Gezi notları: Odesa

Selçuk Türkmen, hselcukturkmen@gmail.com

Ukrayna yakın geçmişte uluslararası politikalar gündeminin üst sıralarında yer bulan bir ülke. Gerek 2004 yılında yaşanan Turuncu Devrim, gerekse 2013 yılının sonlarında başlayan Euromaidan protestoları ve onu izleyen olaylar uluslararası politikalar için yaşamsal etkileri olan gelişmelerdi. Şimdilerde, Ortadoğu’daki gelişmelerin ağırlığı karşısında Ukrayna krizi, Kırım ve Donbas sorunları unutulmuş görünüyor. Bu sorunlarda Ukrayna’nın Avrupa ve Rusya arasında hem politik hem de toplumsal bölünmüşlüğünün rolü büyük. Bu durumu günlük yaşamda gözlemlemekse güç değil. Kent adları güzel bir örnek. Odesa Ukraince, Odessa Rusça. Artık unutulmuş olan Türkçe adıysa, on beşinci yüzyıl sonlarında kenti ele geçiren Kırım Hanı Hacı Giray’dan dolayı Hacıbey.

Geçtiğimiz yılın sonlarında Odesa’da üç gün geçirdim. İlk gözüme çarpan kentteki dinginlik oldu. Güneyinde ve doğusunda iki büyük donmuş sorunu olan bir ülkenin, sorunlu alanların dışındaki bir kentinde böylesi bir dinginlik ilgi çekici olduğu gibi, Ukrayna’daki bölünmüşlüğü de yansıtıyor.

odesaKent merkezi (Primorskiy Rayon) doğuya, Karadeniz kıyısına konumlu. Merkez batıda Katedral Meydanı’ndan, ya da parkından, başlıyor. Burada Spaso-Preobrazhenskiy Katedrali’ni ve Sovyet generali Vorontsov’un heykelini görebilirsiniz. Parkın bir ucunda hediyelik eşya sergileri var. Diğer ucundaysa daha çok yaşlıların ve işsizlerin akın ettiği satranç alanı var. Masalardaki eski satranç saatlerinin hepsi bozuk, ama bir ritüel ve eğlence olarak her hamleden sonra basmayı asla unutmuyorlar. Oyunlar genellikle ortaya çok küçük paralar koyarak oynanıyor, ancak para koymasanız da rahatlıkla oynayabilirsiniz. Buradan kuzeybatıya doğru yürüyünce, kentin en canlı yeri olan, araç trafiğine kapalı, iki tarafı kafe, pub ve restoranlarla dolu geniş pasajdan geçerek Sergey Ayzenştayn’ın Potemkin Zırhlısı filminden anımsayabileceğiniz ünlü Potemkin Merdivenleri’ne ulaşıyorsunuz. Ne yazık ki, şu sıralar büyük bir tadilattan geçiyor; bir süre merdivenlerden inip çıkma olanağı yok. Burada, Ukraynalı arkadaşım Dora’dan merdivenlerin öyküsünü dinlerken, az sonra şair olduğunu öğreneceğimiz yaşlı bir adam araya girdi, kartını uzattıktan sonra öyküyü kendisi anlatmaya başladı. Derken, kentin şairi olduğundan söz etti, cebinden küçük bir defter çıkarıp Odesa için yazdığı şiirleri gösterdi. Şiirlerine devam edebilmesi için paraya ihtiyacı varmış, Dora verdi. Merdivenleri çeviren Stambulskiy Park’tan biraz güneye doğru yürüdüğünüzde karşınıza küçük bir Puşkin heykeli çıkar. Yürümeye devam ederseniz opera binasına ulaşıyorsunuz. Biletinizi Odesa koşullarında hayli pahalı olduğu halde koltukları çok sıkışık ve rahatsız olan localardan değil, parterden almanızı öneririm.

Bir önceki yazımda (Kişinev) olduğu gibi, postsovyet kentlerde en çok ilgimi çeken olgulardan biri olan pazarlar konusuna yine yer ayırmak istiyorum. Odesa’da iki büyük pazar gezdim. Bunlardan en etkileyicisi eskici pazarı olarak çevirebileceğimiz Starokonniy Bazar’dı. Burada yine aklınıza gelebilecek her şeyi bulmak mümkün desem abartmış olmam. Özellikle Sovyet dönemine ait kartpostal, para, poster, büst ve antika eşyalar bakımından zengin. Diğer postsovyet kent pazarlarından farklı olarak, Starokonniy’de büyük bir evcil hayvan satışı var. En çok köpekler ve kediler satılıyor. Yer yer kuşlar var. Böyle bir pazar ortamında evcil hayvanların cins çeşitliği ve özellikle pahalı cinslerin çokluğu karşısında şaşkınlığınızı gizlemeniz güç. Hayvanların tutulduğu koşullar ve satıcıların hayvanlara karşı davranışlarıysa farklılık gösteriyor. Küçük bir kuş kafesinde tutulan ve hareket bile edemeyen zavallı bir keçi gördüğüm gibi, sattığı köpeği kucağına alıp battaniyesini paylaşan yaşlı bir kadın da gördüm. Ancak, her durumda, hayvan hakları konusunda iç karartıcı bir ortam. Tümüyle birer ticaret eşyası olarak görülen hayvanlar, genellikle minibüs bagajlarında gelişigüzel kutular içinde alıcı bekliyor. Gezdiğim diğer pazarsa Privoz. Burası bir eskici pazarı değil. Daha çok küçük dükkanlarla iç içe geçmiş sergilerden oluşuyor ve çoğunlukla giysi ve yiyecek satılıyor. Eğer yalnız bir pazar gezecek kadar vaktiniz varsa, bunu Privoz’da değil Starokonniy’de harcamanızı öneririm.

Bitirirken, pratik bilgiler. Odesa konaklama açısından oldukça ucuz bir kent. Kentteki büyük ve eski oteller için karşınıza çıkabilecek olumsuz internet yorumlarına pek aldırmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu tür oteller genellikle güvenli, temiz ve sakin, ancak herhangi bir lüks (sorunsuz internet bağlantısı dahil) beklentisi içinde olmamanız gerekiyor. Genelgeçer dil Rusça, İngilizce kullanımıysa özellikle gençler arasında azımsanmayacak düzeyde. Merkezdeki restoran, kafe ve pub’ların birçoğunda İngilizce bilen garsonlar var. Gastronomi açısından zengin bir kent, aradığınızı bulabilirsiniz. Ayrıca, ilgi çekici ve emek harcanmış kafe ve restoran konseptleri bulacaksınız. Müzeseverler için güzel bir destinasyon; yalnızca kentin müzelerini gezmek için birkaç gün gerekecektir. Odesa canlı ve renkli bir kent. Eğer ilginizi çeken bir kentse, gezinizi birkaç günle sınırlamayın. Bir hafta bile dolu dolu geçecektir.

Reklamlar