Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

eğitim yazısı basılı
Çizim: Pınar Dönmez

Sonbaharı çok severim. Özellikle Türkiye’de rehavet içinde geçen sıcak yaz aylarından sonra herkes işine döner, aradığınız kişiyi yerinde bulabilmeye başlarsınız, işler yürümeye başlar. Okulu bitirdiğimden bu yana 10 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Eylül ayının ilk serin rüzgarları bana hep okula dönüşü çağrıştırır.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

IMG_3566

Adalet Yürüyüşü’ne, kortejin Gebze’den Tuzla’ya yürüdüğü 23. Gününde (7 Temmuz) katıldım. Sabah çok erken otobüsler kalkıyordu, ama ben o saatte oğlumu bırakacak kimse bulamayacağım için normal saatimde uyandım. Hiçbir arkadaşım Adalet Yürüyüşü’ne gitmiyordu. Benim de gidebileceğim son gün o Cuma’ydı, çünkü haftasonu gitsem yine çocuğu bırakma ve ailemin çeşitli üyelerine hesap verme gibi bir zorunluluğum olacaktı. (Ki mitinge giderken bu zorunluluk başıma dert oldu.) Oysa işe gittiğim varsayılan Cuma günü bana aitti.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Gayrimenkul_cmyk
Fotoğraf: Irmak Akman

Türkiye’de konut piyasası ağırlıklı olarak çevresinde aşırı rekabetçi bir girişim sisteminin olduğu piyasa odaklı bir yapıya sahip. Konut girişimcisi yerel/genel ekonomik belirsizliklere karşı karlılığını koruma mücadelesi verirken, tüketici ise fiyatların rasyonaliteden koptuğunu düşünse de gelir grubuna göre iyi yatırımcı olmaya veya finansman sorunlarını çözmeye çalışıyor. Bu yapı (Scumpeteryen) bir yaratıcı yıkım süreci içinde kentsel alanları dönüştürüyor, yeni zenginler ve yaşam alanları yaratıyor. Bu süreçte alan, gereğinde yaratılarak bulunuyor. İmalat, türlü finansman biçimlerinin yarattığı imkânlarla olabildiğince hızla yapılıyor. Projeler en yaratıcı (ve bazen banker krizi dönemini hatırlatan) satış kampanyalarıyla likide edilmeye çalışılıyor. Bu, hem etkin, hem spekülatif, “altına hücum” resminin büyümeye/istihdama olumlu katkıları var. Ancak, kaynakların etkin dağılımı ve kullanımı açısından değerlendirdiğimizde, gayrimenkul piyasasının son 20 yılı ifrat (bugünkü durum) ve tefrit (dünkü durum) arasında gidip gelmiştir. TOKİ’nin kısmen etkili olan sosyal etkisi (kendi içinde başarı hikâyesidir) durumu biraz hafifletse de, konut piyasasının genelde “sektör-makro beklentiler odaklı” okunduğunu ve orta gelir grubunun konuta erişim güçlüğü üzerinde yeterince araç/politika üretilmediğini söyleyebiliriz. Özellikle büyük şehirde yaşayanlar için konut sahibi olmak uzun dönemli ve yüksek maliyetli bir iş. Gelirden/servetten aldığı pay belli olan sokaktaki vatandaş için bu makro resim (emsal, rant, büyüme, istihdam, kampanya vs.), duyulmak istenen müzikle gerçekten ilgisiz.

Dr. Yener Coşkun, “Konut sahipliğinin artmaması sizi de düşündürmüyor mu?” Gayrimenkul Türkiye, 27 Mart 2017.

Belki de son beş yıldır herkesin aklında olan soru, bir gayrimenkul balonu yaşayıp yaşamadığımız ve eğer yaşıyorsak bu balonun ne zaman patlayacağı. Birinci köprüden geçip de Anadolu yakasında ilerlerken karşılaştığınız acayip inşaat manzaraları, insanı gerçekten dehşete düşürüyor. (Eminim Anadolu yakasında yaşayanlar da benzer manzaraları Avrupa yakasına geçtiklerinde görüp dehşete düşüyorlardı.)

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Geri kafalı mıyım bilmiyorum ama edebiyattan en çok zevk aldığım zamanlar, gerçek hayatta yaşadığım ama dışardan bakıp adını koymadığım duygularla, durumlarla bir kitabın sayfalarında karşılaştığım zamanlar oluyor. Yazar bir karakterin neden öyle davrandığını, ne hissettiğini, neden öyle hissettiğini öyle güzel analiz ediyor, öyle güzel tarif ediyor ki, “oha,” diyorum, “evet tam da böyle oluyor!”

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

20170327183305_001
Çizim: Pınar Dönmez

Alain de Botton’un kurucusu olduğu Hayat Okulu’nun (School of Life’ı niye Hayat Okulu diye çevirmediler bilmiyorum, herhalde hitap ettikleri kesimin “Hayat Okulu”na gitmeyeceğini düşündüler) hazırladığı dört buçuk dakikalık bir video var. Videonun başlığı, “Are you romantic or classical?” Türkçe’ye “romantik misiniz, realist mi?” diye çevrilebilir. Romantiklerin ve realistlerin düşünce tarzını anlatan videoda özellikle haklı bulduğum şöyle bir tarif var: “Romantikler dünyayı daha iyi yönde değiştirmeye çalışırlar, realistler ise risklerin gerçekleşmesini engellemeye.”

2013 yılında yazdığım bir yazıda tam da bundan bahsetmişim: “İnsanın doğru bildiklerine daha yakın bir düzen kurmak için çalışmak gibi bir sorumluluğu var mıdır? Yoksa tüm bu karmaşanın içinde bir kazık, bir bela bana isabet etmesin diye mücadele etmek yeterli midir? Mesela ezkaza İsveç’te doğmuş olsak şu anda yaptığımız suya sabuna dokunmayan işleri daha bir gönül rahatlığıyla yapabilir, suya sabuna dokunmayan hayatımızı daha bir gönül rahatlığıyla yaşayabilirdik.”

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

image1
Çizim: Nevin Öztürk – Instagram: @paperboatart

Birkaç yıl önce gazetelerde ünlü bir iş adamının, beş yaşındaki kızına bakan Özbek bakıcıyı darp ettiğiyle ilgili haberler çıkmıştı. Bakıcının kendi ifadesine göre işverenleri gelmeleri gereken saatten daha geç geleceklerini haber vermiş, o da bir arkadaşıyla buluşup ona borcunu ödemek zorunda olduğu için çocuğu alıp Fikirtepe’ye götürmüş. Bu sırada aileye haber vermemiş, aile de çocuklarının kaçırıldığını düşünüp paniğe kapılmış. Bakıcı çocukla beraber eve döndüğünde de baba bakıcıyı (demir çubukla) darp etmiş. Haberde kadıncağızın sargılar içinde bir de fotoğrafı vardı.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

no_ver5_xlg

Anayasa değişikliği paketi mecliste kabul edilip de referandum yolu açılınca, benim de aklıma pek çok kişi gibi 2012 yılının sonlarında seyrettiğim Pablo Larrain’in No filmi geldi. Filmde, 1988 yılında Şili’de Başkan Augusto Pinochet’in görev süresinin sekiz yıl daha uzatılıp uzatılmamasının oylandığı referandumdan önce Hayır kampı tarafından yürütülen televizyon kampanyası anlatılıyordu. Televizyon kampanyasını hazırlaması için popüler bir reklamcıyla anlaşılmış, reklamcı Hayır kampından yükselen itirazlara rağmen kampanyayı Pinochet’in yaptığı kötülüklerin değil, mutlu bir gelecek vaadinin üzerine kurmuştu. Kampanya, hayır oyu vermek istediği halde sosyalist bir düzene dönmekten korkan orta yaşlı seçmenlerle, Pinochet’in seçimde hile yapacağını düşünen genç seçmenleri hedeflemişti. Maruz kaldıkları tüm tehditlere rağmen kazandılar.