Organiğin alamet-i farikası

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Orsay müzesindeki bir Monet tablosu değil mevzu bahis. Şaşkınlıkla gözlerini soldan sağa kaydıran insanlar da empresyonizm arayışında değiller. Marketin yumurta reyonundaki farklı sloganlar karşısında kararsızlık yaşayan kişilerin duraksama anlarından bir kesite şahit oluyoruz sadece. Birilerinin ara ara ortaya atıp kaçtığı “daha sağlıklı yaşam” balonu ile baş etmeye çalışan toplum gerçekten de mağdur. Ballı zerdaçala gönül vermesine rağmen bronşit ile karşıma çıkan hasta kadar da kırgın. “Ama üzülmeyin” deyip size sağlıklı yaşamın sırlarını veremeyeceğim maalesef (üzülmeyin tabii bu arada canım). Uğraşarak, deneyip yanılarak herkesin kendine özgü sağlıklı yaşam kılavuzunu oluşturabileceğini düşünmekteyim. Nitekim ben de henüz tamamlamış değilim.

Büyük bir maraz yaşamadan “doğal yaşam”ı ile 100’lü yaşlarına gelmiş tonton ninelerin bağışıklığına, sindirim sistemine ve akıl sağlığına sahip olabilmek için bir sürü para vererek bunca uğraşa girmek zorunda kalmamız ne kadar garip bir yandan. “Doğal yaşam”ımız olmuş olan bunca stres, radyasyon, hava kirliliği ve katkı maddeli ürünler içinde ise sağlıklı yaşamdan kastımız aslında ancak “detox” oluyor. Toksinlerimizin ne kadarından arınabilsek kâr…

Sağlıklı beslenmeye çalışan kişinin marketteki bir durağı da mutlaka organik ürünler alanı oluyor. Buğdayından tatlısına her şeyin organik olanı çok şık ambalajlar içinde normalin birkaç katı fiyatına alınabiliyor. Doğal yollarla üretilen ve korunan organik ürünlerin standart olanlara oranla daha sağlıklı olduğu kesinlikle doğru. Diğer yandan marketlerdeki organik reyonlar, AVM’lerdeki spor salonu üyelikleri ve işe giderken arabada dinlenen klasik müzik playlistleri üzerinden sağlıklı yaşamaya çalışırken tüketim odaklı başka sektörlerin ve trendlerin parçası olunduğunun farkında olmak gerek. Sıkışık trafikle savaşıp, özel sektörün uzayan mesai saatlerinde hapsolur, diğer yandan pek çok başka ailesel ve özel uğraşlara yetişmeye çalışırken kapsülleştirilerek sunulan sağlıklı yaşam paketlerinden başka alternatifin kalmamış olması da acı bir gerçek. Gerçi, belki de o kapsülün fıtratında tüketici, mutsuz bir yaşam olduğundan insan o fanusun dışına çıkmak gibi bir seçenek olduğunu görmüyor da olabilir. Ah o çakralar!

Organik yaşam ise sadece yiyeceklerle sınırlı değil. Organik bebek giysileri, organik boyalarla üretilen giysiler, kozmetik malzemeleri gibi pek çok “ürün” mevcut. Sağlıklı yaşamaya ve beslenmeye çalışıp tüketim odaklı yaşamdan uzaklaşmaya çabalarken, ticarete dönüştürülen hayvansal ürünlere karşı bir duruş da sıklıkla beraberinde geliyor. Diğer yandan, sırf PETA’nın “hayvansal ürün içeren kozmetik/hijyen ürünleri”ndeki tüm o tanıdık markaları gördükten sonra bile çaresiz hissetmiş olarak; ‘vegan’ olmanın ne kadar zor olacağını hayal edemiyorum. Konumuz sağlık olduğuna göre, her ne kadar kendi felsefesine göre tutarlı olsa da, vegan olmanın sağlıklı olduğu mesajını da vermemek gerek. Zor daha doğrusu…Sağlıklı yaşamdan yola çıkıp girilen türlü patikalar sonucu başka şekillerde sağlıksız yaşamlara da varılabiliyor sanırım bazen.

“Bana iyi gelenin başkasına da iyi geleceğini düşündüm” mottosuyla işini bırakıp spiritüel alanlara yönelen kişilerin de yaygınlaştığını gözlemliyoruz. Hatta, gerçek idealizmin ve ‘challenge’ın mesleklerimizi ve hayatlarımızı “bize iyi gelecek” şekillere sokarak idame ettirmek olduğunu ve başka insanlara ilham vermek olduğunu düşünmeye başladım. Tabii ki nefret ederek çalıştığınız ve sizi iliklerinize kadar kemiren bir işi ya da ortamı sürdürmek idealizm değil, eziyet oluyor. Buna rağmen maddi zorunluluklar ya da yeni bir mücadele için gerekli motivasyonun olmaması nedeniyle insanların başka çıkar yolu olmayabiliyor.

Alışılagelmiş düşünme kalıplarımızı ve öğrenilmiş yaşama biçimlerimizi sorgulamak sanırım sağlıklı yaşama başlarken en temel adım. Bu noktada, gerçek ihtiyaçları sorgulamaya, tüketimi azaltmaya, yerel üreticileri desteklemeye, doğada daha çok vakit geçirerek yavaş yaşamaya başlarsak devamı kendiliğinden gelirmiş gibi hissediyor insan. İzmir’de billboardlarda “Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği”nin düşündürücü afişlerini de görmek mümkün. Ayrıca, sinik gibi algılanmak istemem ama; “ölüm-kalım” ve “açlık-tokluk” savaşlarının verildiği günümüzde daha sağlıklı yaşamayı ve beslenmeyi düşünmek bile bir lüks iken, bu düşünceleri hayata geçirmeyi de mütevazi ve gerçek anlamda “doğal” yollarda yapmanın doğru olacağını vicdanen düşünmekteyim.

yavas-yasa

Reklamlar