Hukuksuzluk, suç korkusu ve güç açlığı

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Önceki sayfalarda gördüğünüz anketin sorularını hazırlarken, bir kaygı kaynağı olarak seçeneklerden birine “hukuksuzluk” yazdım ama tam olarak ne demek istediğimi de açıklama gereği hissettim. Hukuksuzluk ne demektir? Haksızlık nasıl tecelli eder? Parantez içinde, bence çok açıklayıcı olan şu tanımı yazdım: Hukuksuzluk haksız yere suçlanmak ve suçluların cezasız kalmasıydı. Bu yazıda, suçluların cezasız kaldığını (ya da korunmadığı için göz göre göre öldürülen kadınları, çocukları) gördüğümüzde neler hissettiğimizi ve güvensizlik duygusuyla baş etmek için başvurduğumuz yolları anlatmaya çalışacağım.N.Ç. davasını hatırlar mısınız bilmiyorum. 2002 yılında Mardin’de farklı mesleklere mensup 26 kişi, N.Ç. isminde 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz etmiş, Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi kızın rızası olduğuna hükmederek çok düşük cezalar vermiş, Yargıtay 14. Dairesi de yine aynı gerekçeyle kararı büyük ölçüde onamıştı. Bu olaydan sonra maalesef pek çok davada benzer kararlar alındı. Gün geçmiyor ki yeni ve birbirinden korkunç cinsel istismar haberleri okuyup şaşkınlık, iğrenme, üzüntü, öfke ve korku karışımı çirkin bir duyguya kapılmayalım.

Benzer bir durum kadın cinayeti vakalarında da yaşanıyor. Karısını ya da sevgilisini öldüren erkekler, ya çok pişman olduklarını, ya da cinayeti ağır tahrik altında işlediklerini iddia ederek “hakimin takdiriyle” cezalarında ciddi indirimler aldılar, alıyorlar. Diğer yanda da korunma talebiyle savcılığa başvurduğu halde dikkate alınmayan ya da devlet korumasında olduğu halde öldürülen kadınlar var. Son olarak iki gün önce, Ali Yardım adındaki adam kendisinden boşanmak isteyen eşinin hayatını karartmak için birisi dört, diğeri iki yaşındaki kızlarını öldürüp intihar etti. Haberlere göre Ali Yardım eşini sürekli tehdit ettiği, dövdüğü ve bir kez bıçakladığı halde elini kolunu sallayarak dolaşıyordu ve Aile Mahkemesi, çocuklarını haftada bir gün “polis nezaretinde” görmesine izin vermişti. Anne Dilek Yardım, kızlarının cenazesinde polislerin ve akrabalarının kendisine ve çocuklarına sahip çıkmak için hiçbir şey yapmadıklarını söyledi.

Diğer olayda ise bir Ekşi Sözlük yazarı (ki kendisi avukat), annesine musallat olan, uygunsuz görüntülerini yaymakla tehdit eden ve hakkındaki uzaklaştırma kararını defalarca ihlal eden adamın, ailenin yaptığı tüm suç duyurularına karşın tutuklanmaması ve tacizlerini sürdürmesi üzerine olayı Ekşi Sözlük’e taşımaya karar vermiş. Ekşi Sözlük’te oluşan kamuoyu tepkisiyle (ve belki de bazı yazarların konuyu tanıdıklarına taşımasıyla) daha önce görüşme taleplerini kabul etmeyen soruşturma savcısı annesiyle görüşmek istemiş ve mahkeme, adama elektronik kelepçe takılması taleplerini kabul etmiş. Şu anda yazar, annesine musallat olan adamın kısa sürede tutuklanacağını umut ediyor.

Peki biz bu hukuksuzluk ortamında, bir kadının öldürüldüğünü ya da bir çocuğun cinsel istismara uğradığını duyduğumuzda ne hissediyoruz, ne düşünüyoruz? Bence ilk reflekslerimizden biri, suçu kurbanda aramak oluyor. Rızası vardı, gece geç saatte sokakta dolaşmasaydı, otobüse/minibüse binmeseydi, öyle giyinmeseydi, o da o adamla birlikte olmasaydı, o adamla evlenmeseydi, o adamdan boşanmaya kalkmasaydı, o grubun yurdunda kalmasaydı, o adamın evine gitmeseydi, kapıyı açmasaydı… Aslında mağdurda suç bulmaya çalışmak, dünya görüşümüzün bir sonucu olduğu kadar, kaotik ve tamamen rastlantısal hayatlarımıza bir düzen, bir neden-sonuç ilişkisi getirmek ve içimizi rahatlatmak amacını taşıyor. O bu hataları yaptığı için başına bunlar geldi, ben bu hataları yapmayacağım için başıma bir şey gelmez.

Mağdurda suç bulamasak bile, suçun mağdurun zayıflığından, savunmasızlığından, sosyo ekonomik durumundan ya da başka bir özelliğinden dolayı işlendiğini düşünüp, kendimizi ondan ayrı ve daha güçlü konumlandırmaya çalışıyoruz. Karaman’da Ensar Vakfı’yla bağlantılı bir öğrenci yurdunda 45 öğrencinin cinsel istismara uğraması olayı gündemdeyken okuduğum bir tweet, hatırladığım kadarıyla şöyleydi: “Biz çocuklarımızı zaten öyle yurtlara göndermeyiz, sizin çocuklarınızı korumaya çalışıyoruz.”

Şurası bir gerçek ki, hukuksuzluk ortamında zayıf olan tehdit altında. Çocuklar, kadınlar, engelliler, toplumun ötekileştirilmiş, dışlanmış üyeleri, aileleri parçalanmış olanlar, kendisine sahip çıkacak, koruyup kollayacak yakınları olmayanlar. Ahlak kurallarının içselleştirilmediği ve hukukun caydırıcı özelliğini yitirdiği bir ortamda, suç işlemeye meyilli insanları suç işlemekten alıkoyan tek şey, karşısındakinin kendini koruma yetisi. Biz de kendimizi korumaya, riskleri en aza indirmeye çalışıyoruz ve şunu anlıyoruz: Güvenlik uğruna alabileceğiniz önlemlerin, harcayabileceğiniz paranın sonu yok ama hukuk yoksa, yine de güvende değilsiniz.

Dikilitaş’ta, Emirhan Caddesi üzerinde bir apartman dairesinde oturur, doğru düzgün kaldırımı olmayan yokuştan kucağımızda oğlumuzla inip çıkmaya çalışırken, oturduğumuz apartmanın yanındaki ve karşısındaki iki bina kentsel dönüşüme girdi ve biz bir siteye taşınmaya karar verdik. Şu anda oturduğumuz sitede vardiyalı olarak 30 güvenlik görevlisi çalışıyor ve ortalama bir dairenin kirası kadar aidat ödüyoruz. Fakat yine de sitede yakın zamanda bir hırsızlık olayı yaşandı ve sitenin sınırına elektronik bir güvenlik sistemi ve bir güvenlik kulübesi konulması için yine hatırı sayılır bir yatırım yapılacak.

Cumhuriyet gazetesinin İçişleri Bakanlığı verilerine dayandırdığı 23 Ağustos 2017 tarihli haberine göre, 2011’de aktif olarak çalışan özel güvenlik görevlilerinin sayısı 147 474 iken, 24 Temmuz 2017 itibariyle aktif olarak çalışan 284 399 güvenlik görevlisi bulunuyor. Böylece özel güvenlikçilerin sayısı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün personel sayısını geçmiş. Yine aynı tarih itibariyle ülke genelinde 624 099’u silahlı, 368 622’si silahsız olmak üzere 992 721 kişiye özel güvenlik kimlik kartı verilmiş. Devlet, kamu binalarının güvenliğinin sağlanması için de özel güvenlik şirketlerinden hizmet alıyor. Çiğdem Toker’in yine Cumhuriyet gazetesinde 22 Ağustos 2017 tarihinde çıkan yazısına göre, 2009’dan 2017 Temmuz ayına kadar devletin yaptığı özel güvenlik harcaması 6,4 milyar lirayı bulmuş.

Güvenlik dünya para ödeyerek, önemli yerlerde tanıdıklar edinerek, Ekşi Sözlük’ten medet umarak ve özgürlüklerimizden feragat ederek elde edebileceğimiz bir lüks değil, herkesin hakkıdır. Devlet, bu ülkenin en ücra köşesinde yaşayan en zayıf, en kimsesiz vatandaşının bile güvenliğini sağlayabilir, hakkını-hukukunu koruyabilir durumda olmalı; devlet vatandaşının güvenliğini sağlayamıyorsa en temel görevini yerine getirmiyor demektir. Aslında kadın ve çocuklara karşı işlenen suçlarla ilgili yapılması gerekenler basit: Kadınları taciz eden, tehdit eden, şiddet uygulayan adamları tutuklamak için kadını öldürmesini beklemeyin. Kadın cinayetlerinde, cinsel istismar suçlarında iyi hal, ağır tahrik indirimlerinden vazgeçin, yok para karşılığı olmuş, yok rızası varmış gibi saçma sapan, gerçek dışı, yüz kızartıcı bahaneler öne sürmeyi bırakın. Yoksa hepimiz bu ülkede korku ve öfke içinde yaşamaya devam edeceğiz.

Reklamlar