Kategori: Görüş

Kentler kimin için yenileniyor?

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

kentler basili
Çizim: Pınar Dönmez

Kuşkusuz ki, çevresel ve ekonomik krizler için üretilen her türlü “alternatif” çözümün yenilik temelli (inovasyon) olması, 21.yüzyılın en belirleyici özelliklerinden. Aslında geçmişte de, teknolojik geçiş süreçleri genelde ürün, hizmet veya sistemlerde yenilikçi zihniyetin etrafında şekillenmiştir. Ancak, 21. yüzyılda gerçekleşen teknolojik ve davranışsal geçişler, bu süreçlere addedilen siyasi ve sosyal çağrışımlarla belli duruşları simgeler hale de geldi. Zira bu yenilikler, kapitalizmin – daha öncesinde hiç yaşamadığı kadar yoğun – bir kriz dönemine denk geliyor.

Barbarlıkta yeni ufuklar

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Suriye iç savaşına dair herkesin aklında yer eden en az bir vahşet öyküsü vardır. Örneğin ilk yayınlandığında şok etkisi yaratan canlı infaz videoları 2013 yazı gibi hayatımıza girmeye başlamıştı. Haber sitelerinin ana sayfalarına ilk kez düştüğü gün bu videolardan birini üniversitedeki ofisimizde, arkadaşlarla beraber biz de merakla izlemiştik. Irak kırsalından Suriye’ye seyir halindeki bir kamyon (o zamanlar adı dahi bilinmeyen) Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları tarafından durduruluyordu. Kamyonun içindekiler aşağı indiriliyor ve hangi namazın kaç rekat olduğu gibi İslami bilgilerinin sınandığı sorular soruluyordu. Araçtakiler soruları bilemeyince militanlar bu kişilerin Sünni Müslüman olmadığına kanaat getiriyordu ve birkaç saniye içinde aynı kişilerin yolun hemen kenarında kurşuna dizildiğine şahit oluyorduk. İnfaz sırasında ve sonrasında yükselen tekbir sesleriyle video final yapıyordu. 82 yaşındaki Suriyeli eski eserler genel müdürü ve arkeolog Halid Esad’ın, başından ayrılan gövdesinin Palmira’daki antik Roma sütunlarına asıldığı haberini okuduğum ana kadar, bu yol kenarı infaz videosu Suriye’deki savaşa dair benim aklımda en çok yer eden vahşet öyküsü olarak kalmıştı.

Daha ne kadar kapanabiliriz?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Yan Yol’un ilk programından bu yana, sürekli kutuplaşma olgusundan bahsettik; farklı tematik sohbetlerimizde söz konusu meseleyi sosyo-kültürel zıtlıkların uçurumlaşmasına bağladık. Bu meseleyi çok evirip çevirmek ya da çok sıklıkla söz eder hale gelmek, bende bu yazıyı kaleme alma içgüdüsünü tetikledi. Madem toplum ve kültürle ilgili sohbetlerimizin bir çoğunda kutuplaşmadan bahsetmeden programı kapatamaz hale geldik, o halde bu konu üzerine daha fazla düşünmek, yazmak, çizmek, okumak ve hatta araştırma yapmak da gerekiyor diye düşündüm.

Adalet yürüyüşü ve mitingi üzerine

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

IMG_3566

Adalet Yürüyüşü’ne, kortejin Gebze’den Tuzla’ya yürüdüğü 23. Gününde (7 Temmuz) katıldım. Sabah çok erken otobüsler kalkıyordu, ama ben o saatte oğlumu bırakacak kimse bulamayacağım için normal saatimde uyandım. Hiçbir arkadaşım Adalet Yürüyüşü’ne gitmiyordu. Benim de gidebileceğim son gün o Cuma’ydı, çünkü haftasonu gitsem yine çocuğu bırakma ve ailemin çeşitli üyelerine hesap verme gibi bir zorunluluğum olacaktı. (Ki mitinge giderken bu zorunluluk başıma dert oldu.) Oysa işe gittiğim varsayılan Cuma günü bana aitti.

Robotlar ve sınıfsal etkileri

Ozan Şakar, ozan_til@yahoo.com

isciler_1_web
Çizim: Elif Mercan

Son bir yıldır okuduğum en ilginç ve benim gözümde en önemli haberlerden biri Kaliforniya’dan gelen bir haber. Haber kısaca şu: sensörlerle donatılmış bir robotik kol geliştirilmiş ve bu robot bir hamburger zincirinde ızgara üzerinde pişen hamburger köftelerini çevirmekle mükellef. Son derece basit bir iş yapıyor yani; normalde 16 yaşında, bir günde bu işi öğrenip asgari ücret bile diyemeyeceğimiz bir ücret alarak bu işte çalışanların yaptığı bir iş. Bu haber neden bu kadar önemli peki?

Hatasız düşünebilir misiniz lütfen?

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

img-529125804-cmyk
Çizim: Pınar Dönmez

Bu sıralar babam kendine yeni bir meşgale edindi: Yan Yol’da neler konuşabileceğimize dair bize önerilerde bulunmak. Kah bir kitap tutuşturuyor elime, kah gecenin bir yarısı “ödevimi yaptım” diyerek bir mesaj atıyor bir haber ya da bir makale eşliğinde. En son önerilerinden birisi, Rolf Dobelli’nin NTV Yayınlarından çıkan Hatasız Düşünme Sanatı II oldu. Rolf Dobelli’nin “yapmamamız gereken 52 düşünce hatası”nı kaleme aldığı ilk kitaptan sonra, ikinci bir ciltle bu 52 düşünce hatasına yapmamamız gereken 52 düşünce hatası daha eklemiş. Okuması çok keyifli; şiddetle tavsiye ederim. Hayal gücünüz de zenginse, kendinizi analiz etmeyi de seviyorsanız, kitap ve kitaptaki her bir düşünce hatası daha da keyif veriyor okurken.

Hep o şarkı mı?

Okan Doğan, okando@yandex.com

Türkiye’nin Ermeni sorunu, malum, tarihsel, sosyal, siyasi, diplomatik yüzleri olan karmaşık bir düğümler yumağı. Cumhuriyet tarihinin büyük bir kısmına damgasını vuran mutlak ilgisizlik ve bilhassa da 12 Eylül’den sonra yoğunlaşan hararetli bir inkâr döneminin ardından son on beş-yirmi yıldır bu meseleyle giderek daha çok meşgul olduğumuz, sürekli yeni şeyler görüp işittiğimiz yeni bir uğraktayız. Bu son dönem, belki bağlantılı, belki bağlantısız olarak Türkiye’nin kuruluşundan beri pikapta dönen şarkıların tükenmeseler de tükenmeye yüz tuttuğu ve herkesin Türkiye’ye yeni şarkılar yazmaya heves ettiği bir döneme isabet ediyor ayrıca. Dolayısıyla önümüzde tanıdık seslerin yeni yüzlere, yeni nağmelerin bilindik simalara çarpıp yankılandığı hareketli ve bereketli bir sahne var.

“İsveç’te yaşıyormuş gibi”

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

Arada sırada okuduğum köşe yazılarında karşıma çıkan bu deyimi de/da’nın 8. sayısında Irmak Akman’ın yazısında da gördüm. Yazının tartıştığı şey Türkiye’nin hali dumanlığına tezat, başka havalarda yaşama haliydi. Yazıda beni özellikle meraka sevk eden şey ise başlıktaki deyimin kullanılmış olması ve bununla bağlantılı olarak Irmak’ın 2013’te yazdığı bir yazıdan yaptığı şu alıntıydı:

Mesela ezkaza İsveç’te doğmuş olsak şu anda yaptığımız suya sabuna dokunmayan işleri daha bir gönül rahatlığıyla yapabilir, suya sabuna dokunmayan hayatımızı daha bir gönül rahatlığıyla yaşayabilirdik.

Çözülen ana akım muhalefet ve yükselen Barış Bloğu

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Cumhurbaşkanlığı sistemini içeren anayasa değişikliği paketinin 16 Nisan’da oylanacağı referandum, meclisten geçtiği andan itibaren gündemde hakimiyetini kurdu. İki ayı aşkın süredir hemen hemen herkes “Evet” ve “Hayır” tercihlerini, değişiklik paketinin içeriğini ve kimin ne tür bir tercih yapacağını tartışıyor; neredeyse haftalık olarak yayınlanan anketleri takip ediyor. Son birkaç yıldır iyiden iyiye otoriterleşen iktidarın da etkisiyle kırılmalar yaşayan toplumun farklı alanlarda ve farklı biçimlerde referanduma dair görüşlerini yansıttığı görülüyor: futbol maçlarının tezahüratlarından sosyal medya fenomenlerinin videolarına, halk konserlerinde söylenen şarkılardan işçilerin tercihleri temalı fotoğraflarına kadar çoğu zaman yaklaşan referanduma gönderme yapıldığını görüyoruz.

7 Haziran’dan 16 Nisan’a

Volkan Çolak, volkancolak91@gmail.com

web

Tarih 19 Mayıs 2015. 7 Haziran seçimlerine sayılı günler kala HDP’nin Adana ve Mersin seçim bürolarına eş zamanlı saldırı olmuş, ben de geçmiş olsun demek için yaşadığım ilçedeki seçim bürosunu ziyaret etmiştim. Bürodan ayrılırken cama yapıştırılmış olan Selahattin Demirtaş’ın resmi dikkatimi çekti. Beni uğurlayan ilçe başkanı Duygu Tuna’dan fotoğrafımı çekmesini rica ettim ve ortaya böyle bir resim çıktı. Fotoğrafta yanaklarından makas aldığım HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş şu an Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde tutuklu ve “terör örgütü yöneticiliği yapmak” suçlamasıyla 142 yıl ile yargılanmakta. Fotoğrafı çeken Duygu Hanım ise artık aramızda değil. 20 Temmuz 2015 günü gerçekleşen Suruç saldırısında yaşamını yitirdi.