Çağrışım

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Processed with VSCO with fr4 preset
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş hâlde bulan Gregor Samsa’nın hikâyesini okuduğumda çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Gregor Samsa normal bir insan formunda iken bir sabah kendini böcek formuna dönüşmüş hâlde buluyordu ve bu, vurucu bir dönüşümdü. Fakat hâlihazırda zaten ucube gibi bir şehir olan, hatta şehir müsveddesi denilebilecek kadar plansız yapılaşma ve betonlaşma mağduru İstanbul; bir sabah uyansa daha çirkin ve garip neye dönüşebilirdi ki? Aklıma Mel Gibson’ın oynadığı Mad Max serisindeki etrafı tahtalarla çevrili o küçük yerleşim yerleri geliyor bir tek.

Kentsel dönüşüm lügatini irdelediğimde karşıma çıkan kavramlar ve kelimeler de ayrıca enteresan.

Burada birkaçını ele almam gerekirse;

Hafriyat: Dil bilgisi ile ilgili gibi ama ufaktan bakliyat tınısı da var. Kirazların sapını atmayıp, kaynatıp içince bünyeye iyi gelmesi durumuna benzer şekilde, yıkılan binaların hafriyatlarını da atmayıp ve kentsel dönüşüme iyi gelecek formata sokup değerlendirebiliyor muyuz? Neden olmasın?

Kat Karşılığı: Bu tabirde de şirret bir taraf var sanki, ha? Ama “katkar şıllığı” şeklinde okuyarak vurgulayacaksınız ve bu şekilde dikkate alacaksınız. Doğu Bloğu ülkelerinin birinde doğmuş ve evkaf memuru Refik Bey ile eşi Saliha Hanım’ın otuz iki yıllık evliliğini yıkmış bir kadının adı gibi… Neticede kat karşılığı inşaat anlaşmasının da yıktığı yuvalar vardır. Hem gerçek hem de mecazi anlamda.

İmar: Ömer Seyfettin’in çocuk yaşta okuduğum ve içimi parçalayan “Kaşağı” isimli eserine uzanan bir çağrışım silsilesi oluşuveriyor dimağımda. İmar–Tımar–Köyler–Çiftlikler–Atlar–Kaşağı–Ömer Seyfettin şeklinde.

Rant: Amerika’daki McCarthy döneminde gösterdiği takdire şayan şakıma performansı ve uçlarda gezinen fikirleri ile benim şahsen sevmediğim ve kitaplarını Sinan Çetin’in elinde gördükten sonra asla okumamaya karar verdiğim yazar Ayn Rand geliyor aklıma. Tiksinme duygum da iyice kabarıyor hâliyle bu kelimeyi duyduğumda.

Gecekondu: Ömer Lütfi Akad’ın “Göç” üçlemesindeki, her biri birbirinden güzel “Gelin”, “Düğün” ve “Diyet” isimli filmleri geliyor aklıma. Doğup büyüdükleri topraklardan kente göç edip kentte tutunmaya çalışan insanların kendilerine has şehir ve bölge planlamalarına popülist nedenlerle müsaade eden Devlet’in ortaya çıkardığı bir yapı biçimi.

Site: Kapısındaki güvenlik elemanlarından birinin memleketi olan Kayseri’den gönderilen ve uzun bir gece nöbeti esnasında güvenlik kulübesinin hemen yanındaki piknik tüpünde demlediği çay ile birlikte midesine indirdiği “Kete” denilen yağlı, mayalı veya mayasız hamurdan çöreği istiyor canım bu kelimeyi duyduğumda.

Banliyö: Bu kelimeyi her duyduğumda ise aklıma önce Matthieu Kassovitz’in “La Haine” isimli filmi gelir. O filmde çok güzel bir anekdot anlatılır. Anekdot şöyledir;
– Hey Vince! Elli katlı bir binadan düşen adamın hikâyesini biliyor musun?
– …
– Her katta kendini rahatlatmak için kendine şunu demiş: “Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda.”
Ve yine aynı filmde denildiği gibi; “Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır!”

Metropol: Alman dışa vurumcu akımın en önemli örneklerinden, 1925 tarihli bir Fritz Lang şaheseri olan bilim kurgu filmi Metropolis’teki insan işçilerden kurtulmak için bir bilim adamı tarafından geliştirilen makine işçinin, Fikirtepe durağından metrobüse binerek işine gittiğini hayal edin bir dahaki sefere bu kelimeyi duyduğunuzda.

Rezidans: Calgon’un o meşhur reklamındaki üzeri kireç kaplanmış rezistans var ya… İşte o rezistansı size temizletip yepyeni hâlini de zenginlere veriyorlar. Çünkü sizin o temizlenmiş ve bakımlı rezistansı alacak paranız yok. Elinize temizlik hizmeti bedelini tutuşturup sizi şehrin dışına s*ktir ediyorlar. Rezidans sizin neyinize lan fakirler?

Reklamlar