Teknoloji ve ekonomi

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

Toplumun yapısını ekonomik ilişkiler, ekonominin yapısını ise teknoloji belirler. 21. Yüzyıl’ın başında, önümüzdeki yirmi yılda ciddi ekonomik değişimler getirecek teknolojiler karşımızda: yapay zeka, ileri robot teknolojisi, şeylerin interneti ve üç boyutlu print yapabilme yeteneği.

Yapay zeka teknolojisi, elektronik sistemlere daha önceden birebir senaryosuna maruz kalmadıkları yeni problemlere kendi başlarına çözüm geliştirebilme şansı getiriyor. İleri robot teknolojisi sadece üretimde değil artık hizmet sektöründe de işçilerin yerini almaya başladı. Yakın zamanda Japonya’da çoğunluğu robot hizmetlilerden oluşan bir otel işletmeye açıldı bile. Şeylerin interneti ise çoğu kullandığımız aygıtın biz insanlar araya girmeden birbirleriyle haberleşebilmesini, sorunları tespit edip çözümünü hazırlayarak hayatımızı kolaylaştırmasını sağlıyor. Üç boyutlu print ise fiziksel materyelleri istediğimiz şekle insan eli değmeden sokmaya yarıyor.

Bu teknolojiler halihazırda mevcut, ancak henüz geniş ölçekli olarak hayatlarımıza girmediler. Girmeye başlayınca, büyük değişikliklerle karşılaşacağız. Üretim kısmında en önemli değişiklik, düşük ve orta vasıflı insan emeğine giderek daha az ihtiyaç duyulacak olması. Sadece fabrikalardaki üretim bantlarında çalışanların değil restoranlarda çalışan garsonların bile emeğine olan talep düşme eğilimi gösterebilir. Toplam üretim maliyetleri içinde işçilik maliyeti düştükçe, ucuz işgücüne yakın olmak üretimin lokasyonunu belirleyici bir faktör olmaktan çıkacaktır. Üretim lokasyonu kararında, pazara en hızlı ve ucuz navlun, nakliye sağlayabilmek daha belirleyici bir faktör olacaktır. Uzun lafın kısası, bir işçinin yapabileceği işi yapay zeka, robot ve üç boyutlu printing yapabilir olduktan sonra, işçilere fazla ihtiyaç kalmayabilir. Bu durumda özellikle ucuz işgücü ile yatırım çeken Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler bu cazibelerini yatırımcı açısından yitirecektir. İşin garibi, mesela Amerikan Başkan adayı Donald Trump, işgücü ucuz diye Amerika’dan Çin’e giden fabrikaları geri getirmek isterken, bu fabrikalar Amerika’ya geri gelse bile, çalışana olan ihtiyaç azaldığından geri gelecekler ve istihdamı arttırmayacaktır. Peki bu kadar işçiye ne olacaktır?

Cevap böyle giderse işsizliğin çok artabileceğidir. Şimdiden bunun emarelerini görebiliyoruz. Elektronik teknolojisi ilerledikçe, verimlilik artıyor. Verimlilik artışına bağlı olarak ekonomiler büyüse de istihdam artışı olmuyor. Teknoloji bir yerden sonra hazırdaki istihdamın da yerine geçmeye başlayacak, toplumda bir şeyler değişmezse dananın kuyruğu işte o zaman kopacak. Bir tarafta robot sahibi zenginler, öbür tarafta devasa sayıda işsiz. Eşitsizlik giderek büyür, emek ile toplumda bir yerlere gelmek tamamen imkansızlaşır. Bu sürdürülebilir olmaz, hem işsizlik ve devasa eşitsizlik toplumsal patlamaya yol açar; hem de zaten çoğunluk işsizliğe gömüldükçe insansız teknolojinin ürettiği ürünleri kim nasıl satın alacak? Sermayedar, ürettiği malı satamadıktan sonra efkardan robotuyla karşılıklı rakı mı içecek?

Aslına bakarsak geçmişte de her büyük teknolojik atılımda benzer meseleler tartışılmış, benzer kaygılar sıralanmıştır. Mesela buhar teknolojisi keşfedildiğinde, mekanik iplik makineleri yaygınlaştığında, istihdama hep olumsuz etkisi olacağı düşünülmüştür. Sonuçta, dünya öyle ya da böyle dönmeyi başardı. Aslında teknolojik atılım, insanların çok daha az çalışıp daha rahat yaşamasına olanak sağlayabilir; ancak bu sadece kazanç tekelleşmediği sürece mümkün. Gelir ve varlık eşitsizliği artıp, kazanç tekelleştikçe sorunlar artacaktır. Çözüm önerilerinden biri evrensel gelir adı verilen ve her vatandaşa çalışsın çalışmasın temel bir aylık bağlayan modeldir. Bu model ise ancak yapay zekalı, robotlu yüksek üretime sahip ülkelerde uygulanabilir; teknolojiye dayalı üretime geçemeden elindeki ucuz işgücüne dayalı üretimi de kaybeden ülkelerin akıbeti ise ne olacaktır, bunu da ciddi biçimde düşünmek gerekiyor. Eğer bu ülkelerden, zengin ve evrensel gelirli ülkelere göç akışına izin verilmezse, orta gelirli ülkeler de ortadan kalktıkça, dünya yaşanabilir ve yaşanamaz iki bölgeye ayrılacaktır. Kısaca bu değişim sürecinde zengin bir yolunu bulup paçayı kurtarır, fakir ise gene fakir; olan iki arada bir derede kalmış, orta gelirli gelişmekte olan ülkelere olacaktır sanırım.

Reklamlar