Kategori: Melis Oğuz

Güvenliğin bedeli

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

 

GuvenliginBedeli cmyk
Çizim: Elif Mercan

 

Yan Yol takipçileri ve de/da fanzin okurları bileceklerdir, toplu taşıma ve güvenlik üzerine araştırmalarımı son zamanlarda daha da yoğunlaştırdım. Irmak da geçenlerde benimle the Guardian’da yayımlanan “Paying to Stay Safe: Why Women Don’t Walk As Much As Men” başlıklı makaleyi paylaştı. Bu makalede Talia Shadwell, Stanford Üniversitesi’nde hareketlilik eşitsizliği üzerine yapılan araştırma dizisinin bulgularını derlemiş. Tim Althoff, Rok Sosic ve Jennifer Hicks’in öncülüğünde araştırmalarını yürüten ekibin bulgularına göre, kadınların erkeklere göre daha az adım attığını ortaya koymuş. İlk akla gelen muhtemel sebeplerin (tembellik, fiziksel farklılık vs.) aksine bu durumun kişisel güvenlik ve güvenlik kaygılarından ortaya çıktığını belirtiyorlar.

“Bildiğimizi sandıklarımız,” “bilmediğimizi bildiklerimize” karşı

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Bu yaz, çok uzun zaman sonra gerçek bir tatil yapabildim. İşler ve güçler kenarda bekledi; ben uyudum, düşündüm, okudum, yürüdüm, ailemle vakit geçirdim. İnsan beyninin diğer tüm meşguliyetlerini (tümünü olmasa da, en azından yoğun meşguliyetlerini) kenara bıraktığında okuduklarından daha fazlasını alabiliyormuş meğer. Sadece kendi kendime okumakla da kalmadım; bazen anneme, bazen kuzenime sesli okudum; sonra okuduklarımın düşündürdüklerini anlattım, tartıştık bazen, bazen yeni bilgilere vakıf olduk ailecek. Onca okuma seansından sonra ise, benim için bu yaza damgasını Christopher Chabris ve Daniel Simons tarafından kaleme alınan kitap vurdu.

Daha ne kadar kapanabiliriz?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Yan Yol’un ilk programından bu yana, sürekli kutuplaşma olgusundan bahsettik; farklı tematik sohbetlerimizde söz konusu meseleyi sosyo-kültürel zıtlıkların uçurumlaşmasına bağladık. Bu meseleyi çok evirip çevirmek ya da çok sıklıkla söz eder hale gelmek, bende bu yazıyı kaleme alma içgüdüsünü tetikledi. Madem toplum ve kültürle ilgili sohbetlerimizin bir çoğunda kutuplaşmadan bahsetmeden programı kapatamaz hale geldik, o halde bu konu üzerine daha fazla düşünmek, yazmak, çizmek, okumak ve hatta araştırma yapmak da gerekiyor diye düşündüm.

Hatasız düşünebilir misiniz lütfen?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

img-529125804-cmyk
Çizim: Pınar Dönmez

Bu sıralar babam kendine yeni bir meşgale edindi: Yan Yol’da neler konuşabileceğimize dair bize önerilerde bulunmak. Kah bir kitap tutuşturuyor elime, kah gecenin bir yarısı “ödevimi yaptım” diyerek bir mesaj atıyor bir haber ya da bir makale eşliğinde. En son önerilerinden birisi, Rolf Dobelli’nin NTV Yayınlarından çıkan Hatasız Düşünme Sanatı II oldu. Rolf Dobelli’nin “yapmamamız gereken 52 düşünce hatası”nı kaleme aldığı ilk kitaptan sonra, ikinci bir ciltle bu 52 düşünce hatasına yapmamamız gereken 52 düşünce hatası daha eklemiş. Okuması çok keyifli; şiddetle tavsiye ederim. Hayal gücünüz de zenginse, kendinizi analiz etmeyi de seviyorsanız, kitap ve kitaptaki her bir düşünce hatası daha da keyif veriyor okurken.

Minimalist bir hayata doğru: sosyal medya orucu

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

minimalist_bir_hayata_dogru
Çizim: Elif Mercan

Aslında hiç de böyle bir planım yoktu; zamanlaması dahi o kadar tesadüfi ki, bazen bilim insanı kimliğimle çelişircesine kadere inanasım geliyor. Bu yaz Viyana’ya gittiğim konferans sonrasında liseden bir sınıf arkadaşımın evinde misafirdim. Evi çok küçük ve çok uzun zamandır bu evde yaşıyor, evini değiştirmek istiyor, ama o kadar merkezi bir konumda yeni kiraya çıkmak finansal olarak külfetli. O da bu mekanın içerisinde kendine çözümler ararken, Marie Kondo ile tanışmış. İlgilisi muhtemelen bilecektir, Konmarie usulü ismini verdiği yöntem ile, Kondo yaşam mekanlarımızı toplayıp sadeleştirerek rahatlayabileceğimizi iddia ediyor. Bana da tavsiye etmişti, aklımdaki okuma listemde yerini aldı kitap. Bu sırada Ahmet “şu kitaplarını ne zaman okuyacaksın?” diye dürtüklüyordu, ama buna cevabım “tamam, kafamdaki listedekileri de kuleme ekleyip sonra jengaya başlayabilirim,” oldu. Kule yıkılana kadar, oku Melis!

Müziksiz mekanlar

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

En son dışarıda nerede yemek yediniz? Yemek yediğiniz yerde ne çalıyordu? Eğer müzik dinlemek için özellikle seçmediyseniz mekanı, muhtemelen hatırlamıyorsunuzdur. Hatırlamıyorsanız, ne çaldığının önemi yoktu da diyebilir miyiz? Yoksa sizi “rahatsız etme” noktasına gelmedikçe mi “önemsiz” fondaki “sesler”?

Peki ya hiç “fon müziğinin” olmadığı bir mekanda yemek yeme, sohbet etme, çalışma fırsatınız olsaydı? O zaman sanırım, fon müziğinin sizi “rahatsız etme” seviyesi ile ilgili çıtanızı değiştirmeyi de düşünebilirdiniz. Sessizliğin size sunulduğu bir mekan düşünsenize? Sadece sizin sohbetiniz, sizin çevirdiğiniz sayfaların hışırtısı, sizin tabak çanak tıngırtınız… Bu da başlı başına bir müzik değil mi zaten?

55 yılda ne değişmedi?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Jane Jacobs’un, 1961’de kaleme aldığı “Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı” (The Death and Life of Great American Cities) isimli kitabın çevirisinin yayımlanmasının üzerinden beş sene geçti (çev.: Bülent Doğan; basım: Metis Yayınları). Bu kitap, belki de “kent ve kadın” minvalinde gerçekleştirdiğim çalışmalar sebebiyle benim başucu kitaplarımdan biri olmuştu; vakit bulabilsem (tabii uzmanlığım olmadığını da kabul ederek), kendim çevirip Türkçe kaynaklara eklemek istediğim bir kitaptı. Dolayısıyla beş sene önce çevrildiğinde, bu çevirinin çok daha önce yapılmamış olmasından mütevellit hafif buruk bir sevinç yaşamıştım. Orijinal baskısının üzerinden bugün itibariyle 55 sene geçmiş olsa da, kitabın içeriği, günümüz kentlerini, özellikle de kendi kentlerimizi anlamamız açısından bugün hala taptaze.