Kategori: Şubat/Mart 2017, Sayı: 7

Evdeki yabancı, yabancı ev

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

image1
Çizim: Nevin Öztürk – Instagram: @paperboatart

Birkaç yıl önce gazetelerde ünlü bir iş adamının, beş yaşındaki kızına bakan Özbek bakıcıyı darp ettiğiyle ilgili haberler çıkmıştı. Bakıcının kendi ifadesine göre işverenleri gelmeleri gereken saatten daha geç geleceklerini haber vermiş, o da bir arkadaşıyla buluşup ona borcunu ödemek zorunda olduğu için çocuğu alıp Fikirtepe’ye götürmüş. Bu sırada aileye haber vermemiş, aile de çocuklarının kaçırıldığını düşünüp paniğe kapılmış. Bakıcı çocukla beraber eve döndüğünde de baba bakıcıyı (demir çubukla) darp etmiş. Haberde kadıncağızın sargılar içinde bir de fotoğrafı vardı.

Müziksiz mekanlar

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

En son dışarıda nerede yemek yediniz? Yemek yediğiniz yerde ne çalıyordu? Eğer müzik dinlemek için özellikle seçmediyseniz mekanı, muhtemelen hatırlamıyorsunuzdur. Hatırlamıyorsanız, ne çaldığının önemi yoktu da diyebilir miyiz? Yoksa sizi “rahatsız etme” noktasına gelmedikçe mi “önemsiz” fondaki “sesler”?

Peki ya hiç “fon müziğinin” olmadığı bir mekanda yemek yeme, sohbet etme, çalışma fırsatınız olsaydı? O zaman sanırım, fon müziğinin sizi “rahatsız etme” seviyesi ile ilgili çıtanızı değiştirmeyi de düşünebilirdiniz. Sessizliğin size sunulduğu bir mekan düşünsenize? Sadece sizin sohbetiniz, sizin çevirdiğiniz sayfaların hışırtısı, sizin tabak çanak tıngırtınız… Bu da başlı başına bir müzik değil mi zaten?

Bilim ve algısı, inanç ve animizmi: yeryüzü davetine notlar

Özen B. Demir, bltndmr@gmail.com

20170118113123801_0001
Çizim: Pınar Dönmez

“[…] [D]ünya muammasının gerçek, kesin çözümü insan zihninin bütünüyle idrak ve tasavvur edemeyeceği bir şey olmalıdır; dolayısıyla daha yüksek türden bir varlık çıkıp onun bize verdiği bütün sıkıntıyı alsaydı, yapacağı açıklamaların hiçbirini kesinlikle anlayamazdık. Bu itibarla şeylerin nihai yani ilk sebeplerini, dolayısıyla ilk varlığı, mutlakı veya başka her ne şekilde adlandırmayı tercih ediyorlarsa onu ve onunla birlikte dünyanın neticesinde doğduğu, veya sudur ettiği, veya düştüğü, veya vücuda geldiği, varlığa bırakıldığı, tard edildiği ve açığa çıkarıldığı süreç, sebep, saikler yahut her ne ise bildiklerini iddia edenler, eğer şarlatan değillerse maskaralık edenler, boş palavracılardır.” (Schopenhauer, 2014: 140).

Üç tarz-ı uçuş: İkarus, Daedalus ve Giritli üzerine

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

uctarziucus
Çizim: Elif Mercan

İkarus’un öyküsü malumunuz bir dramdır: Girit’ten kaçmaya çalışan İkarus, babası Daedalus ile beraber kumsalda pineklemektedir. Girit’in iri öküzleri kadar meşhur labirentini inşa eden Daedalus kumsalda martı tüyleri (ve tahminen ölüleri) görmüştür. Elinde biraz da balmumu vardır. Daedalus bir antik dünya dahisi olup mühendislik fakültesine gitmediği için parlak fikirlerini kendine saklamaz. Balmumuna şekil verip martı tüylerini balmumuna dizerek takılabilir kanat yapar. Yaptığı kanatların kullanımını oğlu İkarus’a anlatır: Kanatları takan ne çok alçaktan ne de çok yüksekten uçmalıdır. Çok alçaktan uçarsa denizin nemi kanatları ıslatacak ve artık uçamayacaktır. Eğer çok yüksekten uçarsa güneş ışığı kanatları çok fazla ısıtacak ve balmumu eriyecektir.

Evrilmeden devam ediniz lütfen

Ahmet Aral, aralahmt@gmail.com

Nasıl da konsantre olmuştuk oysa ki hep birlikte. 2016’yı arkasına bir damla su dökmeden yollayacak ve 2017’ye umutla uyanacaktık. Devamını biliyorsunuz zaten… 2014’ten bu yana “umut bu topraklardan gitmiş” yazıyorum her kalemi elime alışımda hâlbuki. Neyse, çok uzatmayalım yine de ümitsizliği. Kanıksama, adapte olma, evrilme yeteneğimiz sayesinde ölmediysek devam ediyoruz bir şekilde.

Döviz piyasalarında neler oluyor?

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

img_2662
Fotoğraf: Irmak Akman

Türkiye’nin mali yapısı, istatistiklere baktığımızda, sağlam görünmekte. Bankaların bilançoları kuvvetli, geri ödenmeyen kredi tutarı oranı Avrupa’daki en düşük oranlardan; özel şirketlerin döviz borcu yüksek, ama çevrilebilir bir borç, sadece çevrilirken alacakları yeni borcun faizi yüksek olur; kamu borcu ise oldukça düşük. 2016 istikrarsız bir seneydi ama gene de ekonomik büyüme oranı yüzde 3-3,5 gibi fena sayılmayacak bir oranla kapanacak gibi görünüyor.

Hayır şenliği

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

no_ver5_xlg

Anayasa değişikliği paketi mecliste kabul edilip de referandum yolu açılınca, benim de aklıma pek çok kişi gibi 2012 yılının sonlarında seyrettiğim Pablo Larrain’in No filmi geldi. Filmde, 1988 yılında Şili’de Başkan Augusto Pinochet’in görev süresinin sekiz yıl daha uzatılıp uzatılmamasının oylandığı referandumdan önce Hayır kampı tarafından yürütülen televizyon kampanyası anlatılıyordu. Televizyon kampanyasını hazırlaması için popüler bir reklamcıyla anlaşılmış, reklamcı Hayır kampından yükselen itirazlara rağmen kampanyayı Pinochet’in yaptığı kötülüklerin değil, mutlu bir gelecek vaadinin üzerine kurmuştu. Kampanya, hayır oyu vermek istediği halde sosyalist bir düzene dönmekten korkan orta yaşlı seçmenlerle, Pinochet’in seçimde hile yapacağını düşünen genç seçmenleri hedeflemişti. Maruz kaldıkları tüm tehditlere rağmen kazandılar.

Masadaki doktor, Meçhul Kız ve Tereddüt

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Doktor olmak bazen uçakların kara kutusu olmaya benziyor, mesai dışı da dâhil. Bir bakmışsın ki, zincirleme arkadaş gruplarından oluşan kalabalık bir masada pizzanın gelmesini beklerken, ilk ve belki de son kez gördüğün insanların en mahremindesin, sırlarındasın. Doktora sormak için kenara atılan soruların, evrenin sırlarına dair merakların, telefonlarda duran raporların, chia tohumunun faydalarının, “göğsüm ağrıyor” klişesinin, karşıt görüş bildirsen masadakiler tarafından darp edileceğin sevimsiz hastane ve doktor öykülerinin muhatabı olmuşsundur istemsizce.

Gezi notları: Kişinev

Selçuk Türkmen, hselcukturkmen@gmail.com

Yaklaşık bir yıl önce kısa bir Kişinev gezisinden döndüğümde, izlenimlerimi soran arkadaşlarıma kestirme bir yanıt vermiştim: Gitmezseniz çok şey kaçırmazsınız. Sovyet ve postsovyet gerçekliğin hemen her türünden merak, ilgi ve büyülenme karışımı bir duyguyla etkilendiğim halde, o zaman gerçekten Kişinev’den etkilenmeden döndüğümü düşünüyordum. Bir yıl sonra, pek de öyle olmadığını ayrımsıyorum.

Değişik memleket dedikleri yer: Hindistan

Fergül Çırpan, fergulc@gmail.com

İçten içe çekiniyorsunuz… biliyorum. Pis diyorsunuz ve kötü kokuyormuş sokakları. Kalabalıkmış çok ve insanlar çok fazla ve çok pislermiş. Sokaklarda yemekler. Dolu dolu baharatlarla dolu garip garip yemekler. Fareler diyorsunuz… onlar bile saygı görüyormuş. Evcil hayvan olarak besliyorlarmış onları. Odalar dolusu fareler var diyorsunuz. Süt içiyorlarmış kaselerden.