Kategori: Görüş

Post-factual democracy

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Yan Yol’un 12 Temmuz Salı günkü programında, Brexit ve Donald Trump’ın başkan adaylığı ile ilgili analizlerde sıkça dile getirilen “post-factual democracy” kavramını tartıştık. “Post-factual democracy”e, tam bir çeviri olmasa da “gerçeküstü demokrasi” adını taktık ve bu durumu, “politikacıların doğruyu söyleyip söylememelerinin seçmenlerin oy verme davranışlarına etki etmediği” yeni bir dönem olarak tanımladık. Gerçeklerin, olguların, doğruların bir önemi yoktu, politikacıların insanlarda hitap ettiği ya da harekete geçirdiği duygular önemliydi.

Teknoloji ve ekonomi

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

Toplumun yapısını ekonomik ilişkiler, ekonominin yapısını ise teknoloji belirler. 21. Yüzyıl’ın başında, önümüzdeki yirmi yılda ciddi ekonomik değişimler getirecek teknolojiler karşımızda: yapay zeka, ileri robot teknolojisi, şeylerin interneti ve üç boyutlu print yapabilme yeteneği.

Yapay zeka teknolojisi, elektronik sistemlere daha önceden birebir senaryosuna maruz kalmadıkları yeni problemlere kendi başlarına çözüm geliştirebilme şansı getiriyor. İleri robot teknolojisi sadece üretimde değil artık hizmet sektöründe de işçilerin yerini almaya başladı. Yakın zamanda Japonya’da çoğunluğu robot hizmetlilerden oluşan bir otel işletmeye açıldı bile. Şeylerin interneti ise çoğu kullandığımız aygıtın biz insanlar araya girmeden birbirleriyle haberleşebilmesini, sorunları tespit edip çözümünü hazırlayarak hayatımızı kolaylaştırmasını sağlıyor. Üç boyutlu print ise fiziksel materyelleri istediğimiz şekle insan eli değmeden sokmaya yarıyor.

Bir büyükşehir masalı: ekonomik rantın kutuplaştırdığı komşular

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Günümüzde kentler kontrol edilemez hızlarda büyürken, aynı kentte yaşayan farklı topluluklar da her geçen gün birbirinden kesin ve keskin sınırlarla ayrışmaya devam ediyor. İstanbul gibi kentler, bir araya gelemeyen, birbirinden korkan, fakat birbirine sadece komsu hayatlar süren topluluklar arasında paylaşılamayan bir meta haline geliyor. Birbirine komşu ve farklı hayatlar yaşayan bu topluluklar, birbirlerine sataşıyor, birbirlerini farklı “silahlarla” tehdit ediyor, sonuç ise kendi içine daha da kapanan ve kendinden farklı gördüğü ya da tanımadığı diğer gruplarla arasında daha da keskin bariyerler oluşturan “faşist cemaatler”…

Kütüphane kültürü, baş meridyen ve İnka tapınakları

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Başlıktaki üç şeyin benim bildiğim kadarıyla tek ortak noktası şu: hiçbiri Türkiye’de yok. Bu yazı diğerleriyle değil sadece kütüphane kültürü ile ilgili, ama özellikle kütüphane kültürünün yokluğu ile ilgili olduğu için Türkiye’de var olmadığına emin olduğum ve aklıma ilk gelen iki rastgele şeyi de yazıverdim. Sıfır sayılı baş meridyenin geçtiği herhangi bir nokta veya İnka medeniyetine ait bir tapınak nasıl Türkiye’de kesinlikle yoksa, insanların bilgiye serbestçe erişebildiği ve ortak çalışma alanı olarak kullanabildiği kütüphaneler etrafında oluşmuş herhangi bir kültür de yok.

Bağışlarla gelen huzur(suzluk): Boyfriend jean’ler ve yoksullar

Çağrı Yalkın, cagri.yalkin@brunel.ac.uk

Antropolog Andrew Brooks, “Clothing poverty: the Hidden World of Fast-Fashion and Second-hand Clothes” (Yoksulluğu Giydirmek: Hızlı Moda ve İkinci El Kıyafetlerin Saklı Dünyası) isimli kitabında sanılanın aksine “yoksulları giydirmeliyiz, onlara kıyafetlerimizi bağışlamalıyız” demiyor. Yıllar süren bir antropolojik saha çalışması sonunda, masumane bir şekilde özellikle İngiltere ve Kuzey Amerika’da derneklere, hayır kurumlarına bağışladığımız kotların (jean’lerin) nasıl olup da Afrika’da yoksullara satıldığını anlatıyor.

Sanal alemler çocuk oyuncağı değil

Yalın Solmaz, ysolmaz@gmail.com

Bir uzay gemisinin içindeyim. Önümdeki sedyenin üzerinde gri renkli bir uzaylı yatıyor; anlaşılan ölü ele geçirilmiş. Kafası gövdesine göre çok büyük ve kocaman gözleri halen açık. Solumda ve sağımda istemeyeceğim kadar operasyon aleti var, adlarını bilmediğim, dişçilerin kullandığı aletlere benzeyen ama onların beş katı büyüklüğünde. Bulunduğum oda bir kokpit gibi. Her yer cam ve camın ötesinde ucu bucağı belli olmayan uzay var. Bir sürü yıldız, galaksi, renkler, vesaire.

Değişim, eşitsizlik ve şehir efsaneleri

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

Credit Suisse’in 2014 Küresel Refah Raporu’na göre, dünyanın en zengin kısmı dünya servetinin yarısından fazlasına sahip. Fransız ekonomist Thomas Piketty’nin kapitalist sistemde eşitsizliği tartıştığı kitabının kısa süre içinde en çok satanlar listesine girmesi ve eşitsizliğin Avrupa siyasi söyleminde sıklıkla dile getirilmesi konuya ilginin arttığına işaret ediyor. Ancak, eşitsizlik, hâlâ, insanların kapitalist üretim sisteminin neresinde olduklarına göre değişen sosyal konumlarıyla eşlendirilmekte. Bu şekilde belirlenen sosyal konumlamaların tüketimden, tüketimin de kültürden bağımsız olarak görüldüğünü söylemek mümkün.

Adele vs. ‘Circle of Fourths’

İlker Akman, ilkerakman@hotmail.com

Adele’in ‘Million years ago’ şarkısının Ahmet Kaya’nın ‘Acılara Tutunmak’ şarkısından alıntı olup olmadığı sadece Türkiye’de değil tüm dünyada konuşuldu. Sonrasında ise İlhan İrem – Yazık Oldu Yarınlara, Majida El-Roumi – Kalimat, Los Iracundos – Puerto Montt (Ajda – Sensiz Yıllarda) vb. şarkıları da bu konu içine çekildi. Peki, bu şarkıların birbirlerine bu kadar benzemesinin sebebi ne olabilirdi?