Kategori: Kitap

Doppler olamayışlarımızın hikayesi

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

 

doppler_kitap_elestiri
Çizim: Elif Mercan

 

“İnsanların sorunu şu: Bir alanı doldurduktan sonra, artık insan diğerlerini görüyor, alanı değil. Büyük ve ıssız araziler, içlerinde bir ya da birkaç insan barındırıyorsa, büyük ve ıssız olmaktan çıkıyor. Bakışların neye dokunacağını insanlar tanımlıyor. İnsanların bakışları neredeyse her zaman diğerlerinin üzerinde. Böylelikle bu dünyada insanların, insan olmayanlardan daha önemli olduğu yanılsaması yaratılıyor. Irzına geçilmiş bir yanılsama. Belki de geyikler önemlidir? Belki en iyisini siz biliyorsunuzdur ama çok sabırlısınız. Tabii bazı şüphelerim var, kim bilir? Ama yine de insanlar olamaz. Buna inanmayı reddediyorum,” diyorum Bongo’ya.

Kıymetli şeylerin tanzimi

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Geri kafalı mıyım bilmiyorum ama edebiyattan en çok zevk aldığım zamanlar, gerçek hayatta yaşadığım ama dışardan bakıp adını koymadığım duygularla, durumlarla bir kitabın sayfalarında karşılaştığım zamanlar oluyor. Yazar bir karakterin neden öyle davrandığını, ne hissettiğini, neden öyle hissettiğini öyle güzel analiz ediyor, öyle güzel tarif ediyor ki, “oha,” diyorum, “evet tam da böyle oluyor!”

Bir kitap, bir film, birçok Miles Davis

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

miles_ahead_poster-print

Sıradanlaşan popüler müzik ve film piyasasından sıkılmışken, caz müziğinin kült isimlerinden Miles Davis’i, doğumunun 90. yılında, biyografik film “Miles Ahead” aracılığı ile anmak nasıl da güzel oldu! Davis’i canlandıran ve aynı zamanda yönetmen koltuğundaki Don Cheadle, film için yıllarca hem trompet çalışarak, hem de Miles Davis’i inceleyerek çok başarılı bir performans sergilemiş. Filmin yarı-kurgusal olması ve Davis’in müzik kariyerine ara verip, türlü sorunlarıyla inzivaya çekildiği bir dönemi yansıtıyor olması ise pek çok eleştirinin hedefi olmuş. Miles Davis’in otobiyografik romanında da bu döneme çok kısa değinilmektedir.

Adını 1957 yılında çıkan albümden alan Miles Ahead, Rolling Stones dergisi için çarpıcı bir röportaj yapmak amacıyla Davis’in dünyasına zorla girmeye çalışan bir muhabir (Ewan McGregor) ile Davis’in kısa bir süredeki aksiyon dolu maceralarını aktarıyor. Yolları plak şirketlerinden, gangsterlere ve uyuşturucu satıcılarına kadar uzanıyor. Flashback’ler ile Davis’in müziğinden ve duygusal geçmişinden anılara da sık geçişler yapılıp usulca tekrar mevcut zamana bağlanılıyor. Miles Davis için bir sahnede bir araya gelen Esperalda Spalding ve Herbie Hancock gibi isimlerin canlı performansını film aracılığıyla izlemek ve dinlemek bile büyük bir keyif. Diğer yandan; Miles Davis’i, 1945 sonrası Amerika’yı, cazın en parlak dönemlerini, birlikte çalıştığı müzisyenleri, dahil olduğu müzik gruplarını birinci ağızdan dinlemek ve tanımak için Davis’in otobiyografik romanını şiddetle tavsiye ederim. Miles Davis, sıradışı karakteri ve müziğiyle yakından tanınmayı hak etmektedir.

Ne güzel komşumuzdun sen Patti Smith!

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Patti Smith Complete3

16 yaşıma New York’ta girmiştim ve abimin bana doğum günü hediyesi “Patti Smith Complete” kitabıydı. Kitabın içinde şarkı sözleri, bazı bazı sözlerin açıklamaları, insanların, eşyaların, notların siyah beyaz fotoğrafları vardı. Patti Smith ismini sonraki yıllarda Roll dergisinde bol bol görecektim. Hep başucumda duracak, ara ara göz atılacak ama tam olarak da anlaşılamayacak o kitap ve o dönemlerde bende Radiohead’in, Jeff Buckley’nin, Smashing Pumpkins’in uyandırdığı heyecanı hissettirmeyen parçaları ile Patti Smith’i bir nebze daha anlayabilmem için bir 16 yıl daha geçecekmiş meğer…

Non-figurative

Mahide Bademli, mahidebademli@gmail.com

rafifportakal

Raffi Portakal’ın Enis Batur ile nehir söyleşisinden kitaplaşmış ‘Portakal’ın Yüzyılı’nı okuyorum. Pek çok izlekle okumak mümkün. Başlangıçta tarihi travmaları ve güzel anıları ile bir ‘azınlık ailesi tarihçesi’. Ama bu fonda, servetlerin el değiştirmesi, biriktirme ve koleksiyon oluşturma, eşya ve sanat eserinin anlamı, birinci kuşakta kazanılan servetin ikinci ve üçüncü kuşaklarda sanata erişim için kullanılarak burjuva kültürünün hedeflenmesi, ‘unique’e değer biçmenin psikolojisi ve ekonomisi..var ki var..

Bu hikayeler, sanat ve zanaat marifetiyle yaratma, miras yoluyla veya seçerek ve bedelini ödeyerek nesnelere sahip olma, biriktirme, koruma, gönüllü veya zorunlu vazgeçme süreçlerini, yani insanların ve nesnelerin bir süreliğine kesişen kaderlerini anlatıyor.

Tabii teğet geçen kaderler de var ve sebep ‘para’ değil!

Özgürlük ve aile

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com 

ozgurluk

Yıllar önce Oruç Aruoba’nın bir kitabında okumuştum şu cümleyi: Woyzeck oyunundan bir cümleymiş sanırım, “Her insan bir uçurumdur. Başını döndürür kişinin, gidip aşağı bakınca.” Jonathan Franzen’ın Özgürlük romanındaki dört ana karakterden her biri, bir uçurum gibi. Yer yer insan, hayatlarını neden ve nasıl bu kadar karmaşık hale getirebildiklerini merak ediyor. Oysa hayatın ve insanların duygularının basit olduğunu varsaymak, insanın gerek kendisiyle, gerekse etrafındaki insanlarla ilgili pek çok şeyi görmezden gelmesiyle mümkün ancak. Bu hatayı işleyenler, ne kendilerini tanıyabilirler, ne de etraflarındaki insanları. Böyle yapanlar için başkalarının kararlarını irrasyonel ya da ahlaksızca diye yargılamak da çok kolaydır.

Suriye: Yıkıl git, diren kal!

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Suriye ile ilgili haber 2236 SURIYE.inddve yorumları düzenli olarak takip ediyor değilim. Haberlerde ve tartışma programlarında duyduğum kadarıyla aklımda olaylar ve isimler kalmıştı: Esad/Esed, Amerika’nın terör örgütü ilan ettiği Nusra, Özgür Suriye Ordusu, Kobani, Rojava, PYD, YPG, Ezidiler, kimyasal silahlar, sınırda durdurulan MİT tırları, güneydoğuda savaşçıların tedavi edildiği klinikler, tampon bölge, eğit-donat programı, Reyhanlı saldırısı, Suriye’den gelip perişan durumda yaşayan, trafik ışıklarında dilenen mülteciler, rehinelerin kafasını kesen IŞİD/DEAŞ, yıkılan Palmira antik kenti, 6-7 Ekim olayları, Süleyman Şah türbesi, Suruç saldırısı, Yunanistan’a geçmeye çalışırken boğulup cesedi karaya vuran mülteciler, Aylan Kurdi’nin o içler acısı fotoğrafı, Merkel’in ziyareti, Ankara saldırısı, Rusya’nın müdahalesi, Türkmenlerin durumu… Bütün bunlar sanki büyük bir yapbozun rastgele parçaları gibiydiler, ama resmin bütünüyle ilgili bir izlenim oluşmuştu kafamda: Türkiye hükümeti, muhalifleri destekleyerek iç savaşın büyümesine yol açan aktörlerden biri haline geldi. Hem mültecilerin durumu, hem IŞİD tehdidi, hem de Suriye’deki gruplar arasındaki çatışmaların, bu grupların Türkiye’deki “akrabaları” arasında gerilime yol açması nedeniyle, Suriye’deki savaş Türkiye vatandaşları için de çok ciddi bir maliyet ve tehlike yarattı. Bütün bunlar hükümete desteği azaltmadı ve hükümete desteği azaltmayan şeyler olmamış kabul ediliyor, ama bunlar oldu.