bir röportajdır…

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

İzmir’de “Belki okursun, belki yazarsın” isimli gönüllü okur-yazar projesini yürüten Belki Kitabevi’ndeyiz. Yazarların el yazılarıyla oluşturdukları yazılar (hikaye, şiir, deneme, mektup vb) tek nüsha olarak okur ile proje dahilinde buluşuyor. Belki Kitabevi’ni Harun Doğruçeken ile beraber işleten Özgür Madak ile proje, okumak ve yazmak üzerine biraz konuştuk.

belkiProjedeki ilham kaynağı olan Oğuz Atay’ın “Demiryolu hikayecileri” hikayesindeki seyyar hikayecilerin sizin için önemi nedir?

Tek bir kişi için tek bir nüsha olarak üretilen bir hikayenin söz konusu olması yazar ve okur arasında özel bir bağ oluşturmakta. Aynı zamanda merak uyandırıcı. Biz de burdan yola çıktık. Okurlarla yazarların bir diyalog kurmaları da güzel olur. Projeye yansıyan kısmı yanı sıra hikayenin taşıdığı farklı mesajlar da mevcut tabii ki.

Projenin okumayı teşvik eden projelerden farklı olarak yazmayı teşvik ettiğini söyleyebilir miyiz?

“Yazmak ontolojik farkındalığın en hacimli halidir” der Kült Neşriyat Yayınevi mottosunda. İnsan güzel metinler okudukça yazmaktan vazgeçebiliyor da, bende olduğu gibi. Yazmak aynı zamanda çok değerli, bir o kadar da zahmetli ve çileli bir uğraş. Keza önce çok okumak şart.

Oğuz Atay’ın hikayesindeki gibi projede okurun sürecin içinde olması, okura bir takım sorumlulukları olduğunu hatırlatıyor sanki. Okurun sorumlulukları sizce nedir ve nasıl iyi bir okur olunur?

İnsan kendisiyle sürekli tanışan bir varlık. Tanışmak ve tanıma denen şey biten bir şey değil, bir süreç. Okumak da bu anlamda kendini tanımana katkı sağlıyor, yaşadıklarını ve yaşamadıklarını görmene izin veriyor. Dolayısıyla süreç okudukça ve kendini tanıdıkça hep işler, bitmez.

Demiryolu Hikayecileri’nde hikayeler tüm zor koşullara rağmen daktilo ile yazılıyor. Bilgisayar çağında olmamıza rağmen siz ise projede “el yazısı”nı tercih ediyorsunuz. Burda yazıya karakteri yansıtmak mı hedefleniyor?

Daha önce bahsettiğim gibi yazmak zahmetli ve çileli bir eylem. Ve bu, kafa boyutunun ötesinde fiziksel olarak, bedensel olarak da geçerli. Bu anlamda el yazısı daha çekici geliyor.

İzmir dışından katılıma da açık mı projeniz? Size nasıl ulaşıyorlar?

Tabii ki açık. Kargo ya da e-mail (belkikitabevi@gmail.com) yoluyla ulaşabilirler. O noktada el yazısı şartını kaldırabiliyoruz ama el yazısı olması tabii ki çok daha anlamlı ona sahip olacak kişi için.

Belki ismi size ne ifade ediyor? Bana “tüm belirsizliklere rağmen umut barındırma” açısından anlamlı gelmiştir.

Bizim yapmak istediğimiz şeyleri temsil ediyor aslında. Belki kitabevi, belki sanat galerisi, belki yayınevi gibi. Bizim tek amacımız kitap alıp satmak değildi. İlerde büyüyebilirsek burayı bir kültür mekanı haline getirmek, sergilere ev sahipliği yapmak, kendimize alan açmak istiyoruz. Bir de ayrıca belki kitabevidir, belki de değildir…

Reklamlar