Bir renkten öte: Blue

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Melankoli ve hüzün ile bağdaştırılan “feeling blue” deyişini Google translate’e yazdığımda, “mavi hissetmek” çevirisi ile karşılaştım. “I feel blue” yazarak aradığım doğru cevabı teyit ederken, bir yandan da düşünmedim değil: Bir renk nasıl hissedilir ki? Ters açıdan bakan Fernando Pessoa ise, Huzursuzluğun Kitabı’nda (Livro do Desassossego, 1982) “Hissetmek- ne renktir?” diye sorar. Farklı algıları tek bir paydada birleştirebilen sinestezik kişiler için çok doğal sorulardır bunlar belki de.

Yaklaşık 200 monokrom mavi tablosu bulunan ve kendi patentli mavi tonunun (International Klein Blue-IKB) da yaratıcısı Fransız ressam Yves Klein, çerçevesiz mavi tablolarını boşluğa açılan kapı olarak tanımlar ve yönetmen Jarman’ı da etkiler. AIDS hastalığı sonucu görme duyusunu yitirmeye başlayıp ara ara mavi ışık çakmaları yaşayan Derek Jarman, bir veda niteliğindeki son filmi “Mavi”de (Blue, 1993), seyirciyi baştan sona değişmeyen IKB rengi ekran eşliğindeki sesli düşünceleriyle baş başa bırakır. Kendi ifadesiyle, mavi, kendisinin görünür kılınmış karanlığı olur.

Feng Shui’ye göre huzur verip bireyleri rahatlatma özelliğine sahip mavi rengi, dünyada insanların çoğunun en sevdiği renk. Diğer yandan, kurumsal dünyanın resmiyet sınırları içerisinde “güven” aşılamak için tercih ettiği favori renk olma özelliğini de taşıyor. Aynı zamanda bayrakların %53’ünde kullanılan (Kieslowski’ye de selamlar!) ve (özellikle İngilizce) şarkılarda da en sık adı geçen renk. Çoğu kişi için gökyüzünün ve denizin sonsuzluğu üzerinden özgürlüğü ve huzuru, Klein için boşluğu, Jarman’ın ise karanlığını temsil eden mavinin çağrışımları bunlarla da sınırlı kalmamış elbette. Jarman’ın da dediği gibi “Mavi için sınırlar ve çözümler yoktur”…

“Blues” sözcüğü de tahmin edilebileceği üzere “blue”dan, hatta eski bir İngiliz deyimi olan ve çöküntü içindeki insanların ruhlarını ele geçirdiğine inanılan “mavi şeytanlar”dan köken almış ve sıkıntılı, efkarlı ruh hali ile bağdaştırılmıştır. Blues, Google translate’i bile etkilemiş olacak ki; “I have got blues” yazıp hınzırca “Mavilerim var” çevirisini beklerken “Blues var” çevirisi ile karşılaştım. Var blues… Aslında çok da var denemez, en azından Türkiye için. Bu nedenle, 90’larda Türkiye’de blues çalmış ilk önemli grup olan “Blue Blues Band” ve dolayısıyla belgesel film “Blue” (Mavi, 2016) çok değerli.

blue-filmi-kerim-capli-yavuz-cetin“Blue” belgeseli, 1990’da Yavuz Çetin, Batu Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür tarafından kurulmuş olan “Blue Blues Band” grubunu ve trajik şekillerde hayatları sonlanmış olan iki müzik dehasını anıyor. O dönemlerin bizzat içinden ve Hayal Kahvesi’ndeki blues-rock programlarının müdavimlerinden Aylin Aslım, Nejat İşler, Teoman, Ercan Saatçi gibi tanıdık simaların samimi röportajları da filme hoş bir hava katıyor. Röportaj yapılan kişilerin yüzlerindeki gülümseme ve gözlerindeki parıltılardan da anlaşılacağı üzere, Blue Blues Band; yeni müzik türlerinin yanı sıra, düşünce, yaşama, kendini ifade etme tarzları ile imajların da dönüşüm yaşadığı efsane yıllarla bütünleşerek hafızalara kazınmış. Kendilerini müziklerine adamış yetenekli ve bir o kadar da renkli üyeleri ise grubun ismindeki her tondaki maviliklerden ve ilintili melankoliden nasiplerini almış.

Müziği ve işini en ciddiye alan grup üyesi Yavuz Çetin, psikiyatrik sorunlarının da etkisiyle müzik dünyasındaki hayal kırıklıklarını biraz fazla şiddetli hisseden kişi olmuş. Sıkışan köprü trafiğinde rahatsızlığının tetiklendiği varsayılan gitarist, yüksekten korkmasına rağmen Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son vermişti. Yüksek bir yerden atlama dürtüsünü, “anksiyete duyarlılığı” kavramı üzerinden, ölme isteğini tam tersine “boşluğun çağrısı”na yenik düşerek gerçekleşecek bir ölüm korkusuyla bağdaştıran bir takım çalışmalar da mevcut olmakla beraber; yaşananın perde arkasını öğrenemeyeceğimiz tek gerçek olsa gerek. Baba yadigarı Fender Strotacaster gitarıyla babasının izinden giden Yavuzcan Çetin’in aynı zamanda babasına ithafen düzenlemekte olduğu müzik festivali YAVUZfest de çok anlamlı.

Filmin sürprizi ise şüphesiz Kerim Çaplı. “Dünya” çapında eşi benzeri olmayan bir müzik dehası olduğu ifade edilen, Jimi Hendrix’in beraber çalışmak istediği, grupta eş zamanlı olarak davul çalıp solistlik yapan Çaplı’nın ülkemizde pek tanınmıyor olması çok büyük ayıp. Diğer yandan, aşırı yetenekli çoğu uçarı sanatçı gibi iç dünyasındaki kaosun kariyerinde ve hayatının herhangi bir alanında ilerlemesine izin vermemesi ve Çaplı’nın hak ettiği yerlere gelmeden yitip gitmesi ise her açıdan büyük kayıp olmuş.

Günümüzde popüler/alternatif müzik piyasalarının tek vaadi, hiçbir şey vaat etmemek olmuş durumda. Absürd sözlü, kelime oyunlu, kalıcı olmayı hedeflemeyen parçalar, sürreal video klipler ve “sizden biriyim” samimiyetine rağmen “sizi çok da umursadığım söylenemez” tavırlı sanatçılar da bu tutumu doğruluyor ve tüketilmeyi bekliyor. Bu nedenle, gerek 90’lı yıllarda çaldıkları cover parçalarla, gerek üyelerinden Yavuz Çetin’in büyük yankı uyandıran ama ancak vefatı sonrası çıkabilen albümüyle, Blue Blues Band, müzik tarihimizde büyük öneme sahip. Bizlere tüm bu değerleri tanıtan ve hatırlatan “Blue” belgeseli ve izlerken heyecandan hüzne hissettirdiği tüm mavi tonları da keza öyle…

Reklamlar