Kategori: Toplum

Nükleer tehditle yaşamak

Özge Taylan, taylan.ozge@gmail.com

kore1 cmyk

DMZ- 3 Kasım 2017
Kalabalık bir grup arkadaşımla, DMZ gezisine katıldık. O kadar fırtına ve yağmur vardı ki, güç bela gözlem yerine çıkabilen birkaç kişiden biriydim. İçeri girdikten sonra kurulanırken, Koreli yaşlı bir teyze benimle sohbet etmeye başladı. Klasik “nereden geldin”, “gezgin misin”, “hangi okulda okuyorsun”, “mesleğin ne” gibi soruları ile ilerleyen muhabbetimiz sonrasında bu anahtarlığı bir kesenin içinde, barışı ne kadar çok istediklerini belirterek verdi: Gun of Heart/Kalbin Silahı.

Sınıra takılmış bir gezi yazısı

Beril Açıkgöz, berilacikgoz@gmail.com

Beril Acikgoz cmyk
Görsel: Beril Açıkgöz

Burası Romanya-Macaristan sınır karakolu. Arad’ın bir şehrindeyiz ama tam olarak neresi bilmiyorum. Saat gece üçü biraz geçiyor. Vizemizin Romanya’ya girmek için uygun olmadığı gerekçesiyle apar topar trenden indirildik. Arkadaşım çok gergin, yüzü beyazlamış, eli ayağına dolaşmış durumda. Bense kaç gündür uykumu alamamanın verdiği bezginlikle yataklı vagonun cânım ranzasından güç bela kalkabildim.

Göç yolları

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Son zamanlarda İstanbul’dan göç edip hayatına daha küçük şehirlerde devam etme kararı alan insanlarda hızlı bir artış olduğunu, bu durumla daha sık karşılaşmaya başladığınızı fark etmişsinizdir. Ben de yakın zamanda bu kervana katıldım ve İstanbul’u bırakıp Muğla-Fethiye’deki Kayaköy isimli sakin tatil beldesine yerleşmeye karar verdim.

Bu kararı almak kolay olmadı tabi ki. Bu süreçte karşıma çıkan muhtelif soru işaretleri ve belirsizlikler ve bu soru işaretleri ile belirsizliklerin yarattığı bilumum endişe ve korku mevcuttu. Fakat bir şekilde korku ve endişelerime rağmen bu kararı alabildim. Kayaköy’e yerleşir yerleşmez de benim geçtiğim yollardan benden önce geçmiş bir sürü insan olduğunu gözlemledim. Sonrasında ise sürecin onlar adına nasıl işlediğini, ne gibi endişe ve korkularla karşılaşarak benim aldığım kararı alabildiklerini ve halen mücadele ettikleri endişe ve korkuları olup olmadığını öğrenmek için onlarla görüştüm.

Eşitsizliğin evrensel dili: Kaygılar

Nihan Akyelken, n.akyelken@gmail.com

nihan cmyk2
Çizim: Pınar Dönmez

Ekonomik büyüme için kullanılan ölçütler ve büyümenin nasıl yorumlanması gerektiği hakkındaki tartışmalar 2008 sonrası dönemde daha da hareketlendi. Hatta nasıl büyüyoruz, kimler bu büyümeden faydalanıyor, kalkınma politikaları ne kadar kapsayıcı gibi ülkeler ve bölgeler ölçeklerindeki sorular, kişisel sorgulara evrildi. Ne tüketiyoruz, ne istiyoruz, neye ihtiyacımız var, neye sahibiz, neye sahip olmak istiyoruz ve neden? Modern dünyanın bu müthiş önem taşıyan tartışmaları her zamankinden daha değerli; zira günlük hayatın kaygılarını doğrudan var eden eşitsizlik eğilimleri gittikçe daha belirginleşti.

“Korku bilgidir, onu yoksaymayın”

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

aylin yazi gorseli
Üst kapağında “korku bilgidir, onu yoksaymayın” yazan bir kuru üzüm kutusu fotoğrafı.

 

Birini beklerken vakit öldürmek için kitapçılarda boş boş gezinirken ilk olarak “inceleme” başlıklı raflara yöneliyorum. Bu raflarda onlarca, hatta yüzlerce yıldır ulusal/küresel kamuoyundan özenle saklanmış çeşitli hakikatlere açılan aydınlık bir geçit, KDV dahil aşağı yukarı 14,99 TL karşılığında aralanabilen bir sır perdesi oluyor. Güncel siyasete yön veren Tapınak Şövalyeleri’nin sıralı tam listesini, aramızda kamufle halde yaşayan uzaylıların kaç tanesinin Müslüman olduğunu veya Atatürk’ün hiç bilinmeyen sürpriz kimliğini bu rafların açtığı ayrıcalıklı portal sayesinde öğrenebiliyor, hakikate uzanan meşakkatli yolda gafil dostlarınıza tur bindirmenin haklı gururunu yaşayabiliyorsunuz. Bu rafların olmazsa olmazlarından, -biraz da abartarak parodisini yaptığım- komplo teorisi içerikli bu kitapları ben de hayli komik buluyor ve vakit geçsin, eğleneyim falan diye inceliyorum, evet; ama bu yazıyı da aslında bu kitapları yermek, onlarla dalga geçmek için yazmıyorum. Aksine, kulağa ne kadar akıldışı gelirlerse gelsinler, çoğu zaman korku ve güvensizlik hislerinin ürünü olarak hayatımıza katılan komplo teorilerine neden gülüp geçilmemesi gerektiğini özetlemeye çalışmak istiyorum.

Güvenliğin bedeli

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

 

GuvenliginBedeli cmyk
Çizim: Elif Mercan

 

Yan Yol takipçileri ve de/da fanzin okurları bileceklerdir, toplu taşıma ve güvenlik üzerine araştırmalarımı son zamanlarda daha da yoğunlaştırdım. Irmak da geçenlerde benimle the Guardian’da yayımlanan “Paying to Stay Safe: Why Women Don’t Walk As Much As Men” başlıklı makaleyi paylaştı. Bu makalede Talia Shadwell, Stanford Üniversitesi’nde hareketlilik eşitsizliği üzerine yapılan araştırma dizisinin bulgularını derlemiş. Tim Althoff, Rok Sosic ve Jennifer Hicks’in öncülüğünde araştırmalarını yürüten ekibin bulgularına göre, kadınların erkeklere göre daha az adım attığını ortaya koymuş. İlk akla gelen muhtemel sebeplerin (tembellik, fiziksel farklılık vs.) aksine bu durumun kişisel güvenlik ve güvenlik kaygılarından ortaya çıktığını belirtiyorlar.

Hukuksuzluk, suç korkusu ve güç açlığı

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Önceki sayfalarda gördüğünüz anketin sorularını hazırlarken, bir kaygı kaynağı olarak seçeneklerden birine “hukuksuzluk” yazdım ama tam olarak ne demek istediğimi de açıklama gereği hissettim. Hukuksuzluk ne demektir? Haksızlık nasıl tecelli eder? Parantez içinde, bence çok açıklayıcı olan şu tanımı yazdım: Hukuksuzluk haksız yere suçlanmak ve suçluların cezasız kalmasıydı. Bu yazıda, suçluların cezasız kaldığını (ya da korunmadığı için göz göre göre öldürülen kadınları, çocukları) gördüğümüzde neler hissettiğimizi ve güvensizlik duygusuyla baş etmek için başvurduğumuz yolları anlatmaya çalışacağım.

Neden korku filmi izlemiyorum?

Ali Açıkgöz, aliacikgz@gmail.com

“Korkmamalıyım. Korku, aklın katilidir. Korku, topyekûn yok oluşa götüren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim.” Frank Herbert, Dune (1965)

Ali cmyk
Çizim: Elif Mercan

Kurgu karakter Paul Atreides, kendisinin evreni geleceğe taşıyacak mesih olup olmadığını öğrenmeye gelen bir rahibe/cadı tarafından sınava tabi tutulurken, aklından yukarıdaki sözleri tekrarlar durur. Rahibe Paul’ü elini bir kutuya sokması için ikna etmiş; ardından Paul’ün kutudaki eline bir iğne ile dokunmuştur. Rahibe sınavın bir aşaması olarak Paul’ün beynine psişik işkence uygulamaya başlar. Paul için bu işkencenin en önemli etkenleri eline dokunan iğneden yayılan büyük acı ve bu acının kendisini öldürmesinden korkmasıdır. İçgüdüsel olarak elini kutudan çıkartıp kurtulmak ister. Ancak elini hareket ettirirse iğne eline batacak, iğnedeki zehir kendisini gerçekten öldürecektir. Paul kendine yaptığı telkinle acının sadece zihninde olduğuna inanmayı başarır ve elini kutudan çekmeyerek sınavın sonuna kadar dayanır.

Sınıflarda ışıksız

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

eğitim yazısı basılı
Çizim: Pınar Dönmez

Sonbaharı çok severim. Özellikle Türkiye’de rehavet içinde geçen sıcak yaz aylarından sonra herkes işine döner, aradığınız kişiyi yerinde bulabilmeye başlarsınız, işler yürümeye başlar. Okulu bitirdiğimden bu yana 10 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Eylül ayının ilk serin rüzgarları bana hep okula dönüşü çağrıştırır.

Barbarlıkta yeni ufuklar

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Suriye iç savaşına dair herkesin aklında yer eden en az bir vahşet öyküsü vardır. Örneğin ilk yayınlandığında şok etkisi yaratan canlı infaz videoları 2013 yazı gibi hayatımıza girmeye başlamıştı. Haber sitelerinin ana sayfalarına ilk kez düştüğü gün bu videolardan birini üniversitedeki ofisimizde, arkadaşlarla beraber biz de merakla izlemiştik. Irak kırsalından Suriye’ye seyir halindeki bir kamyon (o zamanlar adı dahi bilinmeyen) Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları tarafından durduruluyordu. Kamyonun içindekiler aşağı indiriliyor ve hangi namazın kaç rekat olduğu gibi İslami bilgilerinin sınandığı sorular soruluyordu. Araçtakiler soruları bilemeyince militanlar bu kişilerin Sünni Müslüman olmadığına kanaat getiriyordu ve birkaç saniye içinde aynı kişilerin yolun hemen kenarında kurşuna dizildiğine şahit oluyorduk. İnfaz sırasında ve sonrasında yükselen tekbir sesleriyle video final yapıyordu. 82 yaşındaki Suriyeli eski eserler genel müdürü ve arkeolog Halid Esad’ın, başından ayrılan gövdesinin Palmira’daki antik Roma sütunlarına asıldığı haberini okuduğum ana kadar, bu yol kenarı infaz videosu Suriye’deki savaşa dair benim aklımda en çok yer eden vahşet öyküsü olarak kalmıştı.