Bitcoin, kripto para ve dışlayıcılığın varoluşsal krizi

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

bitcoin_2
Çizim: Elif Mercan

Birkaç yıldır küresel finansal sistemin üzerinde bir hayalet dolaşıyor, bitcoinin (veya kripto para birimlerinin) hayaleti. Bu hayaletin hedefi, para birimlerinin tabi olduğu merkeziyeti ortadan kaldırmak ve parayı bağımsızlaştırmak. Yazıya aşırı kullanılmaktan aşınmış bu Karl Marx alıntısıyla başlamamın sebebi entelektüel pozculuk değil, yazının konusu olan bitcoinin yaratıcısının gerçekten bir tür hayalet olması. En popüler kripto para birimi olan bitcoin, kendisini Satoshi Nakamoto adıyla tanıtan gizemli bir (veya birden fazla) yazılımcının icadı. İsim kulağa Japonca gibi gelse de bu kişi veya grubun uyruğu veya diğer özellikleri hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bitcoin kağıt para gibi fiziksel varlığı olmayan, düşük işlem ücretleriyle elektronik ortamda hızlı şekilde değiş tokuş edilebilen bir para birimi. Geleneksel parayla arasındaki en önemli fark, arkasında merkezi bir otorite bulunmaması. Ulusal para birimleri bağlı oldukları merkez bankalarının para politikaları etkisinde değer değişimi yaşama olasılığına açıkken, tamamen bağımsız olan bitcoinin değerini belirleyen tek şey kullanıcılarının harcama davranışları.

Satoshi’den 2011 yılından beri hiçbir online platformda haber alınamamış, fakat yüzbinlerce bitcoin’e sahip olduğu için şu anda milyarder olduğu tahmin ediliyor. Anonim, gayrıresmi ve merkeziyetsiz bir yapıyla ortaya çıkan bitcoin projesinin bugün resmileşmiş tek yüzü Washington DC merkezli Bitcoin Foundation. Bitcoin için standardizasyon ve koruma sağlama hedefiyle yola çıkan bu vakfın kurucu üyelerinden biri Gavin Andresen, yani Satoshi’nin ortadan kaybolmadan önce bayrağını devrettiği isim. Andresen şimdilik bitcoin projesiyle ilişkilendirebileceğimiz bir numaralı kişi.

Arkasında bir merkez bankası bulunmadığı için, bitcoinin volatilitesi ulusal para birimlerine kıyasla çok daha yüksek. Örneğin 2010 yılında bitcoin kullanılarak yapılan ilk işlemdeki değeri 0.01 doların altındayken, bu yazının yazıldığı tarih ve saat itibariyle bir bitcoinin karşılığı tam 1022 dolar. Bitcoinin değeri bu sene 3 Mart’ta ilk kez olarak altını geçti, 7 Mart’ta da tarihinin en yüksek seviyesi olan 1327 ABD dolarını gördü. Avrupa merkezli ilk bitcoin borsası Bitstamp verilerine göre, bugün dolaşımdaki tüm bitcoinlerin toplam değeri 14 milyar doları geçiyor.
Peki bitcoin nasıl çalışıyor? Bunu kendi amatör cümlelerimle özetlemeye çalışmak yerine Bitcoin Project’in kendi sayfasındaki (bitcoin.org) Türkçe açıklamayı alıntılıyorum:

Bitcoin ağı “blok zinciri” [blockchain] adı verilen bir ana hesap defterini [ledger] paylaşır. Bu defter yapılan tüm işlemleri kapsar ve kullanıcının bilgisayarının bir işlemin geçerliliğini doğrulamasına izin verir. Her işlemin gerçekliği gönderen adrese karşılık gelen sanal imzalarla korunur ve tüm kullanıcıların kendi Bitcoin adreslerinden bitcoin gönderebilmelerine izin verir. Ayrıca, herkes özel donanımların işlem gücü yardımıyla işlemlerin işlenmesine yardımcı olabilir ve karşılığında bitcoin şeklinde bir ödül alabilir. Buna genelde “madencilik” denir.

Bahsedilen bitcoin madenciliği, kripto parayı geleneksel paradan ayıran en önemli özellik olan merkeziyet eksikliğinin bir ödülü gibi düşünülebilir. Geleneksel finansal sistemde para merkez bankaları tarafından üretilir ve üretilen paranın değeri de bu merkez bankalarındaki rezervler tarafından belirlenir. Fakat bitcoinin bağlı olduğu merkezi bir kuruluş olmadığı için, değeri yalnızca piyasadaki miktarı tarafından belirleniyor. Piyasadaki miktarı da kullanıcıların madencilik yaparak ne kadar bitcoin ürettiğine bağlı olarak şekilleniyor. Yani bitcoin madenciliği yapmak isteyen herkesin açık kaynaklı yazılımlardan faydalanıp, gerekli matematiksel hesaplamaları çözmesi ve böylece bitcoin üretmesi mümkün. Böyle basitçe açıklanabilse de bitcoin madenciliği kolay bir iş değil, çünkü bunun için hem ciddi bir donanım gücüne hem de teknik bilgi birikimine ihtiyaç var. Yine de, üretilebilecek maksimum bitcoin için bir tavan sayı var. Tüm madencilik imkanları kullanılsa dahi 21 milyondan fazla bitcoin üretilemiyor, bunun da bitcoini tasarlayan Satoshi’nin geleneksel finansal sistemdeki enflasyon problemine getirdiği bir çözüm olduğu tahmin ediliyor.

Blok zinciri teknolojisi

Kripto para birimleri için belkemiği işlevi gören blok zinciri teknolojisi, yalnızca bitcoin ve benzeri para birimleriyle işlem gerçekleştirilmesini mümkün kılmıyor, aynı zamanda mevcut finans sistemiyle ilgili verimsizlikleri ortadan kaldırma potansiyeli de taşıyor. PwC’nin 2014 yılında finansal hizmetler sektöründeki tehditler üzerine hazırladığı raporda paylaşılan verilere göre, ödeme ağları, borsalar ve para transfer hizmetleri gibi finansal aracıların yüzde 45’i ekonomik suçlar dolayısıyla zarar görüyor. Aynı raporu kaynak gösteren 1 Mart tarihli bir Harvard Business Review makalesi, raporun ön plana çıkardığı istatistikleri temel alarak, mevcut finansal sistemin bu kadar verimsiz olmasının üç ana sebebini bürokrasi, merkeziyet ve dışlayıcılık olduğunun altını çiziyor. Buna göre, sistemdeki eski usül formaliteler yeni bir dijital kılıf altına girerek verim düşürmeye devam ediyor ve yaygın merkezilik, hem sistemin kendini yenileyebilmesini hem de gelişmelere ayak uydurmasını engelliyor. Sistemin dışlayıcı eğilimleri ise milyarlarca insanı temel finansal araçlardan mahrum bırakıyor. Bugün banka hesabı dahi bulunmadığı için modern finansal sistemin dışında kalan 2.5 milyar insan olduğu tahmin ediliyor.

Blok zinciri devrimi ise, finansal hizmetlerdeki verimliliği düşüren tüm bu nedenleri ortadan kaldırabilecek bir yenilik vaat ediyor. Bu teknoloji sayesinde tüm menkul değer işlemleri güvenli ve anonim şekilde kayıt altında tutulabiliyor ve böylelikle dünya tarihinde ilk kez, birbirini hiç tanımayan kişi veya taraflar arasında anlaşmalar ve finansal işlemler gerçekleşebiliyor. Daha da önemlisi, bankalar, derecelendirme kuruluşları ve devlet kurumları gibi aracı odaklar olmaksızın, doğrudan değer üretilebiliyor.

Blok zinciri teknolojisinin ne kadar büyük bir dönüşümün kapılarını araladığı, Paul Vigna ve Michael J. Casey’nin “Cryptocurrency: How Bitcoin and Digital Money are Challenging the Global Economic Order” (Kripto Para Birimi: Bitcoin ve Dijital Para Küresel Ekonomik Düzeni Nasıl Değiştiriyor) kitabında yapılan bir Medici benzetmesiyle şöyle özetlenmiş:

Bugün para ve menkul değer alışverişinde kullandığımız sistemin kökleri, bankaların Avrupa ekonomisinde üstünlük kazanmaya başladığı döneme ve Floransa Rönesansı’nın öncülerinden Medici ailesine uzanıyor. Eğer günümüz terimleriyle konuşacak olursak, toplumun hayati bir ihtiyacını keşfedip buna çözüm sağlayacak bir sistem geliştiren bu ailenin, teknolojiye yön veren radikal düşünürlerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu kişiler, birikim yapanlar ve borç almak isteyenler arasında aracılık yapmanın bir yolunu buldular ve sermaye ihtiyacı olanları, borç verecek ekstra sermayeye sahip olanlarla buluşturdular. Ancak bu buluşma elbette bir ücret karşılığında gerçekleşecekti. Bu değiş tokuş, bugün bir Silikon Vadisi yatırımcısının “network verimliliği” olarak adlandıracağı bir sistemin daha da dramatik bir versiyonuna benziyor.

Bahsedilen örneğe göre, toplumdaki borçların ve alacakların tek bir bankanın hesap defterinde kayıt altına alınarak buluşturulması, ekonominin daha verimli işleyebilmesi için ihtiyaç duyulan güveni tesis etmişti. Her gün daha fazla kullanım alanı bulmaya başlayan blok zinciri teknolojisi ise, bu verimliliğin sağlayıcısı olan güveni, aracı kişi ve kuruluşların tekelinden kurtarıyor. Böylelikle daha fazla insanın, aracı sistemlere daha az masraf yaparak para alışverişinde bulunabilmesini sağlıyor. Belki hepsinden daha önemlisi, mevcut finansal sistemin dışlayıcı ve bürokratik yapısına meydan okuyarak, dahil olamayan insanları da bu sistemin içine entegre etmeyi başarıyor.

Yasadışılık algısı

Bitcoin bazıları için paranın evrimindeki üst bir safhadan ziyade, kaygı duyulması gereken bir yasadışılık kaynağı. Bunda şüphesiz ünlü illegal alışveriş sitesi Silk Road’un katkısı büyük. Özünde online bir kara borsa olan ve internetin dark web olarak adlandırılmış, erişilmesi teknik açıdan karmaşık ve zor kısmında ortaya çıkan bu sitede 2011’den beri uyuşturucu, sahte belge ve kiralık katil gibi yasadışı ürün ve hizmetler alınıp satılıyor. Sağladığı anonimlik dolayısıyla bu alışverişlerde bitcoin kullanılması, bitcoinle ilgili olumsuz bir algı oluşturuyor. Silk Road, FBI tarafından 2013 ve 2014 yıllarında iki kez kapatılmış olmasına rağmen, üçüncü bir sürümünün tekrar açıldığı biliniyor ve bu sürüm şimdilik hala aktif.

Türkiye’nin yakın geçmişte yaşadığı siyasi çalkantılarda bile kripto parayla ilişkilendirilen yasadışılık algısından izler görmek mümkün. Örneğin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan operasyonlarda, FETÖ adına faaliyette bulunan şirketlerin kripto para birimleriyle gerçekleştirdiği yüklü miktardaki işlemlerin peşine düşülmüş ve konuyla ilgili olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu da bir rapor hazırlamış. 17 Ağustos 2016 tarihli bir Sabah gazetesi haberinde, “dijital para devrede” alt başlığıyla şunlar aktarılıyor:

Dijital para kullanımında kimlik bilgileri izlenirken, kullanıcıların kendi aralarında yaptıkları transferler takip edilemiyor. Yetkililer, FETÖ’nün özellikle son 7-8 yıldır resmi para birimlerine alternatif olarak geliştirilen kripto, dijital para birimlerini de kullandığına dikkat çekerek, “Kara paranın önemli bölümünü bu yolla akladılar. Farklı web siteleri üzerinden komisyon karşılığında yapılan bu transferlerin takibi çok zor. Ancak kişi bilgilerine ulaşılabiliyor” değerlendirmesini yaptı.

Tüm bu örneklere rağmen, ortaya çıkan yeni teknolojilerin ilk etapta yasadışı faaliyetler için cazip bir alan oluşturması aslında yeni veya şaşırtıcı bir tecrübe değil. Devlet gözetimi olmadan bilgi alışverişinde bulunulabilen veya ödeme yapılabilen tüm yeni mecralarda benzer tehlikeler yaşanmıştı – ki bildiğimiz anlamıyla internetin ta kendisi de aslında buna dahil. Yasadışı faaliyetlerin yer edindiği tüm mecralarda olduğu gibi kripto para kullanımında da, koruma veya denetleme mekanizmalarının yavaş yavaş ortaya çıkması kaçınılmaz. Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin alınıp satılabildiği online servislere kaydolurken bazı kimlik veya güvenlik bilgilerinin istenmesi, asgari düzeyde de olsa bu tür denetlemelerin ortaya çıktığının küçük bir örneği.

Ayak uydurmaya çalışanlar

Dijital para birimlerinin gelip geçici bir teknoloji trendi olmadığı ve muhtemelen mevcut ekonomik düzenin geleceğini şekillendireceği, devletlerin ve büyük şirketlerin de dikkatini çekmiş olacak ki, son yıllarda konuyla ilgili önemli atılımlar meydana geliyor. Örneğin dünyanın en eski merkez bankalarından biri olan İsveç Merkez Bankası Riksbank, iki yıl içinde e-krona adında bir dijital para birimi üreteceğini duyurdu. 15 Kasım 2016 tarihli bir Financial Times haberinde sözlerine yer verilen Riksbank genel müdür yardımcısı, bu adımın ardındaki en önemli sebebin İsveçlilerin nakit kullanımındaki yüzde 40’lık düşüş olduğunu söylemiş ve eklemiş: “Bu karar 300 sene önce hayatımıza giren kağıt banknot kadar büyük bir devrim olacak.” Buna ek olarak dört büyük bankanın da (UBS, Deutsche Bank, Santander ve Bank of New York Mellon) dijital para birimi geliştirmek için işbirliği yapma kararı aldığı biliniyor.

İsveç Merkez Bankası ve diğerlerinin üretimine geçmeyi planladığı dijital para, geleneksel para ve kripto para arasında şifreleme ve depolama açısından farklar var. Sanal ortamdaki yasal para, asla nakde çevrilmese dahi, kağıda basılmış ve fiziksel karşılığı olan itibari parayı temsil ediyor. Dijital para birimi ise, kağıda basılmış bir karşılığı olmayan, yalnızca bir sabit sürücüde veya dijital bir bellekte karşılığı olan parayı temsil ediyor. Kripto paranın farkı ise, kriptografik bir algoritma kullanılarak yaratılmış, hem sanal hem de dijital özellikte bir para olması. Kripto paranın “basılması” mümkün değil. Bu paranın bir biriminin karşılığının temsil edilebilmesi için, şifrelenmiş algortimasının bilgisayar gücüyle çözülmesi gerekli. Kripto para birimleri genelde “coin” olarak adlandırılıyor. Bitcoin, yüzlerce farklı kripto para biriminden en yaygın olanı. Diğer popüler kripto para birimleri arasında en çok kullanılanlara örnek olarak da Litecoin ve Ethereum var.

Kayıtsız kalanı yakacak bir ateş

Kripto paranın yükselişi ve yaygınlaşmasının geleceği nasıl şekillendirebileceğiyle ilgili bahsedebileceğim bir sürü heyecan verici ihtimal var. Ancak bu ihtimaller denizinde beni en çok umutlandıranlardan biri sanırım şu: kripto para, yalnızca köhnemiş finansal sistemimize değil, kadınları 21. yüzyılda hala orta çağ kanunlarıyla yaşamaya mahkum eden gerici kültürlere karşı da bir savaş başlatacağa benziyor. Kendi paralarını kazanıyor olsalar dahi bu parayı yönetme özgürlüğünden mahrum bırakılmış milyonlarca kadın var. Bunlardan biri Afganistanlı Parisa Ahmedi, hikayesi ise Vigna ve Casey’nin kitabındaki açılış anekdotunda anlatılıyor. Afganistan’ın Herat kentinde bir kız lisesinde okuyan Parisa, kız öğrencilere internet ve sosyal medyayla ilgili beceriler kazandırmayı amaçlayan ABD destekli özel bir eğitim girişimine 2013 yılında kaydolmuş. Film Annex adlı bu girişim, sinema üzerine içerik üreten 300 bin blogger’a para ödeyerek destek olan bir platform. Kendisi de sinemayla yakından ilgilenen Parisa, bu platformun bir parçası olup izlediği filmlerle ilgili değerlendirmeler yazarak kendi parasını kazanmaya başlamış. Ancak Afganistan’da neredeyse hiçbir gencin banka hesabı olmadığı için ve geleneğe göre ellerine geçen paranın ailenin erkeği tarafından muhafaza edilmesi gerektiği için, Film Annex’e kayıtlı Parisa gibi yedi bin Afgan genç kız blogger’ın kazandığı para ellerinden alınmış.

Film Annex’in New York’lu kurucusu Francesco Rulli, genç Afgan kızların yaşadığı bu problemi kabullenememiş ve bunu çözmek için blogger’lara bitcoin cinsinden ödeme yapmaya karar vermiş. Bitcoinler, evde internet erişimi olan herhangi biri tarafından oluşturulabilecek dijital cüzdanlarda depolanabiliyor ve ne bir banka hesabı, ne de kişinin erkek olduğuna dair bir kanıt gerektiriyor. Kullanıcısının kimlik bilgilerine, ismine veya cinsiyetine ihtiyaç duymayan bu ödeme sistemi, Parisa örneğinde de olduğu gibi, kadınların erkekler tarafından ekonomik baskı gördüğü, hatta finansal özgürlüklerinin gasp edildiği toplumlarda, erkeklerin denetimi olmaksızın kendi paralarını yönetebilme imkanı sunuyor.

Geleceği şekillendirmek açısından taşıdığı bu muazzam potansiyel, bitcoin projesinin bizi kültürel ve finansal çürümüşlüklerin içinden çekip çıkaracak bir tür Mesih gibi algılanmasına neden olabilir. Ancak mevcut finansal sistemin çarpıklıklarını oluşturan serbest piyasa kaynaklı etkenler, merkeziliğin ortadan kalktığı ve bağımsızlaşmış bir sistemi dahi tehdit edebilir. Kripto para her ne kadar merkeziliği azaltacak ve sistemi özgürleştirecek olsa da, kapitalizmin doğasındaki tekelci eğilimlere karşı bağışıklık kazanmış değil. Örneğin bitcoin ağını ve madenciliğini kontrol altına alabilecek kadar güçlü bilgisayar donanımı elde eden kişi veya kurumlar tekelleşerek bu sistemi de suistimal edebilir. İstismara ve tehlikelere açık olsa da, görünen şu: mevcut finansal sistemin bugüne dek gördüğü en büyük varoluşsal tehdit olan bitcoin projesi öyle kuvvetli bir ateş ki, ona kayıtsız kalanları yakacak, mahvedecek.

Reklamlar