Bir anti-trend masalı: Yoksa siz hala Kahloist olmadınız mı?

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Frida
Çizim: Özlem Çelik

Normcore modasından bahsediliyordu bir blogda. “Stil yaratma derdine girmeden giyinmek” tanımı ardından ‘normcore’un olmazsa olmaz parçaları’ndan bahsediliyor: yırtık kotlar, bol trikolar, vs…Kime oy verdiğinden bağımsız olarak iktidarda olana sorgusuz bağlılık yeminleri edilir ya, moda da öyle bir şey oldu sanki. Bir Woody Allen filmi “Roma’dan Sevgilerle”de, basit bir yaşam süren bir memurun bir sabah kendisinin ünlü olduğunu iddia eden ve sıradan yaşamının detaylarına dair sorular soran gazeteciler ile etrafının sarılmasını, sonrasında da ünlü olma fikrini benimseyen adamdan ilgilerin çekilip eski normal hayatıyla başbaşa kaldığında yaşadığı hayal kırıklığını hatırlatıyor bana modanın değişen samimiyetsiz dengeleri. Bir bakmışsın istemli ya da istemsizce yaptığın seçimler bir trend olmuş, o trend almış başını gitmiş ve sen sanki kafa dinlemek için çıktığın yürüyüşte bir de bakmışsın dev bir konvoy ile çevrilmişsin, sahip olmaktan gurur duyduğun yalnızlığı da kaptırmışsın sözümona paylaşınca. Yeni yükselen trend ise “anti-trend”miş. Aslında kasıt anti-müstesna, casual… Maddi açıdan ise daha hesaplı değil. Sıradan gözükmek ve yaşamak için de ayrılan bütçe ve sarf edilen emek az değil. “Doğal, sanki hiç üstüne kafa yorulmamış, vakit harcanmamış” havası vermek için uğraşılan saç ve makyaj; sağlıklı bir yaşam için değil de o kırmızı balık elbiseye sığabilecek formda kalmak için yapılan diyetler ve sporlar, gündelik ilişkilerde “bana ne canım, kendisi bilir” edalarında umarsız, havalı duruşların altındaki için içini yemeler, saklanan tripler…Kimi, neden kandırmaya çalışıyorsak? Hem fiziksel, hem de kültürel açılardan kendi özünden utanan bir millet iken, taklit ettiğimiz yalancı ‘doğallıklar’ın eğreti durması da kaçınılmaz. Diğer yandan, günümüzde internetin ve sosyal medyanın yaygın kullanımı ile olması gereken modeller olarak dayatılan fiziksel özellikleri görüp insanların beden algılarının bozulmaması da imkansız. Bu noktada Frida Kahlo’ya bağlanıyoruz. 

Yaklaşık son beş yıldır, Frida Kahlo, artan bir trend ile popüler kültür mecrasını, dergi kapaklarını, sanatçıların duvarlarını süslemekte ve stil ikonu olarak da bireylere ilham vermekte. İşin garibi, Kahlo 1954’te ölmüş ve biyografik filmi 2002’de yapılmış. Yani, 2002’den bu yana kendisinin popülaritesinin artmasına doğrudan neden olacak tetikleyici bir faktör bulunmamakta. Bunları Frida Kahlo’nun karakterini, hayat felsefesini ya da sanatını küçümsediğimden söylemiyorum tabii ki de. Tam tersine, naifliği güzel olan pek çok şeyi bir çırpıda harcayıp sıradanlaştıran popüler kültürün Kahlo’yu da sırf imajı ile bir bardak altlığı ya da bez çanta figürü olarak metalaştırmış olmasına belki de öfkem.

Kahlo’nun popülaritesinin yükselişini açıklamaya yönelik bir teori, yeni trend olan anti-trend misali, kusursuzluğu aşılayan görsel algıların, Frida Kahlo’nun cesurca paylaşmaktan çekinmediği Tehuan tarzındaki rengarenk tüm doğallığı ve çoğu kişiye göre “kusurları” ile kendi dengesini bulabilmesi. Dövüş Kulübü’ndeki gibi sadece kendinden daha kötü bir durumda olan, belli hastalıklarla mücadele eden kişilerin biçare halinden güç alarak göreceli ve de özünde ‘hastalıklı’ bir iyi hissetme hali belki de.

Kahlo’nun yükselişindeki diğer olası teoriler ise, kadın olmanın ve heteroseksüel dışı cinsel eğilimlere sahip olmanın günden güne zorlaştığı günümüz düzenine isyana dair. Frida Kahlo’nun feminist, cinsel özgürlükçü, komünist eğilimlerine duyulan sempatinin, günümüzdeki baskılar nedeniyle artmış olabilmesi de mümkün. Farklı açılardan farklı gruplar tarafından tapılan Frida Kahlo da modanın seçtiği kurbanlardan mıydı acaba?

Frida Kahlo’nun hayatını ve eserlerini inceledikten ve belgesel filmi izledikten sonra bende kalan intiba ise aşırı uçları olan marjinal bir kadın figüründen çok, kendi deyimiyle ‘yüzmeyi öğrenen ağrılar ile istila edilmiş’ bir bedene hapsedilmiş özgür bir ruhun ve (Diego’ya olan) sevgisinin istemsizce boyunduruğu altına girmiş tanıdık bir kadının hikayesi. “Bombanın etrafına sarılmış bir kurdele” tanımı gerçekten de çok yerinde.

Nitekim Kahlo’yu kimin, hangi bağlamlar üzerinden sevdiği, ne kadar tanıdığı gibi soruların cevaplarını gerçekten merak etsem de; döneminin aykırı bir kadın sanatçısı olarak gündemde yer alması her şeye rağmen güzel. Uzun vadede de gündemimizden hiç düşürmesek, aşınan bardak altlıklarıyla beraber çöpe atmasak bana yeter…

Uçan ne varsa içimde, apaçık görünüyor şu kanatların gezgin eşitliğinde. – Pablo Neruda

Reklamlar