Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

nihan cmyk2
Çizim: Pınar Dönmez

Ekonomik büyüme için kullanılan ölçütler ve büyümenin nasıl yorumlanması gerektiği hakkındaki tartışmalar 2008 sonrası dönemde daha da hareketlendi. Hatta nasıl büyüyoruz, kimler bu büyümeden faydalanıyor, kalkınma politikaları ne kadar kapsayıcı gibi ülkeler ve bölgeler ölçeklerindeki sorular, kişisel sorgulara evrildi. Ne tüketiyoruz, ne istiyoruz, neye ihtiyacımız var, neye sahibiz, neye sahip olmak istiyoruz ve neden? Modern dünyanın bu müthiş önem taşıyan tartışmaları her zamankinden daha değerli; zira günlük hayatın kaygılarını doğrudan var eden eşitsizlik eğilimleri gittikçe daha belirginleşti.

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

aylin yazi gorseli
Üst kapağında “korku bilgidir, onu yoksaymayın” yazan bir kuru üzüm kutusu fotoğrafı.

 

Birini beklerken vakit öldürmek için kitapçılarda boş boş gezinirken ilk olarak “inceleme” başlıklı raflara yöneliyorum. Bu raflarda onlarca, hatta yüzlerce yıldır ulusal/küresel kamuoyundan özenle saklanmış çeşitli hakikatlere açılan aydınlık bir geçit, KDV dahil aşağı yukarı 14,99 TL karşılığında aralanabilen bir sır perdesi oluyor. Güncel siyasete yön veren Tapınak Şövalyeleri’nin sıralı tam listesini, aramızda kamufle halde yaşayan uzaylıların kaç tanesinin Müslüman olduğunu veya Atatürk’ün hiç bilinmeyen sürpriz kimliğini bu rafların açtığı ayrıcalıklı portal sayesinde öğrenebiliyor, hakikate uzanan meşakkatli yolda gafil dostlarınıza tur bindirmenin haklı gururunu yaşayabiliyorsunuz. Bu rafların olmazsa olmazlarından, -biraz da abartarak parodisini yaptığım- komplo teorisi içerikli bu kitapları ben de hayli komik buluyor ve vakit geçsin, eğleneyim falan diye inceliyorum, evet; ama bu yazıyı da aslında bu kitapları yermek, onlarla dalga geçmek için yazmıyorum. Aksine, kulağa ne kadar akıldışı gelirlerse gelsinler, çoğu zaman korku ve güvensizlik hislerinin ürünü olarak hayatımıza katılan komplo teorilerine neden gülüp geçilmemesi gerektiğini özetlemeye çalışmak istiyorum.

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

 

GuvenliginBedeli cmyk
Çizim: Elif Mercan

 

Yan Yol takipçileri ve de/da fanzin okurları bileceklerdir, toplu taşıma ve güvenlik üzerine araştırmalarımı son zamanlarda daha da yoğunlaştırdım. Irmak da geçenlerde benimle the Guardian’da yayımlanan “Paying to Stay Safe: Why Women Don’t Walk As Much As Men” başlıklı makaleyi paylaştı. Bu makalede Talia Shadwell, Stanford Üniversitesi’nde hareketlilik eşitsizliği üzerine yapılan araştırma dizisinin bulgularını derlemiş. Tim Althoff, Rok Sosic ve Jennifer Hicks’in öncülüğünde araştırmalarını yürüten ekibin bulgularına göre, kadınların erkeklere göre daha az adım attığını ortaya koymuş. İlk akla gelen muhtemel sebeplerin (tembellik, fiziksel farklılık vs.) aksine bu durumun kişisel güvenlik ve güvenlik kaygılarından ortaya çıktığını belirtiyorlar.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Önceki sayfalarda gördüğünüz anketin sorularını hazırlarken, bir kaygı kaynağı olarak seçeneklerden birine “hukuksuzluk” yazdım ama tam olarak ne demek istediğimi de açıklama gereği hissettim. Hukuksuzluk ne demektir? Haksızlık nasıl tecelli eder? Parantez içinde, bence çok açıklayıcı olan şu tanımı yazdım: Hukuksuzluk haksız yere suçlanmak ve suçluların cezasız kalmasıydı. Bu yazıda, suçluların cezasız kaldığını (ya da korunmadığı için göz göre göre öldürülen kadınları, çocukları) gördüğümüzde neler hissettiğimizi ve güvensizlik duygusuyla baş etmek için başvurduğumuz yolları anlatmaya çalışacağım.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Facebook’ta Araştıran Anneler grubu üyesi annelere, günlük hayattaki korku ve kaygılarının annelikle birlikte nasıl değiştiğini ve yeni kaygılarıyla baş etmek için ne yaptıklarını sorduk. İşte aldığımız yanıtlar:

Arzu Boynukısa Soyalp
Ben eskiden kendime bir şey olmasından korkmazdım, yani hasta olsam, kaza yapsam hatta ölsem bile çok sorun değildi benim için. Ama şimdi canım çok kıymetli, bana bir şey olursa kızım ne olur diye bir kaygım oluştu anne olduktan sonra.

Elif Mercan, sanemelifmercan@gmail.com

KesKazan_KoruKazan_ElifMercan
Çizim: Elif Mercan

“Özellikle son iki yüzyılda insanlık doğanın dengesini kısa vadeli çıkarları için, öldüresiye bozdu. Türkiye’de bu iş son 50-60 yılda yapıldı. Geleceklerini düşünen gelişmiş ülkeler yaptıkları yanlışın ayrımına varıp, doğalarını yeniden büyük ölçüde kazandılar. Bu arada yeniden kazanılamayacak kayıplar da oldu,” (1) der Necati Güvenç Mamıkoğlu kitabında. Yakın aralıklarla tazelenen doğa katliamları sonrasında benzer minvalde cümlelere yazılı medyada da rastlayan bizlerin ağaç katliamlarına verdiği tepki, halihazırda bekleyen kızgınlığımızla birleşince kabarıp taşıyor. Meselenin karşı muhatabı sermayenin akıtıldığı havuzunda sabah akşam yüzüyor, bunu biliyoruz. Peki koruma hareketimizin temelinde, birilerinin katliamlardan kârlı çıkıyor oluşu mu, ağaçlandırmanın önemini biliyor oluşumuz mu, yoksa ağaca duyduğumuz koşulsuz sevgi mi var?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Bu yaz, çok uzun zaman sonra gerçek bir tatil yapabildim. İşler ve güçler kenarda bekledi; ben uyudum, düşündüm, okudum, yürüdüm, ailemle vakit geçirdim. İnsan beyninin diğer tüm meşguliyetlerini (tümünü olmasa da, en azından yoğun meşguliyetlerini) kenara bıraktığında okuduklarından daha fazlasını alabiliyormuş meğer. Sadece kendi kendime okumakla da kalmadım; bazen anneme, bazen kuzenime sesli okudum; sonra okuduklarımın düşündürdüklerini anlattım, tartıştık bazen, bazen yeni bilgilere vakıf olduk ailecek. Onca okuma seansından sonra ise, benim için bu yaza damgasını Christopher Chabris ve Daniel Simons tarafından kaleme alınan kitap vurdu.