Kaynama Noktasi
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Lojmanın bahçesindeki çam ağaçlarının altında oturuyorduk. Altıgen şeklindeki beton piknik masalarından birindeydik. Gölgeye sığınmıştık. Güneş en tepeye çoktan varmıştı. Hava giderek daha da ısınıyordu. Okul uniformasının kumaş pantalonu içerisindeki bacaklarımın terlemeye başladığını damla damla hissedebiliyordum. Öğlen aralarında eve gidip yemek yememi sağlayacak izin belgemle okul bahçesinden çıkıp lojmana girmiştik. Çok kolay olmuştu. En azından bu kısmı…

Lojmanın bahçesinde yemek yiyor oluşumuzu panik içinde tasarlamıştım. Evde yiyemezdik. Eve yaklaşık altı ay evvel icra memurları gelmişti. Bazıları alabildiğini almış, diğerleri ise götlerine baka baka geri dönmüştü. Evde bir takım eşyalar kalmıştı. Bir takım eşyalar ve dört kişilik çekirdek ailemiz güzel bir ekip olmuştuk. Ben nerdeyse bomboş kalmış salonu kendime oda olarak tahsis etmiştim. Salonda yaşıyordum. Bu kadarını bilmen gerekmezdi. O yüzden seni bahçede ağırlamaya karar vermiştim.

Revolution
Fotoğraf: Canan Gündüz

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Korkuyorduk, hoşgörüsüz ve yargılayıcıydık. Keşfedip de çok beğendiğin bir şarkıyı herkese duyurmak için sosyal medyada paylaşmak istiyordun ama şarkıyı söyleyen grubun etnik kökenleri ve güncel haberler, politik nedenler nedeniyle vazgeçiyordun birilerinin saçmasapan bir yorumuna maruz kalmamak ya da senin üzerinden kendilerine bir platform oluşturacakların tartışmalarına mahal vermemek için.

Büyük Burhan
Fotoğraf: Mithat Erdoğan

Mithat Erdoğan, mithaterdogan3984@gmail.com

Adım Burhan. Yirmi iki yaşındayım. İşletme mühendisliğinde İngilizce hazırlığı bitirip birinci sınıfa bu sene geçtim. Babamın yirmi yedi senedir işlettiği kasap dükkânında on beş senedir bilfiil görev almaktayım. Son üç senedir artık iyiden iyiye sıkılmaya başlamış olsam da dükkânda çalışmaktan gocunduğumu söyleyemem. Gerçi pek sesimi çıkar(a)mıyordum ama son dönemlerde karşıma kaytarmak için çıkan her fırsatı değerlendirmek işime geliyordu.

Çünkü okulda bir kız vardı. Zaten okullarda genelde kız olur. Ama bu kız beni çok heyecanlandırıyordu. Adı Süheyla idi. Babaannesinin adından nasiplenmiş. Tipik erkek egemen geleneksel Türk ailesi şablonu. E benim babamın da isminin Burhan olduğunu düşününce bu durumu kınayacak durumda olmadığımı takdir edersiniz. Gerçi babamın yaptığında narsistik bir durum da yok değildi. Evet, narsist bir kasabın ilk çocuğuydum ve bu gerçekle baş etmekle ilgili de bir sorunum yoktu.

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

George Bernard Shaw, 1911 yılında yazdığı Doktorun Dilemması oyununun önsözünde şöyle der: “Aklı başında bir milletin, fırıncılara ekmek pişirmeleri için para vererek ekmek üretiminin sağlanabileceğinden hareketle, bir cerraha kestiği bacağınız üzerinden para vermesi, insanın siyasi insaniyetten umudunu kesmesine yetiyor.” Bu sözden iki sonuç çıkarmamız mümkün: Birincisi, performans sistemi, sağlık sistemlerinin sağlığı iyileştirmek ve korumak amaçlarıyla her zaman bağdaşmıyor. İkincisi performans sistemiyle ilgili sorunlar, sadece Türkiye’ye ve günümüze özgü değil.

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Afili adıyla “devlet hizmet yükümlülüğü” olarak adlandırılan kavram, doktorlara diplomalarını alıp mesleklerini icra edebilmeleri için şart koşulan zorunlu hizmete; hatta halk arasındaki adıyla “şark hizmeti”ne karşılık gelmektedir. Tıp fakültesini bitirdikten sonra pratisyenlik zorunlu hizmeti, uzmanlık eğitimi alırsan sonrasında ikinci bir zorunlu hizmet, hatta uzmanlık üzerine yan dal da yaparsan, üçüncü bir zorunlu hizmet ile akademik kariyer hedefleyerek okudukça okuyan idealist doktor ödüllendirilir. Günümüzde ise, zorunlu hizmet, şark hizmeti ile aynı tanıma kavuşmuştur. Örneğin Şubat devlet hizmet yükümlülüğü kurası münhal kadroları incelendiğinde, Şırnak, Hakkari, Diyarbakır, Mardin, Ağrı gibi gündemin coşkuyla yaşandığı illerin büyük yer kapladığı görülmektedir. Tabii ki de herkesin sağlık hizmeti alma hakkı vardır ancak öğretmenlere şehri terk etme izni verilen, sivillerin yok uğruna öldüğü ve itibarsızlaştırılan doktora şiddetin meşrulaştırıldığı günümüz düzeninde, terörün ve kaosun içine kim göz göre göre gitmek ister ki? Senelerce dünya meselelerinden izole asosyal bir öğrenim hayatı sürmüş olan doktorlar, meslekleri gereği savaş dahil tüm koşullarda hastalara derman olmaya devam etmek zorundayken; öğrencilikte koptukları gerçeklikle aralarındaki mesafeyi fersah fersah kapatıp kendilerini tüm olayların ve de politikaların merkezinde buluyorlar, ne ironik!

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Günümüzde kentler kontrol edilemez hızlarda büyürken, aynı kentte yaşayan farklı topluluklar da her geçen gün birbirinden kesin ve keskin sınırlarla ayrışmaya devam ediyor. İstanbul gibi kentler, bir araya gelemeyen, birbirinden korkan, fakat birbirine sadece komsu hayatlar süren topluluklar arasında paylaşılamayan bir meta haline geliyor. Birbirine komşu ve farklı hayatlar yaşayan bu topluluklar, birbirlerine sataşıyor, birbirlerini farklı “silahlarla” tehdit ediyor, sonuç ise kendi içine daha da kapanan ve kendinden farklı gördüğü ya da tanımadığı diğer gruplarla arasında daha da keskin bariyerler oluşturan “faşist cemaatler”…