Korku cumhuriyeti

Revolution
Fotoğraf: Canan Gündüz

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Korkuyorduk, hoşgörüsüz ve yargılayıcıydık. Keşfedip de çok beğendiğin bir şarkıyı herkese duyurmak için sosyal medyada paylaşmak istiyordun ama şarkıyı söyleyen grubun etnik kökenleri ve güncel haberler, politik nedenler nedeniyle vazgeçiyordun birilerinin saçmasapan bir yorumuna maruz kalmamak ya da senin üzerinden kendilerine bir platform oluşturacakların tartışmalarına mahal vermemek için.

O çok beğenerek aldığın mini elbiseyi giymek istiyordun ama rahasız edici bakışlara ya da yalan yanlış yakıştırmalara maruz kalmamak için vazgeçiyordun. Hele 1,5 yıldır Güneydoğu Anadolu’da çalışan bir kadın cinsiyette doktor olarak, erkek cinsiyette bir arkadaşınla tek başına bir yere gitmek, evine arkadaşlarının kızlı erkekli gelmesi, seni herkes az buçuk tanırken marketten alkol satın almak bile koşullarını zorlayan ve diken üstünde olmana neden olan durumlar olabiliyordu. Kaldı ki oraların yabancısı, çalışan ve kendi ayaklarının üstüne basabilen bir kadını olarak sen bile sıkıntı çekebiliyorduysan; oranın yerlisi, baskılar yüzünden erken yaşta evlenmiş, çocuk doğurmuş, tesettüre girmiş, ekonomik hiçbir özgürlüğü olmamakla beraber türlü mecburiyetleri ve bağlılıkları olan bir kadının şansı hiç yoktu. Güneydoğu’da geceleri yolculuk yapmaktan, hatta yabancı plakalı arabam ile günün herhangi bir saatinde özellikle şehirlerarası yolculuk yapmaktan korkmuyor değildim. Yoğun IŞİD ve PKK gündemleri içinden öyle korkunç hikayeler anlatıyorlardı ki insanlar, korkmamak elde değildi.

Televizyondaki dizilerde argo, küfür ya da alkol bahsi sansürsüz geçince şaşırır olmuştun. İşe başvurabileceğin kurumların etiketleri nedeniyle senin de yaftalanma olasılığın seni tedirgin ediyordu. Herkes sanki farklı kollardan birilerini yaftalama derdindeydi.

Muayene olmaya gelen İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu söyleyen, herhangi bir hastalığı olmayan Suriyeli adam, İngiliz aksanlı Türkçesiyle, ona “Çok ağır hasta olduğu için yurt dışında tetkik ve tedavisi gereklidir” gibi bir evrak düzenlersem, böylelikle Avrupa’ya iltica ederek mesleğini icra edebileceğini ve ailesine düzgün bir hayat sağlayabileceğini söylüyordu. Evrakta sahtecilik yapacak halim yoktu, yapmadım da. Diğer yandan birilerinin hayatını değiştirebilecek bir yazıdan mı korkuyordum? Bodrum’dan gece yarısı yola çıkan ve batan kaçak botlara binecek olurlarsa benim de mi payım olacaktı bu çaresizlikte? Hoş, adam bana göre dürüst ve güvenilir de değildi. Lakin, tüm bu düşüncelerim de fazlasıyla korkutucuydu. Ülkenin istikrarsızlığı, savaşın eşiğinde olmamız sonucu bizlerin de benzer tabloları yaşamayacağımızın garantisi yoktu. Gelecekteki halim miydi konuştuğum?

Kendimiz gibi olamadığımız ya da kendimizi anlatmaktan korktuğumuz bir düzendeydik kısacası. Yaşarken, çalışırken, konuşurken, kahkaha atarken, giyinirken, seyahat ederken, yerken, içerken, hatta evindeyken bile hep korkuyordun. Sende oluşan tedirginlik de hep benzer yanlış anlaşılma kaygısı, bilinmezliklerin getirdiği çaresizlik ve de korkuydu. İstenilen de bu değil miydi ki zaten? Hepimiz birbirimizden ve bir bilinmezlikten korkuyorduk. Devrim ümitleri gün be gün azalırken, sokakta gördüğüm typo içeren “revulotion” duvar yazısı belki de düşüncelerime tercüman oluyordu…

Reklamlar