Orman kanunları

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Haziran ayı sonunda Antalya Adrasan’da ve Kumluca’da yaşanan orman yangınlarının ardından, aklıma yanan ormanlık alanlara ne olduğu sorusu geldi. Bu alanlar imara açılabilir miydi? Hangi ormanlık alanlar, hangi koşullarda imara açılabiliyordu? Bu soruların cevabını bulmak için bir mevzuat taraması yaptım, soru-cevap şeklinde paylaşmak istiyorum.

Yanan ormanlık alanlar imara açılabiliyor mu?

Anayasa’nın 169. maddesinde şöyle deniyor:

Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Aynı şekilde 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinde şöyle deniyor:

Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan orman idaresince el konulur.

Peki 2/B arazilerinin içinde hiç yanan orman alanı yok muydu?

Orman sınırları dışına çıkarılan, 2/B olarak da bilinen arazilerin satışıyla ilgili 6292 sayılı kanun 2012 yılında çıkarıldı. Bu kanuna göre 2/B statüsü şöyle tanımlanıyor:

2/B alanları: 6381 sayılı Kanunun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. Maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2. Maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine veya kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak yerleri ifade eder.

Peki Orman Kanunu’nun 2. Maddesi ne diyor?

Orman sayılan yerlerden:

A) Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler,

B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkartılır.

Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır.

Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz.

Bu madde hükümleri; muhafaza ormanı, millî park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar ve 3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde bu niteliklerinin devamı süresince; yanan orman sahalarında ise hiçbir şekilde uygulanmaz.

Bodrum Güvercinlik’teki Pina Yarımadası’nda yapılan oteller, yanan orman arazisine yapılmamış mıydı?

İlk kez Instagram’da paylaşılan bir fotoğrafta gördüm Pina Yarımadası’nın eski ve yeni halini. Eskiden cennetten bir köşeye benzeyen adada ormanın yerini oteller ve otel inşaatları almış. Yaptığım araştırmada ormanın sahiden yandığı, ama arazinin yangından önce zaten 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. Maddesine göre üç şirkete tahsis edildiğini öğrendim. Tahsis için neden Pina Yarımadası’nın seçildiğine ve tahsisin ardından yangının nasıl çıktığına ilişkin bir bilgiye ise ulaşamadım. İlgili madde şöyle:

Madde 8 – A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde Bakanlığın talebi üzerine, imar planları yapılmış ve turizme ayrılmış yerlerdeki taşınmaz mallardan;

(1) Hazineye ait olan yerler Maliye Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir. Hazine adına tescili yapılmamış Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle, kapanan yollar ve yol fazlalarının resen tescili, talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde tamamlanır. Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden;

a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan,

b) Termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan,

c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan,

d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan,

e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan,

f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan,

g) Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan,

h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan yerler talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içerisinde Çevre ve Orman Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir.

Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde;

a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez.

b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez.

c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez.

Ormanların ulaşım ve enerji yatırımları için de yok edildiğini biliyoruz. Buna hangi kanunun hangi maddesi izin veriyor?

Yine Anayasa’nın 169. Maddesinden başlamak gerekiyor:

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

“Kamu yararı” geniş ve esnek bir kavram. Orman Kanunu’nun 17. Maddesinde hangi projelerin bu kapsama girebileceği şöyle sıralanmış:

Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırk dokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksan dokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi halinde de Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit edilir.

Orman
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda da, yenilenebilir enerji tesislerine tahsis edilebilecek araziler şöyle tanımlanmış:

Madde 8- Orman vasıflı olan veya Hazinenin özel mülkiyetinde ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi yapılmak amacıyla tesis, ulaşım yolları ve şebekeye bağlantı noktasına kadarki enerji nakil hattı için kullanılacak olanlar hakkında Çevre ve Orman Bakanlığı veya Maliye Bakanlığı tarafından bedeli karşılığında izin verilir, kiralama yapılır, irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir.

Bu Kanun kapsamındaki hidroelektrik üretim tesislerinin rezervuar alanında bulunan Hazinenin özel mülkiyetindeki ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz mallar için Maliye Bakanlığı tarafından bedelsiz olarak kullanma izni verilir.

Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir.

Ama böyle projeler için Çevresel Etki Değerlendirmesi diye bir süreç yok mu?

Evet, var. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği uyarınca büyük altyapı ve ulaşım projeleri ile enerji, madencilik, demir-çelik, çimento, kimya tesisleri, atık geri dönüşüm tesisleri, otomotiv gibi ağır sanayi kuruluşları, hayvan yetiştirme tesisleri, büyük turistik tesisler, büyük elektrik iletim hatları gibi projelerin sahiplerinin önce bir ÇED Başvuru Dosyasıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurmaları, sonra bakanlığın proje için özel olarak belirleyeceği formatta ÇED raporunu hazırlatarak bu raporu bakanlığa onaylatmaları gerekiyor. Ayrı bir listede sıralanan (çoğunlukla biraz daha küçük) tesislerin ise bir proje tanıtım dosyasıyla birlikte bakanlığa başvurmaları gerekli; böyle projelerin ÇED raporuna ihtiyacı olup olmadığına “seçme eleme kriterleri” doğrultusunda bakanlık karar veriyor.

ÇED Başvuru Dosyası, ÇED Raporu ve Proje Tanıtım Dosyasını, bakanlığın yeterlik verdiği özel kurum ve kuruluşlar hazırlayabiliyor. Bu kuruluşlar, ÇED olumlu kararı alan projelerin inşaat dönemi boyunca kontrollerini de yapıyor.

Eğer projeler “Duyarlı Yöreler” olarak belirlenmiş bölgelere yapılacaksa, bu durumun ÇED Başvuru Dosyasında, ÇED Raporunda ve Proje Tanıtım Dosyasında özellikle ele alınması gerekiyor. Orman Kanunu uyarınca orman alanı sayılan yerler de “Duyarlı Yöreler” arasında yer alıyor.

Peki ÇED süreci ormanların korunması için yeterli oluyor mu?

Ormanlık alanlara hangi projelerin yapılabileceği zaten Orman Kanunu ve Yenilenebilir Enerji Kanunu gibi kanunlarda belirlenmiş. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED süreci aracılığıyla bir projenin ormanlık alana yapılmasını engellemek gibi bir yetkisi ve gücü yok. Amaç, proje sahiplerini yaptıkları projenin çevresel maliyetleri ve alınabilecek önlemler konusunda düşünüp sorumluluk almaya sevk etmek.

Araştırma yaparken TEMA Vakfı’nın web sitesimde iki ilginç rapora rastladım: Birincisi, Kasım 2009 tarihli, “Barhal Vadisi Hidroelektrik Santral Etkileri Uzman Raporu.” Raporda ÇED süreciyle ilgili şöyle deniyor:

ÇED raporları sadece dosyada olması gereken bir doküman olarak değerlendirilmemeli, tüm hidroelektrik santrallar için gerçek anlamıyla uygulanmalıdır. Ayrıca, kurulu gücüne bakılmaksızın bir havzada yapılması planlanan tüm HES projeleri için bütünsel ÇED istenmelidir.

Aynı raporda, Barhal Vadisi’ne yapılacak HES’lerin ormanlara etkileriyle ilgili şu bilgiler verilmiş:

HES tesislerine ilişkin olarak yapılan değerlendirmeler sonucunda, 72.1 Ha verimli, 140.1 Ha bozuk orman alanı kaybı ortaya çıkması beklenmektedir. Bu tesislerin inşası sonrasında, amenajman planı meşcere hacim-artım değerlerine göre, toplamda alandan yaklaşık 14587 metreküp olmak üzere 46216 adet orman ağacı kesilecektir. Burada bilinmesi gereken en önemli konu, yapılması planlanan HES’lerin, eğimin çok yüksek olduğu, tamamen koruma fonksiyonlu orman alanlarına inşa edilecek olmasıdır. Bu alanda oluşacak tahribat, sel ve toprak kaymasına karşı koruma işlevi gören ormanların ortadan kalkmasına neden olacaktır. Ayrıca bu tür alanlarda, arazi yapısı nedeniyle ormanın yenilenme olanağı yok denecek kadar az olup, ortaya çıkan toprak kayması nedeniyle tahribatın yıllar içinde aşağıya ve yukarıya doğru büyümesi söz konusudur.

Bu yazının konusu sadece ormanlar olduğu için bu projelerin derelere, yeraltı sularına, flora ve faunaya (bitki ve hayvanlara) etkileriyle ilgili alıntılar yapmıyorum, ama raporu indirerek detaylıca okuyabilirsiniz. Aslında burada bir basitleştirme yaptığımı da kabul etmek zorundayım: Ormanlara verilen zararlar, ormanların içindeki bitki ve hayvanlara verilen zarardan ayrı düşünülemez.

Elektrik arz fazlası yaşadığımız şu günlerde, büyük çevresel maliyeti olan hidroelektrik santral yatırımlarına izin verilmesinin ne kadar yanlış bir karar olduğu anlaşıldı.

İkinci rapor ise Mart 2014 tarihli, “İstanbul’un Geleceğini Etkileyecek Üç Proje: 3. Köprü – 3. Havalimanı – Kanal İstanbul, TEMA Vakfı Uzman Görüşleri” isimli rapor.

Rapor bir yandan bu projelerin ormanlara ve endemik türlere, flora ve fauna çeşitliliğine, verimli arazilere, deniz ekosistemine, su varlığına, yerel iklime, kuş göç yollarına, insan sağlığına ve demografik yapıya etkilerini ele alan, bir yandan da ulaşım politikalarını sorgulayan çok kapsamlı bir çalışma.

Avukat Ömer Aykul’un yazdığı “İstanbul’da Yapılması Planlanan Projeler ve Ulusal Mevzuat” bölümünde, 3. Köprü’nün, projeyle ilgili yapı ve tesislerin önce ÇED Yönetmeliği’ne, sonra 2872 sayılı Çevre Kanunu’na eklenen bir madde ile nasıl ÇED sürecinden muaf tutulduğu şöyle anlatılıyor:

İstanbul’da yapılması planlanan projelerle ilgili olarak en önemli yönetmelik, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’dir. Söz konusu yönetmelik 20 yıldır hukuk sistemimizde yer almaktadır. Bu 20 yıl içinde 13 kez değiştirilmiş olup, bu değişikliklerin 6 adedi yeni yönetmelik yayını şeklindedir. En son altıncı yönetmelik ise 3 Ekim 2013 tarihini taşımaktadır. Yönetmeliğin en çok tartışılan ve daha önce iptal edildiği halde Yönetmeliğe tekrar eklenen, ardından da Çevre Kanunu’na eklenen maddesi aşağıda görülmektedir:

Geçici Madde 2 – (1) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup; 29/5/2013 tarihi itibariyle planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.

Dolayısıyla, 3. Köprü gibi çevresel etkileri son derece geniş ve önemli bir proje, 1997 yılından önce kamu yatırım programına alınmış olması gerekçesi ile ÇED sürecinden muaf tutulmaktadır. Üstelik sadece projenin kendisi de değil, projeyle ilgili yapı ve tesisler de kapsam dışı bırakılmaktadır.

Aykul bu makaleyi yazdığından beri 25.11.2014 tarihli yeni bir ÇED yönetmeliği çıkmış, buna da 09.02.2016’da yeni değişiklikler yapılmış. Çevre Kanunu’nun ilgili maddesinin “planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan” bölümü, Anayasa Mahkemesi’nın 03.07.2014 tarihli kararıyla iptal edilmiş. Yani 3. Köprü projesi, ÇED kapsamına girmiş. Ancak proje için bir ÇED raporu hazırlandığına ve bunun onaylandığına dair bir emare yok. Proje web sitesinde şöyle deniyor:

Ulusal ÇED yönetmelikleri kapsamı dışında olmasına rağmen, Görevli Şirketin inisiyatifi doğrultusunda, 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi için Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi, projenin çevresel ve sosyal sürdürülebilirliği için gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin çevresel ve sosyal mevzuatı gerekse uluslararası standartların Ekvator Prensipleri ve Uluslararası Finans Kuruluşu uygulamalarını ve gerekliliklerini karşılayacak nitelikte sürdürülmüş ve tamamlanmıştır.

Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın “İstanbul’da Yapılması Planlanan Projelerin Orman Ekosistemi ve Endemik Türler Üzerindeki Etkileri” başlıklı makalesinden bir alıntıyla noktalayalım:

İstanbul’da yapılması planlanan projelerin ekosistemler üzerindeki en büyük doğrudan etkisi ormanlar ve diğer ekosistemlerde (mera, tarım, kumul, sulak alanlar vb.) bitki örtüsünün kaldırılması ve betonlaşmaya neden olunmasıdır. 3. Köprü için, bağlantı yolları ile birlikte, Avrupa yakasında 1416 ha, Anadolu yakasında 1126 ha olmak üzere toplam 2542 ha orman alanı tahsis edilmiştir.

3. Havalimanı için ise ÇED raporu yapıldığı için daha net bilgiler bulunmaktadır. ÇED raporuna göre Havalimanı proje alanı 7650 ha kadardır. Bu alanın 6173 ha’ı orman, 1180 ha’ı madencilik ve diğer kullanım, 660 ha’ı göl, 236 ha’ı mera, 60 ha’ı tarım, 2 ha’ı fundalıktır. Proje alanının yaklaşık % 2,47’lik (189,182 hektar) kısmı özel mülkiyet arazisidir.

3. Havalimanı ve 3. Köprü ile bağlantı yolları için doğrudan kesilecek orman alanı toplamı 8715 ha kadar olup bu miktar İstanbul ormanlarının % 3.65’ini oluşturmaktadır. Bu projelerin bölgeye çekeceği yeni kullanımlarla birlikte, İstanbul ormanlarının çok daha fazlası zarar görecek, bu ormanların insanlara sağlamış olduğu hizmetlerde (odun üretimi, su üretimi, iklim düzenleme, karbon bağlama ve oksijen üretme, hava kirliliğini azaltma, canlıların yaşama ortamı vb.) azalma meydana gelecektir. Projelerin dolaylı etkileri de göz önüne alındığında etkiler daha da artacaktır.

Özellikle 3. Havalimanı projesi ÇED raporunda proje alanındaki bazı ağaçların ve endemik bitkilerin taşınacağı belirtilmiştir. Ancak bu pratik bir yaklaşım değildir. Çünkü ormanlar birer ekosistemdir ve sadece ağaçlardan oluşmaz. Orman ekosisteminin birer parçası olan fauna, flora, toprak ve iklimin taşınması mümkün değildir. Nitekim 3. Köprü yapımı sırasında nakledilen ağaç ve endemik bitki olup olmadığı açıklanmamıştır.

Kamuoyunda ağaçların kesilmesi ön plana çıkmıştır. Ancak söz konusu projelerin ormanlar üzerindeki doğrudan etkilerinin başında habitatların parçalanmasına neden olması gelmektedir. Habitat parçalanması canlıların daha küçük alanlarda yaşamaya zorlanması olup, bu durumda canlıların beslenmeleri, suya ulaşmaları güçleşmekte, küçük topluluklar içinde üremeleri sonucunda genetik bozukluklar ortaya çıkabilmektedir. Kanal İstanbul projesi, İstanbul’un bir ada haline gelmesine yol açacak, 3. Köprü ve bağlantı yolları ise orman ve diğer doğal ekosistemleri onlarca küçük parçaya bölecektir. Nitekim 11 Ekim 2013 tarihli gazetelerde yer alan yaban domuzlarının yüzerek İstanbul Boğazını geçmesi olayı da canlıların doğal yaşam ortamlarına doğrudan müdahalenin sonucudur.

İstanbul’a yapılması planlanan projelerin en önemli olumsuz etkileri, projelerin tamamlanmasından sonra ortaya çıkacaktır. Bu sorun proje alanlarının çevresinde oluşacak yerleşimlerle kendini gösterecektir. Bu durumun en çarpıcı örneği Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün yapımından sonra TEM ve bağlantı yolları çevresinde ortaya çıkan yapılaşmalardır. Hatırlanacağı üzere TEM, İstanbul’daki o zamanki yerleşim alanlarının kuzeyinden geçirilmiş ve yapım amacı olarak da kamyon trafiğinin kent içinden uzaklaştırılması gösterilmişti. Aradan geçen 20 yıl gibi kısa bir sürede 2. Köprü İstanbul’un çevreyolu olmaktan uzaklaşmış ve ana arterlerinden birisi haline gelmiştir. Turizm beldelerinde ve Anadolu’daki birçok yerde yolların yapılması ile birlikte yerleşimler de artmıştır. Dolayısıyla bu projelerin çevresinde de böyle bir baskı olması kaçınılmazdır. Son yıllarda artan doğaya yakın, site içindeki yerleşim alanlarında yaşama eğilimi, kuzeydeki orman ve diğer ekosistemlerin yoğun baskı altında kalmasına yol açacaktır.

Reklamlar