Geçmişten geleceğe kentlerimiz

Yılmaz Şerif, grupalbatros@gmail.com

mersin
Mersin Ulu Cami ve Gümrük Meydanı, 1970’ler

1952 yılında babamın memuriyeti nedeniyle Adana’dan Mersin’e göç ettiğimizi çok net bir biçimde hatırlıyorum. Adana’dan taşınma esnasında yollarda gördüğüm portakal, limon ve diğer meyve ağaçları eşliğinde Mersin Bahçe Mahallesi’ndeki evimize yerleşmemiz bir günümüzü almıştı.

Hepimiz mutlu idik. Babam Mersin Limanı’nda Tahmil Tahliye kısmında göreve başladıktan sonra yavaş yavaş şehri tanımaya başladım. Çocukluğumdan kalan izlenimlerim şunlardı; sessiz sakin, her insanın işinde gücünde olduğu, dinlerin ve dillerin bir arada kardeşçe ve dostça yaşadığı bir kentti Mersin.

Temiz ve bol çeşit balığın yer aldığı denizin kıyısında eski Alman iskelelerinin bol olduğu kumsalda balıkçılar tekneleriyle denize açılıp denizin bereketinden fazlasıyla faydalanırdı. Mahalleden edindiğim arkadaşlarla iskelelerin olduğu kıyılarda fazla açılmadan yüzerdik. Liman henüz yapılmadığı için Gümrük Meydanı denilen yerde uzun burunlu kamyonlar gemilerden gelen yükleri mavnalar vasıtasıyla alıp götürürlerdi. O yıllarda Gümrük Meydanı esnafların bol olduğu, Ulu Cami, Dünya Güreş Şampiyonu Mersinli Ahmet’in kahvesi ve Çukurova İdman Yurdu binasının yer aldığı bir alışveriş alanıydı.

Mersin o yıllarda şarkılara ve şiirlere ilham kaynağı, narenciyesi bol, sade, natürel bir kent görünümündeydi. Tahsil hayatıma devam edemeyeceğimi anladığım yıllarda evi terk edip Akşehir’e, oradan İstanbul’a ve Antalya’ya geçip oralarda çalışmaya başladım. Askerlik görevimi bitirdikten sonra Mersin’e aile evine döndüm. Oyuncu olmak istiyordum. Bu konuda annemle babamı ikna edip İstanbul’a hareket ettim. Yeşilçam’a merhaba dedikten sonra ufak rollerde Yılmaz Bora olarak yer aldım. İlerleyen zamanlarda Yılmaz Şerif olarak başrol ve yan rollerde siyah beyaz ve renkli filmlerde boy gösterdim.

yilmaz serif_1

80’li yılların sonunda Mersin’e döndüğümde çocukluğumdaki şehir gitmiş yerine modern binaların, yolların, parkların olduğu bir kent gelmişti. Nüfusuyla Büyükşehir olmaya aday bir kent statüsüne kavuşmuştu. İşte şimdi benim hayatım da Mersin gibi değişime uğruyordu.

Bir İstanbul seyahatimde Mersin Belediye başkanı Kaya Mutlu ile tesadüfen tanışmamla kendimi Mersin Belediyesi’nde bulmam bir oldu.

Başkanımın inisiyatifiyle Tiyatro Müdürü ve Kültür Müdür Muavini gibi görevler üstlendim. Nihayetinde sanata ve sanatçıya düşkün Başkanımın dileği doğrultusunda Büyük Sahne Müdürlüğü ve 1994 yılında Büyükşehir Belediyesi olması nedeniyle Yenişehir, Akdeniz ve Toroslar adı altında alt birim belediyeleri kuruldu. Yenişehir Belediye Başkanlığına seçilen Adnan Özçelik beni de Basın Yayın Müdürü olarak ekibine dahil etti. 1991 yılında başladığım göreve 2003 yılına kadar devam ettim. Emekli olduktan sonra ilk aşkım dediğim oyunculuğa Tümay Özokur Ajansına bağlı olarak devam ediyorum.

Gezdiğim ve gördüğüm şehirlerde ilk planda kentin dokusuna dikkat ediyordum. Edindiğim izlenim sonucu maalesef çarpık yapılaşmanın kent dokusunu bozduğunu gördüm.Aslında belediye imar planları doğrultusunda kentin genel yapısını bozmadan yeni imar planlarıyla düzenli çalışmalar yapılabilir.

Paris yıllardır görmek istediğim Avrupa’nın en önemli başkentlerinden birisi. Filmlerde izlediğim kadarıyla kent dokusunu bozmadan günümüze kadar getirebilmiş olması beni hep etkilemiştir. 1994 yılında Paris şehriyle tanışmak nasip oldu.Gezdiğim gördüğüm her yerde eski yüzyıllardan kalma meydanlar, alanlar, heykeller, binalar ve saraylar yüzyıllar geçmesine rağmen temizliği ve görünümüyle beni büyüledi. Bu durumu araştırıp sorduğumda ise Yeni Paris’in farklı bir bölgede, binaları ve meydanlarıyla tekrar inşa edildiğini öğrendim. Sarayların ve çevresinin temiz ve bakımlı olması benim sanki o dönemde yaşıyormuşum hissine kapılmama sebep oldu.Bu tarihsel dokuya dokunulmaması turizm yönünden kente büyük gelir getirmesine sebep oluyor. Ülkemizde geçmiş medeniyetlerin yer altı ve yer üstünde çok yoğun izleri var, ama ne yazık ki sahip çıkıp o değerleri koruyamamışız.

Kentlerimizde ulusal boyutta festivaller düzenlense ve bu festivaller ilerleyen zamanlarda uluslararası olsa kentlerimiz geçmişimizle birlikte tanınır. Turizm açısından bir gelir kaynağı olur.

Örneğin Mersin’de Altın Dalga veya Altın Limon kısa film festivalleri düzenlense, Mersin Üniversitesi Radyo Televizyon öğrencileri veya bu işe meraklı gençler katılsa, şehrimizde bulunan tarihi turistik ören yerleri tanıtılmış olur. Geçmiş medeniyetlerin izlerini taşıyan her kent turist çekerek ülkeye döviz getirir.

Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili.Bu durum ülkemizde balık çeşidinin çok olmasına sebep oluyordu. Ne yazık ki günümüzde denize akıtılan sanayi atıkları, denizlerimizi kirletmektedir. Dolayısıyla balık çeşitlerimizin ve denize girebileceğimiz yerlerin azalması bazı önlemlerin acilen alınmasını gerektiriyor. Örneğin Deniz Zabıtası’nın belediyeler tarafından kurulması. Kıyı boyunca denetimler sayesinde gemilerden veya binalardan gelen zararlı atıklara cezalar keserek caydırıcı önlemler alınabilir.
Şimdi önümüzde yerel seçimler var. Belediye başkanları ve başkanlığa aday olan insanlara, bu kentte yaşayan bir birey olarak önerilerim olacaktır.

Bir kenti yönetmek çok zor.

Beş yıl boyunca yapılacak hizmetler kent insanını mutlu ederse tekrar seçilme imkanı doğar. Başkanlarımızın yatırımı kentle birlikte o kentte yaşayan insanlara da fayda sağlamalıdır. Havası-suyu temiz, görsel kirliliği, ses kirliliği, gürültü kirliliği, toprak kirliliği olmayan kentlerde yaşamak her seçmenin hakkıdır. Bu nedenle belediye başkanlarımız yapılan hizmetlerin halk için olduğunu unutmamalıdır.

Radikal karar ve reformlarla yapılacak olan hizmetler başlangıçta yorucu olsa da, halkın hoşnut kalmasıyla birlikte bu yorgunluk başkanlar için mutluluğa dönüşecektir.
Belediye Başkanlarının hayalinde Örnek Şehir yaratma düşüncesi vardır. Kentlerimiz kurtarmanın yolu da budur yoksa ‘Kentlerimiz neye dönüşüyor’’ diye sorar dururuz. Burada önemli olan nüfus artışı ve göçün her daim hesaplanması ve kontrol altında tutulmasıdır. Hiçbir kent küçülmez aksine her daim genişler. Yeni şehirler inşa edemeyeceğimize göre eldeki şehirlerimizi göç alacak şekilde planlamamız bize o kentte yaşam alanı sağlar.

Yeni seçilecek belediye başkanlarımıza ve görevine devam eden başkanlarımıza ‘’kentlerimiz neye dönüşüyor?’’ diye sormalarını ve bu kentleri örnek şehirlere dönüştürme düşüncesiyle hareket etmelerini öneriyorum.

“Belediye çalışmalarında halkın yüzü gülüyorsa hedefe varılmıştır.”

Reklamlar