Teknolojinin homosapiensle imtihanı: Tıp ve teknoloji

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Canan gorsel
Görsel: Tolga Özasıl

“Tıp çok ilerledi. Eskiden böyle miydi?” Bizleri büyüten sözler acaba geçmişten bugüne ne kadar büyüdü? Doktorların sadece muayene ile tanı koyup tedavi ettiği, ölümlerin neredeyse hepsinin “kalp” kaynaklı olduğu dönemleri de biz görmedik tabii. Günümüzde ise, doktorların sadece muayene ile tanı koyabilme yetilerinin nispeten körelmesinin yanı sıra hem hukuki açıdan kendini korumak, hem de hastanın güvenini sağlamak amacıyla tetkiklerden yardım istememek neredeyse imkansız. Diğer yandan, tedavisi muhtemelen mümkün olmayan birtakım hastalıkların tanısı için ileri tetkik girdabında sürüklenen hastaların da ölümleri eninde sonunda herkes gibi “kalp” kaynaklı olmaya devam ediyor. Akademik merakın hastalığın önüne geçtiğini düşünen bazı hastalar hastaneye gitmemek için koşullarını zorlarken, bazı hastalar ise fazla sonuç odaklı buldukları doktorların alternatiflerini farklı kurumlarda araştırmaktan yorulmuyor. Uzay çağına geçecek olsak bile, malum kahramanlarımız, hastaların ve de sağlık çalışanlarının hâlâ eski sürüm “homosapiens” olmaları nedeniyle belli klişe söylemler ve davranışlar yeni nesillere aktarılmaya devam ediyor. Neyse ki, her şeye rağmen, teknolojik gelişmelerin önü kesilmiyor.

Teknolojinin “hasta”sıyız…

Gelişen teknoloji, hastaların, tetkik ve tedavi süreçlerinin daha içinde olduğu interaktif ve şeffaf bir süreci beraberinde getirdi. Her şeyden önce, bilgisayarların, akıllı telefonların ve internetin yaygın kullanımı ile artık bilgiye ulaşmak çok kolay. İnternetten muayene randevuları almak, tetkik sonuçlarını takip etmek, doktorun yazdığı reçete içeriğini sms olarak görmek mümkün. İnternetten şikayetlerini araştırıp kendi tanısını koyup tedavi düzenlemek de oldukça yaygın. Sağlıklı yaşama ve beslenmeye verilen önemin artışıyla beraber geliştirilen akıllı telefon uygulamaları da çok popülerleşmiş durumda. Uygulamalar sayesinde kişiler yediklerinden kalori hesabı yapabiliyor, su içmeyi unuttuklarını hatırlatıcıyla fark ediyor, gün içinde attıkları adımı sayabiliyor ve vücut şekillerine uygun bireysel egzersizleri yapabiliyorlar. Hatta güne zinde başlamak için, kurduğumuz alarmın REM uykumuzla çakışması halinde bizi daha erken uyandıran ve uykudaki solunum ritmimizle horlamalardan uyku apnesi hastası olup olmadığımız hakkında fikir veren uygulamalar bile var. Ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır olmakla beraber, şikayetler doğrultusunda olası ön tanıları sunan ve ilgili branşlara yönlendiren bazı uygulamalar da görmekteyiz. Hastaların evde kullanımına yönelik üretilen bazı tıbbi cihazlar da yeni bir sektör oluşturmuş durumda. Cep telefonlarına bağladıkları ultrason cihazları ile anneler, bebeklerinin kalp atışlarını izleyebiliyorlar. Görme engelli annelerin karınlarındaki bebeklere üç boyutlu yazıcı ile dokunmalarına olanak sağlayan teknolojik gelişmeler de yüz güldürücü.

Ne kadar uzak, o kadar iyi…

Yaşam süresinin uzamasıyla beraber artan kronik hastalıklar ve de hastanelerin hasta yükündeki artış, uzaktan tedavi ve izlem arayışlarını doğurdu. “Telemedicine/telemonitoring” olarak adlandırılan bu yeni yaklaşımlar hastane başvurularını ve maliyeti azaltmalarının yanı sıra hastane kaynaklı enfeksiyonları önlemeleri açısından da avantajlı bir tablo çiziyor. Mobilitesi kısıtlı kronik hastalara evlerinden çıkmadan hekime ulaşabilme imkanı tanıyan, Türkiye’de çekilen bir tomografinin Amerika’daki bir radyolog tarafından da değerlendirilebilmesine olanak sağlayan bu uygulamalara yönelik çalışmalar Türkiye’de de hız kazanıyor.

Talebe yetişilemediği için randevuların çok uzun zamanlara yayıldığı uyku testlerinin de uygun hasta gruplarında evde (genellikle tarama amaçlı) yapılması yaygınlaşıyor. Tedavi amaçlı verilen solunum cihazlarının takibi de cihazın alındığı firma tarafından uzaktan gerçekleştirilebiliyor ve böylelikle tedavi yanıtı ya da yanıtsızlığı takip edilip gerekli müdahaleler yapılabiliyor.

Minimalizm

Minimal yaşam felsefelerinden tıp da payına düşeni aldı. Geç iyileşen, komplikasyon riski yüksek olan ve estetik açıdan da varlığını unutmaya fırsat vermeyen büyük yara izleriyle sonuçlanan büyük cerrahi girişimler artık çok tercih edilmiyor. Laparoskopik ve robotik minimal invaziv cerrahi uygulamaları yaygınlaşmakla beraber, işlemlerde kullanılan anestezi türlerinde dahi genel anesteziye kıyasla komplikasyon riski daha düşük olan uygulamalar tercih ediliyor. Popülaritesi artmakta olan branşlardan girişimsel radyoloji sayesinde ise bazı durumlarda operasyona gerek kalmadan, örneğin kasık bölgesindeki küçük bir damardan giriş yapılarak beyin damarlarına kadar uygulamalar gerçekleştiriliyor.

Benzer şekilde, özellikle kanser hastaları için, en az tetkikle en kısa sürede tanı sağlayabilmeye olanak sağlayacak tarama testi arayışları önemini koruyor ve akademik çalışmaların popüler konusu (ve de besin kaynağı) olmaya devam ediyor.

Genetik

En can alıcı gelişmelerden biri de önceki sayılarda da bahsetmiş olduğum genetik alanında yaşanıyor. Gebelikte neredeyse rutin hale gelen prenatal testler, gen modifikasyonu ile tedavi arayışları ve belli mutasyonların olduğu kanser hastalarında hedefe yönelik tedaviler giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’de henüz uygulanmamakla beraber bazı kanserler için aşı uygulamaları da mevcut. Genetik mühendisliği harikası sipariş canlı modelleri/türleri ya da ebedî gençlik iksirleri de beklentiler dâhilinde.

Ya doktorlar?

Peki teknolojinin doktorların rutinine yansıması nasıl oluyor? Kaybolabilecek eski usul tozlanan kağıt evraklarla uğraşmak yerine artık tüm bilgilerin ve uygulanan tedavilerin bilgisayar ortamında saklanıyor olmasının, sancılı geçiş sürecine rağmen sağlık personeline ve genel anlamda sağlık kuruluşlarına kolaylık, medeniyet ve hijyen getirdiğini düşünüyorum. Diğer yandan, doktorların sorumlulukları azalmış değil. Öncelikle, doktorların gelişmeleri takip ediyor olması ve çalışma ortamlarının yeni uygulamalara olanak sağlaması eskiye kıyasla daha önem kazanmış durumda. Yeni gelişmelerin açıklandığı eğitimlere katılmak ve hastanenin de güncel kalabilmesi için yönetime gerekli çağrılarda bulunmak da doktora düşüyor.

Bunun yanı sıra, günlük pratikte doktorların kullanımına yönelik bazı hesaplamaları, sınıflamaları kolaylaştıran ya da olası ilaç etkileşimlerini sorgulayabileceğimiz uygulamalar mevcut. Evden çalıştığın hastanenin sistemine bağlanıp hastaların tetkiklerini incelemek ya da yoğun bakımdaki monitör kaydını görmek mümkün olabiliyor. Eve iş getirmenin kaçınılmaz olduğu akademik çalışmalar için de sisteme erişim büyük kolaylık sağlıyor. Ayrıca, mesafeleri yok eden teknolojik çözümlerden telekonferanslar sayesinde yurtdışından kişilerle ortak projeler yürütülebiliyor ya da uluslararası indekslerde yer alan yayınlar tüm bilim dünyasının erişimine sunuluyor.
Hasta dosyalarının artık tamamen bilgisayar sisteminde olması da düzenli kayıt tutulması durumunda büyük kolaylık sağlamakla beraber, bir modern toplum klasiği olan “sistem arızası” olması durumunda her şeyi felç ediyor. Bu arada, hastalar “zaten siz bilgisayarda görüyorsunuzdur” şeklinde varsayımda bulunsalar da, tüm ülkedeki tüm hastanelerin tüm verilerinin toplandığı bir sistem henüz yok. Ayrıca, hastaların “kırmızı hap ya da yeşilli sarılı kutulu” diye tarif ettikleri ilaçların ismini bulmamıza yardımcı olabilecek görsel hafıza çipimiz de henüz yok. Maalesef hekimlerin sürümü hâlâ homosapiens 1.1. Ama belli mi olur, malum tıp çok ilerledi…

Teknolojide tezatlıklar ve metrobüsler

Tıbbi uygulamaların cihazlara bağlı hale gelmesinin, tıbbı aynı zamanda söz konusu cihazlarda yetkin kişilere de bağlı hale getirmesi ise garip bir şekilde başka bir kısır döngü oluşturuyor. Bu durum, hekimin özel piyasalardaki değeri açısından da belirleyici oluyor.

Başka bir tezatlık işe, bahsettiğim tüm teknolojik gelişmelere rağmen başka bir kulvarda popülaritesi artan doğal yaşam tüyoları. Bundan 90 yıl önce televizyonun keşfinden yola çıkarak, uzay araçlarımızda seyahat edeceğimiz ya da yemek kapsüllerinden besin ihtiyacımızı gidereceğimiz bir gelecek bekleniyordu. Bir nevi astral seyahat imkanı sağlayan metrobüsler beklentileri bir ölçüde karşılarken, beslenme anlamında ise eskiye dönüş yaşanıyor. “Yıl olmuş 2018, biz hala bağırsak mikropları ve turşu konuşuyoruz” derken buluyoruz kendimizi bir yandan cep telefonlarımızdan kefir tariflerine bakarken. İş işten geçip hastalıklar oraya çıktıktan sonra sonuç odaklı işlev gösterdiği iddia edilen konvansiyonel tıbbın karşısında, neden odaklı olduğu savunulan fonksiyonel tıp kendini gösteriyor.

Nihai görüşüm, robotlar ve bilgisayarlar kontrolü tamamen ele geçirene kadar, çok spesifik alanlarda uzmanlaşsalar dahi kişiyi, bireysel olarak ama bütüncül bir yaklaşımla ele alan hekimlere hâlâ ihtiyaç olduğu yönünde. Bilinçli ve sağduyulu hastalara da keza öyle. Hoş, belki de genetik düzenlemeler sonucu tüm hastalıklardan muaf bir ırk gelecek olursa belki hastanelere bile ihtiyaç kalmayabilir. Ya da artık acıkılmayacağından ötürü yemek pişirmek ve turşu kurmak tarihe karışabilir… Ama son insan bükücülerden metrobüslerin daha iyi bir alternatifi bulunamayacağından varlığını koruyacağından emin gibiyim…