Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi ile söyleşi

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

soylesi
Çizim: Elif Mercan

Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi’ne (EEİİ) İnisiyatifin Ankara’daki üyelerinden Selin Akyüz aracılığıyla ulaştık. Böylece EEİİ’nin üyeleriyle küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. “Erkeklik çalışmaları” alanında halihazırda araştırma yapmakta olan, oldukça farklı akademik alanlardan ve farklı ülke ve şehirlerdeki kurumlardan gelen bilim insanları ve aktivistlerden kurulu bu gruba son bir yıl içinde gerçekleşen birtakım gelişmeleri ve bunları nasıl anlayabileceğimizi sorduk. “Kriz” ve “mücadele”nin nasıl yorumlanabileceği konusunda yakın geçmişteki olaylardan örneklere başvurarak konunun uzmanlarından fikir almaya çalıştık.
İnisiyatife katkıda bulunan araştırmacı ve aktivistler, ortaya koydukları çalışmalar ve çıkardıkları dergiyle ilgili detaylı bilgilere şu web sitesinden ulaşabilirsiniz: http://www.masculinitiesjournal.org/

Öncelikle “Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi” kimdir? Amacınız nedir?

“Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi” sosyoloji, psikoloji, edebiyat, siyasal bilimler, felsefe, medya çalışmaları gibi farklı alanlardan araştırmacıların ve aktivistlerin oluşturduğu bağımsız bir çalışma grubu kurma fikriyle ortaya çıkmıştır. Türkiye’de pek örneği görülmemiş, herhangi bir kuruma bağlı olmayan, kendi içinde hiyerarşiyi reddeden ve eşitlerin birliği esası üzerine kurulu bu çalışma grubu, 2013 yılından beri bir inisiyatif olarak yoluna devam etmektedir.

EEİİ, feminizm, LGBTQ ve toplumsal cinsiyet çalışmaları ve aktivizmlerinin açtığı yollardan ve onlarla dirsek teması içinde ilerleyerek, erkekliklerin eleştirisini yapan herkesi bir araya getirmeyi amaçlar. Temelde eleştirel erkeklik çalışmalarına olan ilginin ve konuyla ilgili farkındalığın artmasını hedefleyen EEİİ, toplumsal cinsiyet eşitliği savunusu, cinsiyetlendirilmiş kimliklerin sorunsallaştırılması, profeminist erkek aktivizminin ve de feminizm ve LGBTQ aktivizmlerinin desteklenmesi gibi konularda çalışmalar sürdürmektedir. Bu çalışmalar dahilinde toplantılar, atölye çalışmaları ve uluslararası bir sempozyum yapmış; erkekler ve erkeklikler üzerine Türkiye’deki ilk hakemli dergi olma niteliğini taşıyan Masculinities: A Journal of Identity and Culture / Erkeklikler: Bir Kimlik ve Kültür Dergisi adlı bir dergi yayımlamaya başlamıştır.
Amacınız nedir sorusunun cevabını eleştirel erkeklik çalışmaları çerçevesinde de cevaplandırmak önemli. Eleştirel erkeklik çalışmaları, 1970’li yılların ortasından itibaren Michael Kimmel, Raewyn Connell, Jeff Hearn, Victor Siedler, Bob Pease gibi öncül isimlerin daha çok sosyoloji alanında yaptıkları çalışmalarla kendisine bir yer edindi ve bu alan akademide daha çok sosyolojik bir perspektiften incelendi. Ancak son yıllarda, giderek daha çeşitli bir yelpazede sayıca daha fazla çalışma yürütülüyor. Bugün popüler müzikten siyasete, edebiyattan modaya, sinemadan militarizme, dinden spora, psikolojiden hayvan haklarına kadar birçok alanda hakim söylemin belirli erkeklik rollerini nasıl ürettiği, bu rollerin süreç içinde nasıl kurumsallaştığı ve kendisini evrensel ve mutlak değişmez hakikat olarak dayattığı inceleniyor. İnisiyatifimizin amacı bu çalışmalara katkı sunmak ve bu alanı Türkiye içinde bir araştırma alanı olarak belirginleştirmektir.

Son bir yıl içinde “#metoo” hareketi, Suriye iç savaşının kadın kurbanlarının insani yardım karşılığında cinsel ilişkiye zorlanması gibi skandalların ortaya çıkışına şahit olduk. Yine bu son bir yıl içinde neredeyse her ülkede kurumsal yapılar içinde erkek egemen ve cinselliği kadınlara karşı bir silah olarak kullanan ve kurumsallaşmış eğilimler yeniden su yüzüne çıktı. Ancak geçmişten farklı olarak bu duruma karşı yükselen sesler ve ardından yaşananlar daha önce görülmemiş bir düzeye ulaştı. Buradan bakarsak “erkekliğin” küresel çapta bir kriz içine girdiğini düşünebilir miyiz? Eğer öyleyse bu kriz nasıl çıkmıştır? Neden kaynaklanmaktadır?

“#Metoo” hareketi şimdiye kadar üzeri örtülmüş pek çok taciz vakasını ortaya çıkarınca aslında gelişmiş ekonomilere sahip, istihdam, gelir adaleti, yasal haklar ve özgürlükler konusunda kadın-erkek arasında görece eşitlik sağlandığını düşündüğümüz ülkelerde bile kadınların erkeklerin cinsel olarak hedefi olduğunu ve buna ek olarak, kurumsal yapıların buradaki taciz vakalarının üzerini örttüğünü de gördük. Yükselen sesleri “erkeklik krizi” gibi soyut bir kavramdansa feminizmin kadınları güçlendirmesine, tacize uğradıklarında sessiz kalmamaları gerektiğine ikna etmesine ve kadınların dayanışmasının somut varlığına bağlamak gerekir diye düşünüyoruz. Bütün bunların erkekliğe ilişkin bir kriz ile açıklanmasına sık rastlanır oldu, pek çok yerde tam olarak ne ifade ettiği anlaşılmayan bir şekilde “erkeklik krizi” ifadesi kullanılıyor. Bunu somutlaştırmak istersek, erkeklerin kadınlar üzerinde sahip oldukları gücü, egemenliği ve erkeklik sayesinde sahip oldukları ayrıcalıkları yitirmelerinden kaynaklanan bir kriz olarak adlandırabiliriz. Geleneksel erkeklik rollerinin değişmesi dış kaynaklı bir kriz olarak ele alınabilir ancak tek başına açıklayıcı olamaz. Erkeklik çalışmalarında bir de “iç kaynaklı kriz” kavramı kullanılır; erkeklerin erkeklik rolleri ile ilgili olarak hissettikleri yük, bu rollere uyamamaları konusundaki kaygıları da içeriden bir krizi tetiklemektedir. Erkeklik çalışmaları, “iç kaynaklı kriz”in erkekliğin kurucu unsuru olduğunu ifade eder; erkeklik sürekli gösterimsel, etraftakilere erkekliğe ilişkin kanıtlar sunarak kendisini var eden bir toplumsal cinsiyet kimliği olarak değerlendirildiğinde, aslında zaten varoluşunun bir kriz olduğu görülmüş olur. Dolayısıyla, eğer erkekliğin “küresel krizi” diye bir şeyden bahsedeceksek, bu erkekliğin gösterimselliği ile doğrudan ilişkilidir.

Yine büyük oranda “küresel kuzey” ülkelerinde özellikle kadın hareketleri ve “alternatif-sağ” hareketler arasında yaşanan çatışmalar ve tartışmalar bu krizin neresinde durmaktadır? Buradan hareket edersek kadının mücadelesi ile “erkekliğin krizi” arasında bir bağlantı var mıdır?

Erkeklik ve kadınlık ilişkisel bir çerçevede düşünülen ve inşa edilen kategoriler olduğu için, erkeklikle ilgili edindiğimiz bilgiler aslında bize kadınlıkla ilgili de bilgi vermiş olur. Bugün cinsel tacize karşı mücadele veren kadın hareketleri ve onlarla dirsek teması içindeki diğer muhalif hareketler, yükselen otoriter politikalara karşı da mücadele yürütmektedir. Ancak tabii, alternatif sağa muhalefet eden kadınlar kadar destek veren kadınlar da var. Tepeden inmeci totaliter tarza muhalefet eden kadın hareketlerinin dikkati çekmeye çalıştığı nokta, siyasi liderlik pozisyonlarının aile içindeki babalık pozisyonundan devşirilerek yaratılması ve tıpkı anne ve çocukların babaya tabi kılınması gibi, yurttaşların lidere tabii kişiler olarak düşünülmesidir. Erkeklik krizine ilişkin tartışmaların otoriter hareketler çerçevesinde genişlemesi ve daha fazla yankı yapması olasıdır. Kadınların erkeklere özgü olagelmiş mesleklere ve durumlara yerleşmelerinin erkeklerde yarattığı durumun dışsal bir kriz olarak değerlendirilebileceğine değinmiştik. Diğer bir konu, içsel olan kriz. Erkekliğin içsel krizi, günümüzde kadın mücadelesinin ilgi alanının dışına düşüyor. Erkeklerin onlara atfedilen toplumsal roller altında yaşadıkları kaygının ve farklı erkeklik biçimlerinin tartışılabilir olmasını büyük ölçüde feminizmin üçüncü dalgasına ve farklı etnik/dinsel/cinsel aidiyetler içerisinde yürütülen toplumsal cinsiyet araştırmalarına borçluyuz. Erkekliğin içsel krizini eleştirel erkeklik çalışmalarının çıkış noktası yapan pek çok unsuru kadın mücadelesinden öğrendik ve bugün bu konuları emek çalışmaları, istihdam, aile içi şiddet araştırmaları gibi alanlara genişletebiliyorsak, bunu öncü feministlerin çalışmalarına borçluyuz. Ancak kadın mücadelesi ile erkekliğin “iç kriz”i henüz yeterince bağlantılandırılmış değil.

Türkiye’de son yıllarda medyaya daha çok taşınan kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve şiddet vakalarını nasıl yorumlamalıyız? Bunlar “erkekliğin krizine” mi işaret etmekte?

Bir önceki soruda da değindiğimiz gibi, kadın mücadelesi ve dayanışması, özellikle kadınların ve çocukların uğradığı cinsel taciz konusunda önemli bir farkındalık yaratmış ve daha önce kolaylıkla konuşulamayan konuları konuşulabilir kılmıştır. 1980’li yıllardan itibaren yurtdışında, 2000’li yılların başından itibaren de Türkiye’de, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi çok başka bir çehre kazandı ve şimdi bu mücadeleyi yalnız kadınlar değil, onlarla birlikte LGBTI+ bireyler ve erkekler de üstlenmeye başladılar. Eleştirel erkeklik çalışmaları alanı, örneğin, 70’li yılların sonundan başlayarak feminist mücadelenin yanında kendini konumlandırdı ve o yıllardan bu yana feminist ve kuir teoriden beslenerek, feminist ve kuir aktivizmi ile yan yana erkeklik rollerinin sorgulanması ve dönüşümüne yoğunlaşan bir anlayışın üzerinde yükseliyor. Dolayısıyla bir erkeklik krizinden söz edeceksek, bu krizi eşitsizliğe karşı yükseltilen kolektif bir ses üzerinden anlamlandırıyoruz diyebiliriz. Bu vakalardaki artış ne yazık ki sistemde kadın ve çocukların en korunaksız kişiler olmasından kaynaklanıyor.

EEII