15 Temmuz gecesi, bugün ve yarın

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

İnsanın daha önce yaşamadığı bir şeyin gerçekleşiyor olabileceğine inanması da, böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini önceden tahmin etmesi de zor olabiliyor. 15 Temmuz gecesi ilk başta yaşadığımız şaşkınlığı ve sanki bir tiyatro oyunu izliyormuşuz hissini böyle açıklıyorum şimdi.

Önce bir helikopter sesi duyduk, silah sesi sandık ama sonra helikopter olduğunu anladık. Sonra silah sesleri duyduk. Evim köprü yolunu gördüğü için o silahların köprüde ateşlenen silahların sesi olabileceğini düşünüyorum şimdi, ama köprüde askerlerin halka ateş ettiği videoları gördükten sonra bile uzun süre bu bağlantıyı kuramadım. Sonra yattık, ama alçak uçan savaş uçaklarının yol açtığı “sonik patlamalar” yüzünden kalkıp koridorda beklemeye başladık. Her ne oluyorsa, her kim yapıyorsa, kabak tadı vermişti. İç savaş böyle bir şey miydi? Suriye mi oluyorduk? Şimdiye kadar yaşamadığımız herhangi bir şeyin olabileceğinin farkındaydık, birisi tepemize bomba atabilir, uçak düşebilir, evimize serseri bir kurşun ya da tanımadığımız adamlar girebilirdi. Güvenliği olan bir sitede oturuyorduk ama güvenlik çoktan kaçmış olabilirdi. Evimiz, hayatımız, tüm emeklerimiz buhar olabilirdi, hiç kimse de bunun hesabını soramazdı. Ama bir yandan bunların olabileceğine inanamıyorduk da, çünkü böyle şeyleri hiç yaşamamıştık. Bir süre evin altındaki otoparka inip arabanın içinde oturduk. Saat beş gibi etraf biraz sakinleşmiş gibiydi, uyuduk.

O gece yaşadığımız “her şeyin olabileceği” hissinin nedeni, kuşkusuz o gece her şeyin olabilecek olmasıydı. Hukuk yoktu. de/da’nın ilk sayısında, “Hukuk ve Güneydoğu’daki Durum” diye bir yazı yazmıştım. Yazıda, “Sivillerin ölümüyle ilgili sorumluların hesap verme ihtimali var mı? Olaylar tamamen hukuk dışında gelişiyor ve buna şaşırmamalı mıyız?” diye sormuştum. Biz de hukukun olmadığı bir gece yaşadık. Peki hukuksuzluk nedir? Benim tarifime göre hukuksuzluk, insanlara, hayvanlara ve doğaya zarar verenlerin bunun bir sonucunun olmayacağına inanmasıdır. Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde bir sonucu olmayacağını bilse kötülük yapmaya hazır çok insan var. O gece sanki altımızdan zemin kaydı, havada oksijen kalmadı, hayatımızın iskeletini oluşturan yapılar bir bilgisayar oyunundaymışız gibi ortadan kayboldu. Hukuk hayatımızda oksijen gibiymiş, yok olunca anladık.

Ertesi günlerde ne olduğunu anlamaya çalıştık, bulabildiğimiz her şeyi okuduk. Bu işi cemaatin yaptığına inandık. (Hatta Batı medyasının ve siyasetçilerinin aymazlığı yüzünden şu anda “dış mihraklara” da inanıyorum.) Askerlerin halka ateş açtığı videoları da, askerlerin linç edildiği videoları da gördük. Özellikle Agence France-Presse fotomuhabirleri Bülent Kılıç ve Ozan Köse’nin köprüde ve Taksim’de akşam saatlerinden başlayarak yaşananları anlattıkları “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” yazısı o gece yaşananlarla ilgili fikir veriyor. İnanmak zor, ama hukuk bir ölçüde hayatımıza geri döndü, işe gidip gelmeye başladık. Darbe yapmaya kalkışan askerler yargılanacak. Askerleri linç edenler yargılanacak mı, bilmiyoruz.

***

Sadece işe, Medyascope’a ve markete gittiğim bir haftadan sonra, Cumartesi günü bir arkadaşımla buluşmak için Eminönü’ne gittim. Bütün hafta olduğu gibi, hayatlarına bir şey olmamış gibi devam eden insanları görmek rahatlattı beni. Normal hayat, şu kalabalıklar ne kadar güzeldi. Belki de hayatın böyle akıp gitmesinden başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktu. 24 Temmuz’da CHP’nin Taksim’de organize ettiği mitingi görünce de iyimserliğe, mutluluğa kapıldım.

Dediğim gibi darbeye teşebbüs eden askerler yargılanacak, cemaatin devlet kurumlarında ve özel kurumlarda çeşitli görevler alan üyeleri işsiz, itibarsız kalacak, onların içinden de yargılananlar olacak. Kendi mevcudiyeti ve gücünün devamı için başkalarının hakkını yemekten çekinmeyen bu grubun, adil yargılama prensiplerine uyulduğu sürece haksızlığa uğradığını iddia edemeyiz. Bu kişilerin devlet kurumlarında çeşitli görevler almasını destekleyen ya da buna göz yuman siyasetçiler ve kamu görevlileri yargılanacaklar mı ya da hiç değilse seçimlerde bunun bedelini ödeyecekler mi, bilmiyoruz.

İnşallah cemaat ağı ortadan kaldırılacak, bir daha böyle bir darbe girişimi olmayacak, OHAL kalkacak, hayatın normal olarak devam etmesi yine normal hale gelecek. İnşallah diyorum, çünkü darbe girişimini destekleyen dış güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda hükümeti yeniden devirmeye çalışabilecekleri ile ilgili ciddi analizler yapılıyor. Bir an böyle bir şey olmayacağını varsayalım. Maslow’un hiyerarşisinde bir-iki basamak çıkacağız, vefasız ve kadir-kıymet bilmez olduğumuzdan hayatın normal akışı bize yetmemeye başlayacak. Belki bir devlet kurumunda çalışmak için sınava gireceğiz, belki bir şeyi, mesela Kanal İstanbul gibi hangi amaca hizmet edeceği belirsiz bir projeyi protesto etmek için sokağa çıkmak isteyeceğiz. İşte o zaman bir bakacağız, yine hükümetimizle baş başayız, karşımızda hep bildiğimiz hükümetimiz, hep bildiğimiz devlet büyüklerimiz. O zaman inşallah hayal kırıklığına uğramayız.

Reklamlar