Kategori: Görüş

Reklamın cinsiyeti mi olur?

Özlem Gökçe, gokce_ozlem@hotmail.com

ReklaminCinsiyetiMiOlur
Çizim: Elif Mercan

Ürün veya hizmet pazarlama stratejilerinden olan reklamlar hayatımızın her alanında kendini gösteriyor. Kah kent sokaklarında yürürken karşımıza çıkan bir panoda kah en sevdiğimiz diziyi izlerken birden gözümüzün önünde beliren bir televizyon reklamında gün içinde sık sık tanıtıcı görsellere maruz kalıyoruz. Tüketici olarak belli bir ürün için özel hazırlanmış görsele bakarken ya da filmini izlerken çoğu zaman farkında olmadan ürünün ilişkilendirildiği tüketici grubuyla ilgili yeni bir algıya sahip olabiliyoruz ya da var olan algımız pekişiyor. Son yıllarda kendisine internet gibi önemli bir rakip edinse de özellikle televizyon reklamları hala kadın erkek rolleri açısından önemli ipuçları sunmakta.

Senin fıstığın değilim

Aslı Altınışık, aca04@mail.aub.edu

Şeker sevgisi ve toleransı yüksek biri olarak Lübnan tatlılarını çok ortalama buluyorum. İsimlerinin çoğu bizim tatlılarımızla aynı olmakla birlikte tatları pek vasat geliyor muhallebinin, baklavanın ve künefenin. Çok denedim, çok hüsrana uğradım. Neyse ki sonunda midemi mutlu eden bir istisna buldum, o da “mamul bil aşta,” yani irmik katmanları arası krema tatlısı.

gorsel1
Kaynak: “Maamoul Mad Bil Kashta” Youtube videosu

Bir Netflix yorumu: Çav Bella mı distopya mı?

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Gorsel2_veysel

Dijital dönüşüm ve hizmet sektörünün dijitalleşmesi son yıllarda en konuşulan konulardan biri haline geldi, öyle ki artık hayatımızın çok büyük bir bölümü ya akıllı telefonlara indirdiğimiz ya da bilgisayarlarda kullandığımız uygulama ve hizmetlerde geçiyor. Küresel uygulama (app) ekonomisinin 2021 yılında 6.3 trilyon dolar üzerinde bir değeri ve 3.4 milyar kullanıcı sayısını yakalaması bekleniyor [1]. Bu beklentinin ardında istenen hizmete ya da içeriğe kolay, hızlı ve düşük maliyetle erişebilme avantajı yatıyor. Düşük ücretler ödeyerek anında istediğiniz şarkıları istediğiniz kadar dinleyebiliyorsunuz, hemen hemen istediğiniz içeriği uzun süre aramadan bulabiliyorsunuz ya da bu içeriklere filmcehennemihdhadiizlesene.com gibi yüzlerce sayfada karşılaştığınız ve istenmeyen reklamlara maruz kalmadan ulaşabiliyorsunuz. Özellikle İngilizce’de binge-watching olarak geçen dizileri peş peşe izlemeyi çok seven biri olarak çıktığı andan itibaren Netflix de benim en sevdiğim ve kullandığım uygulamalardan bir tanesi oldu.

Hâkim kozmolojinin iflası

Çağdaş Dedeoğlu, ataydede@gmail.com

 

deda_NisanMayıs
Çizim: Elif Mercan

 

İnsan, doğayı durmaksızın dönüştürüyor. 1960’lardan bu yana, söz konusu dönüşümün ekosistemler üzerindeki yok edici etkisini önlemeye yönelik kitaplar, makaleler yazılıyor, uluslararası çapta oluşumlara gidiliyor, anlaşmalar yapılıyor. Tüm bunların öncelikle ekonomiye odaklanması ise tesadüf değil. Ne de olsa endüstriyel kapitalizm, oyunun kurallarını ziyadesiyle değiştirdi. Bu nedenle, ideolojik mücadelenin, ekonomik büyüme yanlıları ile, dünyamızın büyüme fetişini daha fazla göğüsleyemeyeceği fikriyle birlikte, ekonomik büyümenin gerek ekolojik gerekse sosyo-ekonomik adaletsizliği beraberinde getirdiğini savunanlar arasında devam ettiğini söylemek mümkün. Pratikte tarafları sınıflandırmak bu kadar kolay olmasa da, ekolojik sorunların kaynağını hakim ekonomik modelde görenler çoğunlukta. Bense bu yazıda meselenin başka bir boyutuna işaret etmek istiyorum; ekonomik modelin de içinden çıktığına inandığım bir boyuta. Bunu, kısaca, dinsel boyut olarak ifade etmeyi tercih ediyorum. Burada, peşinen belirtmem gerekir ki, din kavramını farklı ve biraz da geniş bir tanım çerçevesinde kullanacağım. Bu temelde, izleyen satırlarda, bugün karşı karşıya olduğumuz ekolojik sorunların, yüzyıllardır toplumlara yerleşmiş hakim kozmolojiden (evren hakkındaki görüşlerden) kaynaklanabileceğini göstermeyi umuyorum.

Kırılma noktasındaki dünya

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

kirilmanoktasindakidunya web
Çizim: Pınar Dönmez

Dünyada bir şeyler oluyor.

Ukrayna parçalanmış. Suriye yıllardır kan kaybediyor. Irak, Afganistan belini doğrultamıyor. Libya allak bullak. Macaristan’ın hayalperest lideri her şeyi komplo teorilerine bağlıyor. Avusturya’da aşırı sağ bir irin gibi akıp her yeri kaplıyor. Polonya hukuktan kopuk bir yere kayıyor. İtalya’nın borcu arşı geçmiş. Yunanistan’da gençler baba ocağına geri taşınmış, bulurlarsa üç kuruş maaş ile yiyecek peşinde. Venezüela karman çorman olmuş. Kuzey Kore’nin saçı berber görmemiş bıçkını füze üstüne füze sallamakla meşgul. Amerika ekonomisi yıllardır bıçak sırtında, FED ağzını her açtığında piyasalar sallanıyor. İngiltere, adına Brexit denen dümeni kırık bir sandala binmiş, oradan oraya savruluyor. Katalonya’sı İspanya’ya rest çekmiş; İran halkı isyan rüzgarlarında. Türkiye zor bir dönemden geçerken sınırındaki savaşa müdahil olmuş. Afrika’ya diyecek laf bile yok. Öyle ya da böyle dünya son birkaç yıldır fokur fokur kaynıyor.

Kalabalıkların ortaklığı: lüks tüketim

Özge Taylan, taylan.ozge@gmail.com

ozgetaylan_lukstuketim
Çizim: Elif Mercan

Tüketim ve tüketici davranışı, antropolojiden sinirbilime kadar birçok bilim dalının inceleme konusu olagelmiştir. Gerçekten de, tüketim hakkında okudukça aklınıza birçok soru geliyor ve hepsi eklektik: Neden aynı kalitedeki bir mal için sırf marka olduğu gerekçesiyle yüklü miktarda ödeme yaparız? Bunun için neden borçlanmayı göze alırız? Lüks tüketim tam olarak nerede yer alıyor? Bunlardan vazgeçsek bile, karşı bir argümanımız, eylemimiz var mıdır, ya da nasıl olmalıdır ne olmalıdır?

Kapitalizm ve mekanın konotatif anlamı: mekan, beden ve yabancılaşma

Beril Açıkgöz, berilacikgoz@gmail.com

Beril_gorsel
Görsel: Beril Açıkgöz

Mekan, üzerine çok şey yazılıp çizilen bir kavram. Peki nedir bu mekan? Bundan on beş-yirmi yıl önce bu soruyu sormuş olsaydık alacağımız yanıt uzay, kozmik mesafeler veya matematik biliminin tanımladığı gibi Kartezyen mekan, Öklitçi mekan, sonlu mekanlar veya fizik biliminin ilgi alanı olarak belli soyutlamalara dair bir tanım olurdu. Dil bir gösteren olarak, mekanın belirli bir kullanımına dair, bir pratiğe karşılık gelecek kodlar üretir. Aslında bu sayede mekan zihnimizde daha somut bir şeyler çağrıştırabilir: Örneğin tiyatro, oturma odası, semt pazarı vb. Mekan kelimesinin anlamına bakacak olursak, TDK’nın tanımına göre mekan: (1) (isim) yer, bulunulan yer; (2) ev, yurt; (3) (gök bilimi) uzay. Nişanyan sözlükte ise mekan kelimesinin etimolojik olarak Arapça kevn kökünden geldiği yazmaktadır: Arapça kwn kökünden gelen makān مكان “varoluş, var olunan yer, konum” sözcüğünden alıntıdır. Sözcük Arapça kāna كون “var idi” fiilinin mafal veznine karşılık gelir; Arapçada “varolma” anlamını üstlenmiş olan kwn kökü, diğer Sami dillerinde “(bir yerde) durmak” ve “(ayakta) durmak” anlamlarını taşımaktadır.

Eşitsizliğin evrensel dili: Kaygılar

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

nihan cmyk2
Çizim: Pınar Dönmez

Ekonomik büyüme için kullanılan ölçütler ve büyümenin nasıl yorumlanması gerektiği hakkındaki tartışmalar 2008 sonrası dönemde daha da hareketlendi. Hatta nasıl büyüyoruz, kimler bu büyümeden faydalanıyor, kalkınma politikaları ne kadar kapsayıcı gibi ülkeler ve bölgeler ölçeklerindeki sorular, kişisel sorgulara evrildi. Ne tüketiyoruz, ne istiyoruz, neye ihtiyacımız var, neye sahibiz, neye sahip olmak istiyoruz ve neden? Modern dünyanın bu müthiş önem taşıyan tartışmaları her zamankinden daha değerli; zira günlük hayatın kaygılarını doğrudan var eden eşitsizlik eğilimleri gittikçe daha belirginleşti.

“Korku bilgidir, onu yoksaymayın”

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

aylin yazi gorseli
Üst kapağında “korku bilgidir, onu yoksaymayın” yazan bir kuru üzüm kutusu fotoğrafı.

 

Birini beklerken vakit öldürmek için kitapçılarda boş boş gezinirken ilk olarak “inceleme” başlıklı raflara yöneliyorum. Bu raflarda onlarca, hatta yüzlerce yıldır ulusal/küresel kamuoyundan özenle saklanmış çeşitli hakikatlere açılan aydınlık bir geçit, KDV dahil aşağı yukarı 14,99 TL karşılığında aralanabilen bir sır perdesi oluyor. Güncel siyasete yön veren Tapınak Şövalyeleri’nin sıralı tam listesini, aramızda kamufle halde yaşayan uzaylıların kaç tanesinin Müslüman olduğunu veya Atatürk’ün hiç bilinmeyen sürpriz kimliğini bu rafların açtığı ayrıcalıklı portal sayesinde öğrenebiliyor, hakikate uzanan meşakkatli yolda gafil dostlarınıza tur bindirmenin haklı gururunu yaşayabiliyorsunuz. Bu rafların olmazsa olmazlarından, -biraz da abartarak parodisini yaptığım- komplo teorisi içerikli bu kitapları ben de hayli komik buluyor ve vakit geçsin, eğleneyim falan diye inceliyorum, evet; ama bu yazıyı da aslında bu kitapları yermek, onlarla dalga geçmek için yazmıyorum. Aksine, kulağa ne kadar akıldışı gelirlerse gelsinler, çoğu zaman korku ve güvensizlik hislerinin ürünü olarak hayatımıza katılan komplo teorilerine neden gülüp geçilmemesi gerektiğini özetlemeye çalışmak istiyorum.

Güvenliğin bedeli

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

 

GuvenliginBedeli cmyk
Çizim: Elif Mercan

 

Yan Yol takipçileri ve de/da fanzin okurları bileceklerdir, toplu taşıma ve güvenlik üzerine araştırmalarımı son zamanlarda daha da yoğunlaştırdım. Irmak da geçenlerde benimle the Guardian’da yayımlanan “Paying to Stay Safe: Why Women Don’t Walk As Much As Men” başlıklı makaleyi paylaştı. Bu makalede Talia Shadwell, Stanford Üniversitesi’nde hareketlilik eşitsizliği üzerine yapılan araştırma dizisinin bulgularını derlemiş. Tim Althoff, Rok Sosic ve Jennifer Hicks’in öncülüğünde araştırmalarını yürüten ekibin bulgularına göre, kadınların erkeklere göre daha az adım attığını ortaya koymuş. İlk akla gelen muhtemel sebeplerin (tembellik, fiziksel farklılık vs.) aksine bu durumun kişisel güvenlik ve güvenlik kaygılarından ortaya çıktığını belirtiyorlar.